AİHM kararı ne getirdi ne götürecek?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) büyük dairesinin 8 örnek dava üzerinden verdiği son karar...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) büyük dairesinin 8 örnek dava üzerinden verdiği son karar, Türkiye kamuoyuna ‘zafer’ gibi sunuldu. Biz de gazeteciler olarak hükümetin ve Dışişleri Bakanlığı’nın ‘zafer’ değerlendirmelerinin kamuoyuna ulaşmasına aracılık ettik. Bugün, dilim döndüğünce bu kararın neden zafer gibi algılandığını, algılanması gerektiğini anlatacağım ama aynı zamanda görmezden geldiğimiz önemli bir ayrıntıyı da dikkatinize getireceğim.
Önce kararın ne anlama geldiğine bakalım: Kıbrıslı Rumlar, 1974 barış harekatından sonra Kuzey’de bıraktıkları mülkler ile bu mülkleri kullanamamalarından kaynaklanan işletme hakları için AİHM’e dava açmayı ‘stratejik bir adım’ haline getirmişti. Rum yönetimi, vatandaşlarına ‘ABD’ye üyelik’ ile birlikte, ‘mülkiyet sorununu AİHM’de çözmeyi’ vaat etmişti. Haliyle de AİHM’e Rum Kesimi’nden dava başvurusu yağmıştı. Halen yaklaşık 1500-1600 başvuru olduğu biliniyor. Türkiye de bu dava yağmuruna karşı önlem olsun diye KKTC’de bir ‘Taşınmaz Mülk Komisyonu (TMK)’ kurmuştu. Bu komisyon, Rumların mülkiyet başvurularını değerlendirip sonuçlandırabilecek yetkilerle donatılmıştı. İşte AİHM’in geçen cuma çıkan kararı, AB üyeliği hayaline kavuşmuş Rum Kesimi’nin ‘mülkiyet sorununu AİHM’de çözme’ hayalini boşa çıkdı. Bununla da kalmadı, TMK’yı uluslararası hukuk açısından meşrulaştıran bir karar oldu. AİHM, Rumlara açıkça, ‘Artık bizi meşgul etmeyi bırakın, başvurularınızı doğrudan Ada’daki Komisyon’a yapın. TMK, bizim tanıdığımız bir iç hukuk yoludur. Ya orada halledin, ya da siyasi çözümü bekleyin’ demiş oldu.
Kurulduğu günden beri uluslararası platformda tanınma sıkıntısı yaşayan KKTC’nin oluşturduğu resmi bir kuruluşun, Avrupa’nın saygın bir adalet kurumu olan AİHM tarafından ‘iç hukuk yolu’ olarak tanınması bir ‘ilk’tir ve tarihi bir öneme sahiptir. Artık Kıbrıslı Rumlar ya KKTC’ye gidip TMK’nın kapısını çalacak ya da iki taraf arasındaki kalıcı çözüm görüşmelerinin sonuçlanmasını, dolayısıyla da mülkiyet sorununun siyasi olarak aşılmasını bekleyecek.
***
Gelelim, madalyonun diğer yüzüne: Başta da sözünü ettiğim gibi, AİHM’in kararının ardından TMK’nın kapısını çalacak 1600’e yakın Rum var. Bu mülk sahiplerinin tamamının TMK’ya başvuracağını varsayarsak şu sonuçlarla karşılaşabiliriz:
- Bir grup, mülklerinin ve işletme kayıplarının karşılığını alıp, KKTC ile bağını tamamen kesebilir.
- Başka bir grup, taraflar arasındaki kalıcı çözüm görüşmelerinin olumlu sonuçlanacağı öngörüsüyle eski mülklerine yeniden sahip olma umuduyla sadece işletme hakkı kayıplarını isteyebilir.
- Bu grupların ikisi de TMK’nın belirleyeceği tazminatları yetersiz bulup yeniden AİHM’in kapısını çalabilir.
TMK ilk kurulduğunda, Komisyon’a başvurmak isteyen vatandaşlarını engellemek için her yola başvuran Rum Yönetimi’nin son AİHM kararı karşısında boş oturmadığını/oturmayacağını biliyoruz. O nedenle, Rumların, mülklerinden vazgeçmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Bu da Rumların, ‘1974’te o mülkümü pansiyon yapsam bugüne dek şu kadar para kazanırdım’ gibi gerekçelerle ‘işletme hakkı kayıplarını’ isteyeceklerini düşündürüyor. Çıkacak tabloya dair somut bir örnek vermek istiyorum: Titina Loizidou, Girne’deki mülkünün sadece işletme hakkı için AİHM’de açtığı davada Türkiye’den tam 1.1 milyon avro tahsil etmişti. 1600 dava sonunda sadece işletme hakkı kayıpları için çıkacak fatura en iyimser tahminle 2.5 milyar doları bulacak. Rumlar, bu rakamı 5 milyar dolar olarak hesaplıyor. İki tarafın rakamları arasında yüzde 100 fark var ama TMK’nın belirleyeceği rakamları beğenmeyen Rumların yeniden AİHM’in kapısını çalması da mümkün.
***
Özetlemek gerekirse, bir tarafta tarihi denilebilecek bir siyasi sonuç, diğer tarafta minumum 5 milyar dolarlık fatura var. 5 milyar dolar, KKTC’ye yılda 1 milyar dolar gönderen, buna karşın Ada’daki ekonomik sorunların üstesinden gelemeyen Türkiye için başedilmeyecek bir rakam değil. Yeter ki, bu fatura ‘devamlılık’ arzetmesin.