ABD Türkiye'ye muhtaç mı?

Geçen haftanın en heyecan verici 'askeri-diplomatik' konusu ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen'ın...

Geçen haftanın en heyecan verici ‘askeri-diplomatik’ konusu ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen’ın Ankara ziyaretiydi. Mullen’ın geleceğini duyar duymaz hepimiz birden heyecanla “Irak’tan çekilme konusunda destek isteyecek” diye yazdık. Ancak Mullen, ABD büyükelçiliğindeki basın toplantısında hepimizi ters köşeye yatırarak, “Türkiye’den silahlı unsurları geçirme talebimiz olmadı, olmayacak” dedi.
Basın toplantısının olduğu gün Radikal’de imzamı taşıyan ve “Mullen çekilmenin detaylarını görüşmeyecek ama Ankara bu konuda ABD’den heyet bekliyor” ana mesajını içeren bir haber yayımlanmıştı. Doğrusu, Mullen’ın Pakistan’dan ve Türkiye’deki yeni muadili Orgeneral Işık Koşaner ile ‘tanışmak’ için geldiğini doğru yazmıştık ama söylediğini ‘mutlak doğru’ sayarsak, ABD’nin Türkiye’den ‘silahlı unsur’ geçirmek istemediği konusunda ciddi anlamda yanılmıştık.
Haberi yazmadan Dışişleri Bakanlığı’ndan çok güvendiğim ve işin içinde olduğunu bildiğim üst düzey yetkililerle görüştüğüm halde, Mullen tarafından ters köşeye düşürülünce, kendimi şu iki soruyu sorarken buldum:
1) Mullen doğruyu söylüyor olabilir. 2003’te savaşın en zor aşaması olan başlangıç günlerinde çok istediği kuzey cephesini açamayan ABD’nin çekilme gibi teknik bir konuda Türkiye’ye ihtiyaç duymayacak olması mantık sınırları içinde. Peki gerçekten öyleyse Türk tarafından neden ‘heyet bekliyoruz, izin isterlerse değerlendireceğiz’ türü mesajlar geldi?
2) Mullen doğruyu söylemiyor olabilir. Ancak ABD hâlâ Irak’taki ağır askeri teçhizatını ve silahlarını çekmek için İncirlik üssündeki büyük pistlere ihtiyaç duyuyorsa Mullen neden “talebimiz olmayacak” dedi?
Bu sorulara yanıt ararken, Türk ve ABD’li diplomatların verdiği bilgi ve ipuçlarından yola çıkarak şu tahminlerde bulunmak ve birini seçmek mümkün: 
* Türk tarafı, gerçekte olmadığı halde, ABD’nin Türkiye ile ‘Irak’tan çekilme pazarlığı’ yaptığı görüntüsünü yaratarak, “ABD, birçok konuda olduğu gibi Irak’tan çekilme konusunda Türkiye’ye muhtaç” söylemini kullanıyor olabilir. Böylece, Ankara, ABD’nin ‘İsrail ve İran konusundaki uzlaşmaz tutumu nedeniyle Türkiye’yi sileceği’ eleştirilerine karşı ‘görece tutarlı’ bir söylem ortaya koyuyor ve “Bu kadar ihtiyacı varken Washington’da kim iktidar olursa olsun Türkiye’yi silemez” mesajı veriliyor. Bir nevi ‘prim yapan bir söylemin iç politik amaçlarla kullanımı’ da denilebilir. Ancak bu taktiğin ömrü de yanlış bilginin mumu Mullen’ın basın toplantısında sönünce bitiyor. 
* Ankara, Mullen’ın ziyareti öncesinde gerçekten ABD’nin Irak’taki silahlarını ve ağır savaş araçlarını Türkiye üzerinden geçirmek isteyeceği beklentisinde olabilir. Yani, ABD’nin böyle bir niyeti olmadığını, Türkiye’deki yetkililer de biz gazetecilerle birlikte Mullen’ın bu ziyatetinde öğrenmiş olabiliriz. Nitekim, Dışişleri Bakanlığı’ndaki ilgililere “ABD heyeti ne zaman için bekleniyor” diye sorulduğunda, “ABD karar verecek” yanıtı alınıyor. Bu da ‘heyet gelecek’ beklentisinin Ankara’nın beklentisi olduğunu, Washington’da henüz somutlaşmadığını gösteriyor.
* Mullen, pazarlıkta ilk adımı “Bu iş için Türkiye’ye ihtiyacımız yok” seviyesinden atıp, Türk hükümetine olmasa da Türkiye kamuoyuna karşı kozlarını en üst düzeyde tutmak için doğru bilgi vermemiş olabilir. Böylece, “İşgal bitiyor” diyerek ABD’nin birçok talebine sıcak bakan ve olumlu yanıt vermeye hazırlanan Türk hükümetine, Türkiye’deki muhalefete karşı “zaten mecbur değiller” deme şansı da vermiş oluyor. 
* Diğer taraftan, ekimden itibaren, NATO bünyesinde ve ABD ile Türkiye arasında baş döndürecek bir ‘füze kalkanı’ pazarlığı başlayacak. İran, Rusya ve Türkiye’nin güneyindeki ‘tehditlere’ karşı üzerine ‘caydırıcılık’ yazan NATO etiketli bir hava savunma sistemi inşası için düğmeye basılacak. Anlaşma sağlanırsa Türkiye topraklarında haliyle Türkiye’yi hedef haline getirebilecek ‘radarlar’, ‘savunma füzeleri’ konuşlandırılacak. ‘Kaz gelen yerden tavuk esirgemeyeceğini’ birçok deneyimle öğrendiğimiz ABD yönetimi, Türkiye’deki kredisini Basra Körfezi’nden çekebileceği tanklar toplar için kullanmak istememiş olabilir.