ABD ile işler iyi mi kötü mü?

Türkiye'nin ABD ile ilişkileri son derece garip bir hal aldı.

Türkiye’nin ABD ile ilişkileri son derece garip bir hal aldı. ABD bir tarafta Türkiye’nin PKK’ya yönelik mücadelesine açık destek veriyor. Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Başkanı Mesud Barzani’yi Türkiye ile işbirliğine zorluyor. Ankara’ya gelen Irak’taki birliklerin komutanı, Bağdat yönetimi sıcak baktığı sürece Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde güvenlik şeridi oluşturmasına olumlu yaklaştıklarını anlatıyor. ABD ekonomisi, 21 Ekim’de Washington’da ABD’nin tarihinde sadece Hindistan ve Brezilya ile yaptığı türden bir ‘iş konseyi’ toplantısını Türkiye ile yapmaya hazırlanıyor. Diğer taraftan BM’de Türkiye’nin ‘ak’ dediğine ABD ‘kara’ diyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye’ye atadığı büyükelçiyi ABD Kongresi veto ediyor. Kongre bununla da yetinmeyip Kıbrıs’taki ibadet yerlerinin Türkiye’nin işgalinin ardından bakımsız kaldığına dair bir kararı kabul ediyor. Bu arada, bütün bunlar olurken, iki aydır ‘patronsuz’ kalan Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne kasım sonundan önce bir atama fiili olarak mümkün görünmüyor.
Bu manzaraya bakıp, “İlişkiler iyiyse, büyükelçi atanmaması, BM’deki ayrı-gayrılı, ABD Kongresi’ndeki Türkiye karşıtı tutum ne” sorusunu sormadan geçebilir miyiz? Ya da tam tersini yapıp şu soruları sıralamamızda sakınca var mı: “İlişkiler kötüyse Irak konusundaki bahar havası nereden kaynaklanıyor?’, ‘ABD Türkiye’yi sildiyse ekonomik ilişkilerini yeni bir seviyeye çıkarma arzusunun kaynağı nedir?”
H ABD tarafının bu sorulara verdiği yanıtlar şöyle özetlenebilir:
“ABD-Türkiye ilişkilerini, sadece ‘siyah’ ve ‘beyaz’ ile açıklamak mümkün değil. ABD’nin politikalarını yöneticilerin ‘duygusal kararları’ değil, ‘ABD’nin çıkarları’ belirler. Türkiye gibi bir müttefikini ‘tamamen kaybetmek’ ABD’nin işine gelmez. Tam tersine, Türkiye’nin bölgesindeki gücü, ABD’nin bu bölgeyle ilgili politikalarına güç katar. Kuzey Irak’ta verilen destek, ekonomik işbirliği süreci, Beyaz Saray’ın Türkiye’ye desteği, ABD’nin kendi çıkarlarının gereği. Ancak bütün bunlar, Türkiye’nin ABD’nin politikalarına aykırı tavırlarının Washington’da yanıtsız kalacağı anlamına gelmez. Bu yanıt hem Beyaz Saray’dan, hem Kongre’den değişik şekillerde verilir. Büyükelçi atama sorunu, BM İnsan Hakları Komisyonu’nun Mavi Marmara raporuna yönelik tavır, bu kapsamda değerlendirilebilir.”
H Aynı soruların Ankara’daki yanıtı, diplomasi ve hükümet cenahında farklılaşıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sıkça ‘monşerler’ dediği diplomatlar, Türkiye’nin İran ve İsrail konusunda attığı adımların ABD’nin beklentileriyle örtüşmediğini kabul ediyor. Bazı diplomatlara göre, ABD’nin gösterdiği tepkiler, Türkiye’nin attığı adımların yansıması ve normal karşılanmalı. Ancak diğer taraftan da Irak, Afganistan ve Pakistan gibi konularda iki ülke arasındaki işbirliğini öne çıkarıp ‘normalleşme’ süreci için çalışılmalı. Hükümet ise bardağın sadece dolu yanını görmeyi tercih ediyor ve hiçbir sorun yokmuş gibi hareket ediyor. Bu nedenle de Türkiye’nin Washington’da ‘hata’ olarak algılanan, ‘müttefikliğe’ yakıştırılmayan politikalarının değiştirilmesi, gözden geçirilmesi gündeme dahi gelmiyor.
***
Neticede Türkiye demokratik bir ülke ve ABD ile ilişkileri diplomatlar değil hükümet belirliyor. Haklı olunan noktalarda, ABD’ye kafa tutulduğu müddetçe diyecek sözümüz olamaz. Ancak, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin ‘evet’ dediği İran tasarısına, ABD’nin bütün yakarışlarına rağmen Türkiye’nin ‘hayır’ dediğini unutup; BM’nin, İsrail’in Mavi Marmara saldırısıyla ilgili raporuna ABD’nin ‘hayır’ demesini ‘müttefiklik ruhuna aykırı bulmak’ reel politikada açıklanabilecek bir durum değil. Yahudi lobisinin bağışlarıyla seçimlere giden Amerikalı politikacıların, İsrail’e ‘Ortadoğu’nun terörist devleti’ muamelesi yapan Türk hükümetine kol kanat germesini ya da Tel Aviv’e büyükelçi atamayan Türkiye’ye atanan ABD Büyükelçisi’nin önüne koydukları taşı kaldırmalarını da bekleyemeyiz. ABD’nin ekim ortasında Türkiye’ye yapacağı iş konseyi toplantısında Türk heyetinin önüne ‘Ya İran ya ABD ile ticaret’ denklemi konulduğunda da şaşmamalı.