Avrupa yolunda 'takoz' kim?

AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, son zamanlarda bütün enerjisini referandum çalışmalarına ayırıyor.

AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, son zamanlarda bütün enerjisini referandum çalışmalarına ayırıyor. AB konusundaki çalışmalarını Ortaköy’deki ofisinden sürdürdüğü için Ankara’dan pek takip edemiyor, referandum çalışmaları kadar göremiyoruz. Bağış’ın verdiği temel mesaj, referanduma sunulacak Anayasa paketi ile AB reformları arasında doğrudan bağ olduğu yönünde. Bu yüzden pakete ‘hayır’ diyen muhalefeti, AB’ye de ‘hayır’ demekle suçluyor.
MHP’nin AB ile arasında koyduğu mesafe, Bağış’ın bu sunumunu kanıtlayacak boyutlarda. Doğrusu, CHP’nin üç ay öncesine kadar sürdürdüğü tutum da pek iç açıcı değildi. Ancak, ortaya çıkan manzaraya baktığımızda şunu söylemeliyiz: CHP, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde AB üyeliği konusundaki tavrını gözden geçiriyor, hem Brüksel hem Avrupa sosyal demokratlarıyla arasındaki köprüleri yeniden kuruyor. Kılıçdaroğlu, hükümete yönelik eleştirilerini Batı demokrasinin genel standardı ile çelişen uygulamalar üzerine dayandırıyor. Sık sık, basına ve iş çevrelerine açıktan uygulanan baskıyı, otoriter uygulamaları gündeme getirip, Erdoğan’ı, kendisini ‘demokrat’ bilen Brüksel’e şikâyet edeceğini söylüyor.
Kılıçdaroğlu’nun 20 Eylül’deki Avrupa seyahati, CHP’nin AB politikalarının test edilmesi bakımından büyük önem taşıyor. Deniz Baykal döneminde Avrupa’yı ‘Türkiye’yi bölmek için gizli çalışmalar yürüten bir örgütlenme’ olarak görme noktasına gelen CHP’nin, yeni dönemde AB standartlarında bir demokrasiyi içselleştirme yolunu seçmesi, Türkiye’nin geleceği açısından da kritik.
Bağış, eğer CHP’yi AB sürecinin önündeki engellerden biri olarak görüyorsa, Kılıçdaroğlu döneminde başlayan bu açılımı fırsata çevirmeli, kritik reformlar için samimi desteğini ısrarla talep etmeli. Oysa Bağış’ın siyaset ve hamaset sosu bol referandum konuşmalarına bakılırsa, hiç de öyle olmuyor. Mesela Egemen Bağış, Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken şu sözleri sarfediyor: ‘Ankara’daki AB temsilcisinden haberi olmayan CHP, Brüksel’e AB’yi aramaya gidiyor. Kemal Bey, AB’yi Brüksel’de, dışarıda bir unsur zannediyor. AB aramızda, burada Ankara’da. İzin verirse, takoz olmayı marifet saymaktan vazgeçerse, biz de AB reformlarına devam edeceğiz. Ama canı yurt dışına gezmeye gitmek istemişse gidebilir. Orada asıl AB soracaktır; ’Hah iyi ki geldin biz de sana soracaktık; Türkiye’de demokrasinin ve insan haklarının ilerlemesi için bu saate kadar ne yaptın?’ diye’.
Bu düpedüz ‘CHP bilmez, ben bilirim, CHP ancak takoz olur’ üslubudur. Doğrusu, ‘reformcu’ bir hükümetin ‘Avrupa işlerinden sorumlu bakanı’ tarafından sergilenecek bir üslup da değil. Referandum öncesi katıksız siyaset yaptığını varsaysak bile, bu yaklaşımıyla Avrupa ile müzakere edebilmek kadar, kendi toplumunda, iktidarıyla muhalefetiyle genel bir uzlaşma zemini yaratma görevini unuttuğunu görmezden gelemeyiz.
Bağış’ın Kılıçdaroğlu’na görüşmesini önerdiği Avrupalı büyükelçilerle sıkça görüştüğünü biliyorum ama büyükelçilerin gazetecilere de ilettiği eleştirileri ne kadar ciddiye alıyor emin değilim. Ankara’da hangi büyükelçiyle sohbet için bir masaya oturursanız, ilk dakikalarda en büyük engelin ‘Kıbrıs sorunu’ ile ‘Türk hükümetinin reformlardaki isteksizliği’ olduğunu anlarsınız. Tablo gayet açık: Birçok müzakere başlığı Kıbrıs sorunu ve Fransa’nın vetosu nedeniyle tıkanmış. Dönem Başkanı Belçika, Türkiye’nin enerji gibi ‘vetolu’ başlıklarda ısrar etmek yerine veto gerekçelerini ortadan kaldırmasını, yani Kıbrıs sorununda ilerleme kaydetmesini; bu sırada da açılması mümkün olan başlıklar için adım atmasını öneriyor. Mesela ‘rekabet’ başlığını açalım diyor; bunun için de Türkiye’den Devlet Yardımları Yasası’nı çıkarmasını istiyor. Devlet Yardımlarının Tek Elden Yönetilmesi Yasa Tasarısı, Mali Kural ve Yenilenebilir Enerji tasarıları gibi geçen yasama döneminde son dakikada rafa kaldırılan reform tasarılarından biri. Hedefi, yaklaşık 20 milyar lirayı bulan devlet yardımlarıyla ilgili işlerin yerli ve yabancı şirketlere adil dağıtılması.
Bu küçük örneklerden de anlaşılacağı gibi, keşke, Türkiye’nin AB üyelik süreci önündeki en büyük ‘takoz’ CHP ya da Kemal Kılıçdaroğlu olsa. O zaman umutlanmak için birçok nedenimiz olabilir.