Atatürk'ün doğduğu evi nasıl bilirsiniz?

Anısı olmayan Atatürk Evi mi olur? Konsept, müzik, fotoğraflar, metinler, panolar, odaları dolaşırken metinleri dinlediğiniz cihazlar gayet profesyonelce hazırlanmış, emek harcanmış ama evde anı kalmamış...
Atatürk'ün doğduğu evi nasıl bilirsiniz?

15 Ağustos Perşembe günü, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ile birlikte Selanik’e, Türkiyeli ziyaretçilerinin deyişiyle Yunanistan’ın İzmir’ine gittik. Ziyaret nedenimiz Atatürk’ün 1881 yılında doğduğu evin restore edildikten sonra yeniden ziyarete açılmasıydı. Selanik Havaalanı’na indiğimizde konvoyumuzdaki araçların tamamı aprona dizilmişti. Bakan Ömer Çelik’in Atina’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ötesinde, hükümet içindeki en etkili isimlerden biri olarak görülmesi, Yunanistan’ın bu diplomatik iltifatının başlıca nedenlerinden biriydi. Başka bir neden ise Türklerin Atatürk’e olan ilgisinin Selanik’in turizm dinamosu haline gelmesi. Atatürk Evi tadilattayken bile sokaklarda Türk ziyaretçileri görmek işten bile değildi. Bakan Çelik’e yönelik iltifat, Selanik’te geçirdiğimiz 26 saat boyunca da sürdü. 15 Ağustos’taki Hz. Meryem Yortusu nedeniyle oluşan 4 günlük tatilde kent boşaldığı halde Yunan tarafının törene geniş katılımı, barışçıl konuşmalar, Çelik’in bir zamanlar Yunanistan hükümetlerinin sigortalarını arttırmaya yetecek Osmanlı mirası ziyaretlerine gösterilen hoşgörü görülmeye değerdi.
Atatürk Evi’nin bulunduğu alan, aynı zamanda Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’na da ev sahipliği yapıyor. Başkonsolos Tuğrul Biltekin, Bakan Çelik’i ve bizi açılış töreninden bir gün önce, Atatürk Evi ile birlikte yenilenen bahçede akşam yemeğine davet etmişti. Ali Rıza Efendi’nin ektiği, Mustafa’nın altında oyun oynadığı rivayet edilen o nar ağacının altında yenilen yemekten sonra Atatürk Evi’nin yeni halinin ilk ziyaretçileri biz olacaktık ve hepimiz gerçekten merak içindeydik. Çay, kahve aşamasını bile bekleyemeden Atatürk Evi’ne çıktık. İnşaat masraflarını işadamı Serdar Bilgili karşılamıştı. Kendisi sır gibi saklasa da küçük bir araştırmayla maliyetin 2.2 milyon TL’ye ulaştığını öğrenmek zor olmadı. İnşaat sırasında Lozan Anlaşması sonrasında eve yerleşen ve 1933’e kadar orada yaşan Karadeniz göçmeni ailenin bahçeye bakan tarafta yaptığı eklenti yıkılmış ve tahta panjurlarıyla, kapılarıyla evin Apastalou Pavlou Sokağı’ndan görünümü (güvenlik nedeniyle etrafı çevreleyen 4 metrelik duvarları dikkate almazsak) orijinaline uygun hale gelmiş. Evin giriş kapısının duvarına 1933’te asılan mermer pano da yerli yerinde...


Anı arayana fotoğraf

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın “Atatürk doğduğunda ve orada yaşadığında evde bulunmayan, sonradan toplanan eşyaların hiçbiri kalmasın” talimatı doğrultusunda bir konsept belirlenmiş. Koca evde sadece mutfak kısmında bazı eski eşyalar, bir de banyoda eski bir hamam kurnası dışında eskiye dair hiçbir şey kalmamış. Denizli’den gelen 40-50 yıllık perdeler, hediye halılar, divanlar yataklar, örtüler kaldırılmış. Anlayacağınız, (mutfağı saymazsak) üç katlı, 6 odalı evin içinde, katlardaki küçük maketler, Ankara odasındaki balmumundan Atatürk heykeli, duvarlarda asılan ‘İnkılap Tarihi’ tadındaki resimli panolar, dünyadan derlenen ve özel bir yazılım ile derinlik katıldığı söylenen fotoğrafların ve Atatürk’e ait eski bilinen görüntülerin izlendiği ekranlar dışında hiçbir şey yok. Pencerelerin içine de ışıklı eski resimler döşenmiş ve dışarıyla, sokakla bağ tamamen kesilmiş. Evden çıktığımızda meslektaşlarımızla birbirimize baktık. “Yine müzmin muhalefet yanın tuttu” şeklinde takılırlar diye susmayı tercih ettim. Ancak gördüm ki AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, meslektaşlarım, hatta Bakan Çelik de içeride hiçbir ‘anı’ olmamasını yadırgamış. Yaptığımız sohbetin özeti şuydu: “Konsept, müzik, fotoğraflar, metinler, panolar, odaları dolaşırken metinleri dinlediğiniz cihazlar gayet profesyonelce hazırlanmış, emek harcanmış ama evde anı kalmamış...” Anısı olmayan Atatürk Evi mi olur? Peki, bu sorun nasıl giderilebilir?
Avusturya’nın Salzburg kentindeki MozartEvi’ni örnek verdim ve aynı konsept içinde odalara az sayıda da olsa Atatürk’e ait anıların yerleştirilebileceğini söyledim. Mozart’ın evinde de birçok şey panolarda, videolarda anlatılıyor ama her odada küçük bir detay var. Atatürk’e ait olmayan, sağdan soldan toparlanan eşyalarla eski havası verilmesine Bakan Çelik de karşı... Ancak Çelik, eve etnografik detaylar eklenmesi gerektiğine de dikkat çekiyor. Restorasyonun başarılı olduğunu anlatan Çelik, “Bunu başlangıç zemini olarak kabul edip zenginleştirmek mümkün. Tarihçileri toplayıp, buraya konulabilecek Atatürk eşyalarını belirleyeceğiz” diyor.


Ağacın altındaki taşlar

Eve aynı anda en fazla 20 kişi alınabiliyor ve dışarıda kuyruklar oluşuyor. Evin bahçesi ziyaretçilerin rahat edeceği şekilde tasarlanmış. Köşedeki ‘Museum’ adlı lokanta, ‘domuz eti olmayan lahmacun’ yapmaya başlamış. Anlatılanlara göre, ziyaretçiler, anı olsun diye nar ağacının altındaki beyaz taşları alıyormuş. Zira o taşların ve evin karşısındaki hediyelik eşya dükkânında satılan birkaç çeşit magnetin dışında Atatürk’ü hatırlatacak ‘anı’larla dönmek zor. Görevliler nar ağacının altını sık sık taşlarla donatmak zorunda kalıyor. Bakalım, yeni Atatürk Evi konsepti Atatürk hayranı ziyaretçilerini tatmin edecek mi?