AB kararı başarı değil

Türkiye - Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde ‘yükselme’ dönemi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 3 Kasım 2002 seçimlerinden zaferle çıktıktan hemen sonra, daha TBMM üyesi ve Başbakan olamadan başlattığı AB turuyla başlayan 5 yıldı. 2005’te müzakerelerin fiilen başlaması ve ilerleme raporlarındaki pozitif yaklaşımlar da bu dönemin en önemli meyvesiydi. Uzun tutukluluk süreleri, gazetecilerin tutuklanması, basın özgürlüğü sorunlarıyla 2010 yılından itibaren Türkiye - AB ilişkilerinde bir ‘gerileme’ dönemi yaşanmaya başladı. Üç yıl boyunca tek bir başlık açılmadı. Açılan 13 başlıktan biri hariç hiçbiri kapatılamadı. Bundaki en önemli neden Kıbrıs Rum Kesimi ile Fransa’nın 14 başlığı bloke etmesi ve Türkiye’nin önünde hiçbir engel olmayan bazı başlıklar için gerekli şartları yerine getirmemesiydi.

Canlanma fırsatı ertelendi

Fransa’daki iktidar değişikliği, Türkiye - AB ilişkileri üzerindeki ölü toprağının kaldırılması için önemli bir kapı araladı. Sarkozy’nin gitmesinin hemen ardından yeni başkan Hollande, bloke edilen başlıkların açılabileceği sinyali verdi. Böylece haziran ayında yapılacak konsey toplantısının ardından, ‘Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçlar’ başlığının 3 yıl aradan sonra açılacak ilk başlık olması şansı doğdu. Ancak, İstanbul’da Gezi Parkı’nda yaşananlardan sonra AB’nin özellikle de Almanya’nın Türk polisinin orantısız güç kullanmasına gösterdiği sert tepki ve başta AB Bakanı Egemen Bağış olmak üzere Türk yetkililerin gösterdiği karşı tepki, AB Bakanlar Komitesi toplantısı öncesinde gerilime neden oldu. Egemen Bağış’ın Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Türkiye’ye yönelik tavrı nedeniyle seçimleri kaybedip eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gibi balık tutmaya gidebileceğini söylemesi bardağı taşırdı. Almanya, yanına Hollanda ve Avusturya’yı da alarak başlık açılmasını veto edebileceğini ortaya koydu.

Almanya’nın sert tepkisi, önce Ankara’da AB çatlağı yarattı. Dışişleri Bakanlığı, Bağış’ın ‘AB’ye bak oğlum git deriz’ mesajının Türkiye’nin resmi görüşü olmadığını Almanya’ya iletti. Almanya ile Ankara arasındaki yoğun diplomatik temasın ardından Bağış söylemlerindeki sertlik dozunu düşürdü ve geçen hafta sonu daha ‘ılımlı’ mesajlar vermeye başladı.

3 ay geciktirme yaptırımı

Almanya yetkilileri yumuşatma çabalarına katkıda bulunsa da Merkel, yaklaşık 1 hafta süren pazarlıklar sırasında ‘hiçbir sorun yaşanmamış’ gibi bir sonuç çıkmasını kabul etmedi. Ancak hem Türkiye’de tüm kesimlerden gelen ‘AB üyelik sürecini sekteye uğratacak kararlardan kaçının’ çağrısı, hem AB içindeki Türkiye yanlısı ülkelerin bu çağrıya destek vermesi Almanya’nın tavrını yumuşattı. Pazarlıklar sonucunda Merkel, 22. faslın açılmasını kabul etti. Buna karşın, AK Parti hükümetinin tavrına karşı olumsuz bir tavır ortaya konulmasını istedi. Diplomatik pazarlıklar sonunda ‘orta yol’ denilebilecek bir metinle karar çıktı ve AB Konseyi 22. faslı açma kararı aldığını duyurdu. Kararda, aynı zamanda fasıl açma prosedürünün tamamlanması için toplanması gereken Türkiye - AB Hükümetlerarası Konferansı’nın Türkiye hakkındaki ‘İlerleme Raporu’ açıklandıktan sonra toplanacağı ilan edildi. Buna göre AB Genel İşler Konseyi ilerleme raporu yayımlandıktan sonra konuyla ilgili görüşmeler yapacak ve açılışla ilgili genel tavrını ve Hükümetlerarası Konferans’ın tarihini belirleyecek. İlerleme Raporu, ekim ayında açıklandığından bu işlemlerin üç aydan önce tamamlanması mümkün görünmüyor. Bu da haziranda açılması planlanan faslın, Almanya ve AB ile yaşanan Gezi gerilimi nedeniyle en az 3 ay geç açılacağını ortaya koyuyor.