'6. Bölge'de çözümün adı bile yetti

Bakan Yılmaz, '6. Bölge'de (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) yılın ilk 3 ayında sabit yatırımların yüzde 200 arttığını söyledi. Genç nüfusu bölgenin 'en önemli avantajı' olarak görülüyor.
'6. Bölge'de çözümün adı bile yetti

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, kendilerinin teşvik paketinde ‘6. Bölge’ diye isimlendirdiği Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde 2013’ün ilk üç ayında sabit yatırımların yüzde 200 arttığına dikkat çekerek “Çözümün adı bile yetti” dedi.

Sinerji bakanlığı

Kalkınma Bakanlığı, icracı bakanlık olmadığı için günlük yaşamımızda pek görünmez. Oysa, Türkiye’nin geleceğine, ekonomisine, kalkınmasına ilişkin bütün çalışmalar, projeler, planlar, büyük bir sinerji içinde Kızılay yakınlarındaki o yüksek binada yapılır. Bu yüzden Bakan Cevdet Yılmaz bir çeşit ‘Sinerji Bakanı’. Çok yoğun programı içinde Yılmaz’la Türkiye’nin gelecekteki barışını, kalkınmasını, nüfusunu konuştuk. “Çözümün ekonomi ve kalkınma boyutu çok önemli” diyor Yılmaz. Bakan Yılmaz, bölgedeki çatışma ortamının birçok açıdan büyük maliyetler yarattığına işaret ederken kendisine “Süreç başarıya ulaşırsa neler yaşanır” sorusunu yöneltmemek olmaz. İşte Yılmaz’ın yanıtı:

“Maliyetler ortadan kalkacak, yeni imkânlar ortaya çıkacak. Uzun yıllardır kullanılmayan potansiyel daha hızlı ortaya çıkacak. Türkiye’nin yeni pazarlara açılma sürecinde bu bölge geçmişten daha avantajlı. Genç nüfus potansiyeli bu bölgede daha iyi. Bölgede zaten bir teşvik politikamız var. Sadece GAP’ta 5 yılda 400 bin istihdam oluştu. İhracat 8 milyarı aştı. Terör nedeniyle etkili olamayan teşvikler, hiçbir şey yapmasak bile huzur ortamında çalışmaya başlayacak. İlk üç ayda 6. Bölge dediğimiz terörden etkilenen bölgede sabit yatırımlar yüzde 200 arttı. Çözümün adı bile yetti.”

Ankara’da oturup bölgedeki illere proje dağıtma taraftarı olmadıklarını söylüyor Yılmaz, bunun yerine yerel ve bölgesel kalkınmayı öne çıkarıyor. Peki bu modelde hangi iller neyle öne çıkacak? Yılmaz’ın yanıtlarından şu anlaşılıyor: Van Gölü havzası, kayak merkezi, yeni alınan feribotlar ve inşa edilen Urartu Müzesi gibi unsurlarla turizm sahası olacak. Aynı şekilde Ağrı Dağı, tarihi kentsel dokusu ortaya çıkarılmaya başlanan Erzurum, Şanlıurfa ve Diyarbakır da turizm cazibe merkezlerine dönüşecek. Muş Ovası gibi, bölgedeki ovalar, verimli araziler, yeni dönemde gıda ve tarımsal üretimin merkezi olacak.

Hedef, yerel ve bölgesel kalkınma

Yılmaz, bu projeksiyonların hedefini şöyle anlatıyor: “Bölgede, batıda ne varsa aynısına sahip kentsel doku yaratmaya çalışıyoruz. Ancak, nitelikli insanı ve nitelikli sermayeyi cezbeden bölge kalkınır. Bu da eğitim, sağlık, trafik gibi öğeleriyle kentsel ortam gerektiriyor. Yani yeni planlarımızda kentleşme ciddi bir unsur. Yerel cazibe merkezleri çok önemli. Nüfusu mutlaka ülkeye yaymalıyız. Yoksa Urfa’daki problem İzmir’e, Hakkâri’deki problem Adana’ya, Mersin’e taşınır. İnsanlara doğdukları yerde iyi yaşamanın koşullarını hazırlamak lazım. Yerel ile merkezin bilgisini birleştiren bir kalkınma sürecini yaratmaya çalışıyoruz.”

‘Özel sektörden şikâyetçiyim’

Bakan Yılmaz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi konusunda büyük sermayeden sikâyetçi olduğunu saklamıyor. Kamu olarak GAP ve DAP bölgelerindeki yatırımları arttırdıklarını ve Türkiye ortalamasını yakalamak için o bölgeye pozitif ayrımcılık yaptıklarını vurgulayan Yılmaz, özel sektörle ilgili şikâyetini şu sözlerle dile getirdi: “Sadece kamu yatırımı ile dengeyi sağlayamayız. Büyük sermaye artık bu bölgelere daha fazla yatırım yapmalı. Ancak ben büyük sermayeyi bölgesel yatırımlarda göremiyorum. Bizim büyük sermaye, parasını daha kolay alanlarda değerlendirmeyi tercih ediyor. Belki zahmetli, kabul ediyorum ama belli riskler içerse de biraz yorulup, biraz analiz yapsalar, bir iki yıl sabretseler bölgede daha fazla kârlılık elde edecekler. TÜSİAD, TUSKON, MÜSİAD gibi yapıların bu konularda çaba sarf etmesi gerekir. Biraz geri kaldılar.”

Darbeler nüfusa da darbe vurdu



Konu planlama olunca, üç çocuk talebinin rakamsal perde gerisini konuşmamak olmaz. Yılmaz’ın TÜİK’in son nüfus ve hane araştırmasından seçerek verdiği bazı rakamlar şöyle:

Doğurganlık hızı 2.1’in altına düşerse, nüfus kendini yenileyemiyor. Türkiye’de bu rakam 2.08’e düşmüş.

Yaş ortalaması 30’u geçti. Güneydoğu ve Doğu’da 20’li rakamlar olsa da bazı illerde yaş ortalaması 38-39.

Bu artışla Türkiye nüfusu 2050’de 94 milyon, 2075’te 89 milyon olacak.

Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusun bütün nüfusa oranı yüzde 7.5’i aştı. 2023’te yüzde 10’u geçmesi bekleniyor. Yani Türkiye şimdiden doğurganlık oranını 2.1’in üzerine çıkaramazsa nüfusu 2023’ten itibaren ‘Yaşlı nüfus’ olacak.

Yılmaz, bu rakamların ortaya çıkardığı en ciddi problemin ‘zenginleşemeden yaşlanma’ olacağını vurguladı ve “O yüzden, kalkınmamızı sürdürebilmek için zenginleşene dek genç kalmalıyız” dedi. Yılmaz, Türkiye’nin 1960’a kadar artışı desteklediğini ve 1960 ve 1980 darbelerinden sonra nüfus planlamasının başladığını anımsattı: “Enteresan ama darbeler nüfusa da darbe vurmuş.”

Yılmaz, niye 3 çocuk önerdiklerini de şöyle anlattı: “Bütün bakanlıklarla analiz ettik. 2 çocuk yetmiyor. 2050’den sonra 3’e çıkmanın anlamı yok, yetmiyor. Kadınları eğitim ve çalışmadan koparmadan çocuk sayısını arttırmanın yollarını arıyoruz. Maddi imkânı olmayanlara maddi imkân sunmak da var ama sorun maddi imkânlarla ilgili değil. İnsanlar zenginleştikçe, eğitim düzeyi arttıkça çocuk sayısı azalıyor. Asıl maharet bir tarafından kentleşip zenginleşirken nüfus artışını devam ettirmek.”