2 konuşma 3 seçim

Bu hafta Başbakan, demokratikleşme paketini açıklayacak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise TBMM'nin açılışında konuşacak. İki konuşma, yerel ve genel seçimler ile Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin senaryolar hakkında ipucu verecek.
2 konuşma 3 seçim

Bugün Pazar. Eylül ayının sondan ikinci günü. Hava güzelse, tadını çıkarın.
Çünkü 1 Ekim Salı gününden itibaren yaklaşık bir buçuk yıl sürecek baş döndürücü bir dönem başlayacak. Siyaset fırtınası, ülkeyi kasıp kavuracak. Mesaj ve vaat yağmurları, tartışmalar, bitmek tükenmek bilmeyen seviye sıkıntılı polemikler, karşılıklı suçlamalar, gazetelerle, internetle, televizyonla sızacağı evinizden hiç çıkmayacak. Sırf, o sandığın başına gittiğinizde mührü basacağınız, tercih edeceğiniz yer olabilmek için... 

Birinci konuşma
Dönemin açılışını 30 Eylül 2013 Pazartesi Başbakan Tayyip Erdoğan yapacak. İktidarları süresince hazırladıkları demokrasi paketlerinin beşincisi ile huzurlarınızda olacak. Sizin için uygun buldukları, hayatınızı kolaylaştıracağına inandıkları yasal düzenlemeleri tek tek sıralayacak. Kürtleri, Alevileri, Romanları, mütedeyyinleri ‘cumhuriyetin kötü alışkanlıklarından kurtaracak’, ‘kazandıracak’, biraz daha ‘özgürleştirecek’ daha yeni bir yaşam vaat edecek.
İçeriği konusunda çok haber okudunuz, dinlediniz. Yine de son ve kesin halini öğrenmek için pazartesi günü saat 11’de televizyonunuzun başına geçin. Arkanıza yaslanın ve kumandadaki herhangi bir tuşa basın. Nasıl olsa bütün kanallar canlı yayımlayacaktır. Neredeyse her gün canlı canlı dinlediğiniz Başbakan’ı pazartesi günü dinlerken;
Kiminiz duyduklarınız karşısında ayağa kalkıp “Helal olsun” diye bağırmamak için kendinizi zor tutacak. Nihayetinde sizin yerinize oturup düşünmüş, sorunlarınıza çareler üretmiş bir hükümetiniz ve Başbakanınız olmasından haz duyacaksınız.
Kiminiz, 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi “Yetmez ama evet” diyecek.
“Bu muymuş” demekten kendini alamayacak bir grup mutlaka çıkacak. Kiminiz, yanınızdakine dönüp, iki aydır gündemden düşmeyen paketin, zaten gündelik hayatta olan bazı durumların adının konulmasından öte bir adım olmadığını anlatacaksınız.
Dördüncü bir grup ise “Yeni adımlar 90 yıllık cumhuriyet düzenine vurulmuş yeni bir darbedir” diye feveran edecek.
Bu dört tepkiden biri diğerlerinden fazla olacak ve Türkiye’nin önündeki üç seçimin sonuçlarına yansıyacak. Tıpkı 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi. 2009 seçimlerinde oy oranı yüzde 38’e düşen bir partinin referandumda yüzde 58 destek bulup, 2011 seçimlerinde yüzde 50 oy alması tamamen referandumun yarattığı ‘reform’ algısına bağlıydı.
Şimdi de önümüzde 3 ayrı seçim var ve toplumsal gerilimin zirvede olduğu bir dönemde, büyük bir siyasi öngörü ve deneyimle yola çıkılarak yine ‘reform’ kartı masaya sunuluyor. 

İkinci konuşma
1 Ekim 2013 günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yedinci ve (muhtemelen) son kez TBMM Genel Kurulu’ndan Türkiye’ye seslenecek. Toplumsal gerilimin dinamiklerini analiz edip çözümün daha fazla demokraside olduğunu anlatacak. Her yıl olduğu gibi, zaman zaman (başta Mısır ve Suriye gibi konularla ısınan dış politika olmak üzere) hükümetin politikalarını diplomatik mesajlarla eleştirecek. Ekonomide, yaklaşan seçimleri de hesaba katarak popülist politikalara kapılmayıp mali disiplinden ödün vermemeleri için ekonomi kurmaylarını uyaracak. Uzun tutukluluk gibi sorunların, yargı kararlarıyla ilgili tartışmaların altını çizerek adalet duygusunun pekişmesi için yapılması gerekenleri sıralayacak. Daha uzatabilirim ama siz en iyisi salı gününü bekleyin ve Gül’ün konuşmasını sindire sindire dinleyin. 

Ve 3 kritik seçim
Şimdi gelelim, bu iki konuşmanın sembolik önemine ve önümüzdeki siyasi tabloyla ilgisine...
3 dönem kuralı nedeniyle 2015’te milletvekili, dolayısıyla da başbakan olamayacak Erdoğan’ın demokratikleşme paketi açıklarken vereceği mesajlar, sık sık telaffuz ettiği ‘2023 Vizyonu’nun bir parçası. Büyük ihtimalle 28 Ağustos 2014 günü Çankaya Köşkü’ne çıkmayı planlıyor. Haliyle de Mart 2014’te yapılacak yerel seçimlerden maksimum başarı ile çıkmayı arzuluyor. O nedenle son dönemdeki gerilim ortamının neden olabileceği oy kayıplarını gidermesi, daha iyimser söylemle mevcut oylarını koruması gerekiyor. Erdoğan’ın bazı kurmayları tarafından da paylaşılan genel kanı, bunun en önemli yolunun ‘normalleşme’ ve normalleşmenin en önemli adımının da reform olduğu yönünde.
Diğer taraftan AK Parti’nin başında Erdoğan olmadan 2015’teki seçimlerde başarılı olması, daha somut söylemek gerekirse Turgut Özal cumhurbaşkanı olunca ANAP’ın düşüşe geçmesi durumunu yaşamaması biraz da Mart 2014’te alacağı oy oranına ve Erdoğan’ın partiyi kime emanet edeceğine bağlı.
İşte bu noktada da Gül kürsüye çıkıyor. Gül’ün TBMM’de Cumhurbaşkanı sıfatıyla yapacağı son konuşmanın, ‘siyasete veda’ konuşması olmayacağını tahmin etmek zor değil. Şahsi öngörüm, Gül’ün konuşmasının, “Türkiye’nin siyasi geleceğinde ben de varım” mesajını içereceği yönünde.
Zira, Erdoğan’ın siyasi gücü ile karşılaştırmak zor olsa bile Erdoğan’sız AK Parti’nin 2015 seçimlerinden itibaren ANAP gibi düşüşe geçmemesi için Gül’ün liderliğine ihtiyaç duyacağı kesin.
Diyeceksiniz ki “Türkiye sadece bu iki isme mi mahkûm. Başka siyasetçi çıkaramıyor mu?” Haklı bir soru ama o sorunun yanıtını da en erken Mart 2014’te görebileceğiz.