Ankara'da cevabı aranan 3 kritik soru

MİT Müsteşarı Fidan'a ifade çağrısı, başdanışman Kalın'ın yazışmalarının yayımlanması, hükümete karşı kampanya olarak algılanıyor.

İstanbul’daki özel yetkili savcıların, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadesini almak istediği 7 Şubat 2012 gününden beri, ortaya atılan komplo teorileri, paranoya boyutlarına ulaşan ‘sonuç çıkarmalar’, kurumlar arası güvensizlik, Ankara’nın kimyasını ciddi şekilde bozmuş.
Öyle ki, sündürüle sündürüle iki haftaya yayılan 28 Şubat tartışmaları bile İstanbul - Ankara maçına dönen o esas gündemi unutturamıyor. Gazetelerdeki başlıklara, köşede bucakta kalmış küçük haberlere, köşe yazılarına sıkışmış yorumlara çok büyük anlamlar yükleniyor, Türkiye siyasetinin geleceğine dair büyük senaryolar yazılıyor. Hükümet bu siyasi senaryoları boşa çıkarmak için çalışırken, MİT de rutin işlerinin dışında, İstanbul’dan gelebilecek yeni hamleleri önceden tespit edip, önlem alınmasını sağlamak için de önemli mesai harcıyor. 

Kampanya endişesi... 
Uludere olayından sonra ortaya atılan iddialar, MİT Müsteşarı’nın ifadesini alma girişimi ve bu konudaki ısrarcı tutum, Stratfor’un çarşaf çarşaf ifşa edilen istihbarat notları, hükümet tarafından bir ‘kampanya’ olarak algılanıyor. Başbakan’a en yakın isimlerden Hakan Fidan’ın ardından, Başdanışman İbrahim Kalın’ın hedef tahtasına konulması, Başbakan’ın sağlık durumunun yanlış bilgilerle özel ‘istihbarat’ konusu yapılması da hükümet karşıtı kampanyanın ikinci aşaması olarak görülüyor ve kritik sorular birbirini izliyor. İktidar kanadı, kampanyadan söz ederken de “ne”, “neden”, “kim” gibi tipik gazetecilik sorularıyla karşılaşıyor ve şu yanıtları veriyor:
Amacı ne: Kampanyanın amacı, Kürt meselesinin çözümünde; İran, Suriye ve İsrail gibi dış politika konularında hükümetin izlediği siyaseti engelleyip kendi siyasetlerini dayatmak. Karar alıcıların değişmesini sağlamak. 

Kim yürütüyor: Artık ‘vesayet kurumu’ olmaktan çıktığına ve siyasi iktidarla uyumlu çalıştığına göre TSK değil. CHP kendi iç sorunlarından kurtulup, enerjisinin büyük bölümünü imajını düzeltmeye harcıyor. İktidara yönelik en büyük adımı hükümeti dışarıya şikâyet etme olabilir. Bu büyüklükteki bir kampanyayı İstanbul Emniyetinde görevli birkaç polis ile İstanbul özel yetkili mahkemelerinde görev yapan birkaç savcı ve hâkim de yapamaz. Kampanyanın arkasında ‘dış bağlantıları’ güçlü, hükümetten istekleri olan, yargıda, bürokraside, emniyetteki gönüldaşlarını rahatça yönlendirebilen ‘organize’ bir yapı var. 

Taraf gazetesi neden hedefte: Taraf gazetesi ‘Kampanya sözcüsü’ olarak görülüyor ve Taraf’taki gazeteciler ‘meslek şehveti’ne kapılmakla suçlanıyor.
En son şubat ayında toplanan ve bütün güvenlik kurumlarının temsil edildiği Milli Güvenlik Kurulu, güvensizliğin aşılması, uyumun sağlanması için ideal bir platformdu. Ancak toplantıda, belki de hükümeti emrindeki bir kurum ile aynı seviyedeymiş gibi göstereceği endişesiyle, kriz konuşulmadı bile.
Ardından da İstanbul’dan yeni adımlar geldi, MİT’çilerin ifadesini almak için Başbakan’ın kapısını çalan İstanbul, bir yandan da mevzuatın verdiği yetkinin sonuna kadar kullanılacağını gösterdi. Sırada Başbakan’ın ‘ret’ hamlesi ve İstanbul’dan gelecek muhtemel Danıştay başvurusu var. Siyasi irade, maç sonunda ‘şah-mat’ ifadesini ilk kullanacak taraf olduğundan emin olsa da o hamle öncesinde kritik taşlarını kaybetmemek için tedbiri elden bırakmıyor. Türkiye’ye de yarından itibaren birbirini izleyecek yeni hamleleri seyretmek düşüyor. İyi seyirler...