Vatan özlemi

23 yıllık göçmen arkadaşımın dillendirdiği gibi, istediğiniz kadar uyum sağlayın, doğduğunuz, büyüdüğünüz yer, sizi şekillendirmeye, sizin referans noktanız olmaya hayatınız boyunca devam ediyor.

" Burası garip bir şekilde beni hem mutlu ediyor ve rahatlatıyor, hem de hüzünlendiriyor" diyor. "Sıcaklık mı, ışık mı, sesler mi tam olarak bilmiyorum, ama bir nedenle kendimi evimde gibi hissediyorum ve vatanımı çok özlüyorum".

Bunu söylediğinde 23 yıldır anavatanından uzakta. Şimdi 50'li yaşlarında olduğuna göre, erişkin yaşamının büyük bölümünü İngiltere'de geçirmiş. Sakin, yeşil bir şehirde, iyi koşullarda, psikiyatrist olarak mesleğinde başarıdan başarıya koşarak yaşıyor; karısı ve çocukları orada . Can pazarıyla ülkesinden kaçmış değil, aç bilaç bir göçmen kampına sığınmış değil.

Ama 23 yıl sonra bile, İstanbul'a geldiğinde , doğduğu yeri, Güney Afrika'yı özlüyor. Kendini yeni ülkesinden daha fazla evinde hissediyor.

İşin garip tarafı, bir gün Güney Afrika'ya geri dönse, büyük bir olasılıkla, bu sefer İngiltere'yi özlerdi.

Ülke ve hatta şehir değiştirmek garip bir şey. İnsan kendisi yaşamadan önce, eğer daha iyi koşullar için ve geçici bir süreyle göç ettiyse, bunun kolay olduğunu sanıyor. Belki de bu yüzden, dünya erişkin  nüfusunun neredeyse dörtte biri, başka bir ülkede yaşamak istiyor.

Oysa, isteyerek bile taşınsanız, uzunca bir süre vatan özlemi çekiyorsunuz, gittikten kısa bir süre sonra, ülkenizin havasını, güneşini ya da yağmurunu, sizi kızdıran trafiğini ve insanlarını, kısacası, iyi ve kötü her şeyini özlüyorsunuz. Bu bazı durumlarda zihin ve beden sağlığınızı tehlikeye bile atabiliyor. Depresyon, şizofreni, kaygı bozuklukları göçmenlerde geldikleri ve taşındıkları ülkelerin ortalamasına göre çok yüksek.

Ama klinik olarak hastalanmasınız bile,  ev özlemi, en azından ilk zamanlarda hayatınızı zindan ediyor.

Vatan özlemi, Homeros'un destanlarından beri bilinen bir şey. 1800'lü yıllarda Avrupa'dan Amerika'ya yerleşilirken, vatan özlemi bir psikiyatrik durum olarak merakla araştırılmış. Ama ilginç bir şekilde, günümüzde göçmenliğin zorlukları daha az incelenir ve dile getirilir olmuş.

Bu işin uzmanları, büyük çabalarla yeni bir ülkeye kapağı atan kişilerin, ayrımcılığa maruz kalmamak için yaşadıkları zorluklardan bahsetmemeye çalıştığı görüşünde. "İşte pırıl pırıl parkların, güzel okulların olduğu bu demokratik ve zengin bir ülkeye geldin işte, daha ne şikayet ediyorsun?" "Skype, telefon her şey emrine amade, hala neden ülkeni özlüyorsun?" denilmesinden korkan, işin kötüsü kendi kendilerine de bu eleştirileri yapan göçmenler, mümkün olduğunca kolay entegre olmuş görünmek için, vatan özlemlerinden bahsetmemeye çalışıyorlar.

Oysa doğduğumuz günden itibaren, kendimizle ilgili algılarımız, yaşadığımız yer ve çevremizdeki insan ilişkileri ile şekilleniyor. Ve şehir veya ülke değiştirmek, tüm dünyayı algılamamızı sağlayan o filtrenin ortadan kalkması demek. Evimiz saydığımız yerin sesi, renkleri ve dokularını içindeyken fark etmiyoruz. Onları anlamak ve yorumlamak için bir enerji harcamıyoruz.

Ama evimizden uzağa gittiğimizde, aynı şehirde yeni bir işe başlamaktan çok daha fazla şey değişiyor. Günlük hayatın her anında zihnimiz bize "sen vatanında değilsin, bilinmeyen topraklardasın, burada her an başına tehlikeli bir şey gelebilir, her ayrıntıya aşırı dikkat etmelisin!" diyor. Bu yüzden, farklı bir ülkeye giden insanlar psikiyatrik olarak hastalanmasalar bile aşırı şüpheci tutumlar geliştirebiliyorlar.

Ve iyi bir şey için, isteyerek ve geçici olarak gitseniz bile, geride bıraktığınız yer  için yas tutuyorsunuz. Dolayısıyla yasın tüm aşamalarından geçiyorsunuz. Önce bir şok hali. Sonra sürekli buraya geliş nedeninizi sorgulamak. Eviniz ile yeni yerinizi karşılaştırıp evinizi yüceltmek. Sonra , eğer yeterince uzun süre kalırsanız, bu sefer öbür uca kaymak, yeni yerinizi beğenip, evinizin zorluklarını hatırlamak. Zamanla, bir miktar hüzün ve özlemden sonra, her iki yeri de gerçekçi bir yere oturtup alışmak. Ve kalacak mısınız gidecek misiniz  karar vermek. Her koşulda artık değişmiş bir insan haline gelmek.

Sonuçta, 23 yıllık göçmen arkadaşımın dillendirdiği gibi, istediğiniz kadar uyum sağlayın, doğduğunuz, büyüdüğünüz yer, sizi şekillendirmeye, sizin referans noktanız olmaya hayatınız boyunca devam ediyor. Dolayısıyla, uyum sağlamak için öncelikle vatan özleminin zayıflık olmadığını anlamak gerek. Sonra da hissettiğimiz yalnızlık, özlem ve mutsuzluğun yeni yerden değil, göç etmenin kendisinden kaynaklandığını ve büyük oranda geçici olduğunu kabul edince, en azından sağlıklı bir yas sürecine adım atabilmek mümkün.