Brüksel hem Talat'ı hem Erdoğan'ı kaybediyor

Bugün Kıbrıs yazmak boynumuzun borcu. Öncelikle Kıbrıs Türklerini alkışlıyorum. Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat'ın yarıştığı seçimlerde, bizim son zamanlarda 'Anavatan'da görmeyi özlediğimiz bir olgunluk hâkimdi.

Bugün Kıbrıs yazmak boynumuzun borcu. Öncelikle Kıbrıs Türklerini alkışlıyorum. Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat’ın yarıştığı seçimlerde, bizim son zamanlarda ‘Anavatan’da görmeyi özlediğimiz bir olgunluk hâkimdi. Herkes seçim kampanyası boyunca elindeki eteğindeki taşları ortaya koysa da kimse kırıp dökmedi, kampanyayı belden aşağı indirmedi.
2004’te Annan Planı oylanırken tercihini ‘çözümden yana’ kullanan, ardından ‘barış’ için KKTC’nin kurucusu Rauf Denktaş’tan bile vazgeçen Kıbrıs Türk toplumu, (Ankara’dan gelen farklı telkinlere karşın) bu kez Talat’a ‘seninle olmadı, başka bir çıkış arayalım’ mesajı verdi.
TV ekranlarına yansıyan konuşmalara bakılırsa, şu sıralar yabancılarda ‘Eroğlu geldi, görüşmeler tehlikede’ yorumu hâkim. ‘(Denktaş gibi) görüşme masasından kaçabilecek biri kazansa’ temennisiyle ellerini ovuşturan Rum Yönetimi dahi, ‘iyi olmadı’ mealinde mesajlar yayımlıyor. Oysa, Ankara’nın Lefkoşa üzerindeki etkisini ve gücünü bilen herkes, Eroğlu’nun Başbakan Tayyip Erdoğan ile ters düşmeyeceğini tahmin edebilir. Seçime giderken ‘masadan kaçmam’ demesi, seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından Dışişleri’nden ‘uyarı’ tadındaki ‘Engin devlet tecrübesine sahip bir lider olarak, BM kapsamlı çözüm müzakerelerini kaldığı yerden sürdürme kararlılığını takdir ediyoruz’ açıklamasının gelmesi, o gücün ve etkinin en güzel göstergeleriydi. Şu bilgiyi de unutmamak lazım; seçimlerde Eroğlu’nun ipi göğüsleyeceği aylardır belliydi. Dışişleri Bakanlığı da uzun bir zamandır Eroğlu dönemi için hazırlık yapıyordu.
Hal böyle olunca, “Madem Ankara’nın dediği oluyor, Ankara da ‘devam’ diyor, o halde Talat yerine Eroğlu’nun gelmesi Ada’da ne değiştirecek” sorusuna yanıt aramak lazım. Bunu yaparken de Başbakan Erdoğan’ın pazar gecesi seçim sonuçlarını değerlendirirken söylediği şu sözlere bakmakta yarar var:
“AB’nin bu konudaki gerçekten attığı adımlarda tutarsızlık var. Dürüst değiller. 2004’ten beri böyle. Bizim söylediğimiz 2004’teki sözlerini tutmadıkları. Mesela, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımında yaşanan sıkıntılar. O dönemin liderleri yok ama sayın Schröder yazmış olduğu hatıralarında gerek kuzeydeki gerek Türkiye’deki Türklere karşı yapılanların ahlaksızlık olduğunu söylüyor. Bayan Merkel de Güney Kıbrıs’ın, AB’ye alınmasının hata olduğunu ifade etmişti. AB’ye uygun şartlar gerçekleşmemesine rağmen alındılar. Ayrıca, Kıbrıs’ın coğrafi sorunları var ve orada şu anda KKTC var. Annan planına göre İslam Konferansı Örgütü’ne göre Kıbrıs’ta Türk devletinin sıfatını almış bir devlet var. Bu gerçek ortada. Siz bunu yok sayıyorsunuz. Bu tutarlılık değil. 17-18 ülkede KKTC ticaret ofisleri açtı. Talat görüşmeler yaptı. AB’nin soğuk davranması KKTC’deki soydaşlarımızı bıkkınlık içine itmiş olabilir.”
Erdoğan’ın sözlerinden de anlaşılacağı gibi; Türk hükümeti KKTC’de Talat karşıtı cephenin 2004’ten beri dillendirdiği, son bir iki yılda Talat’ı yerinden eden somut sorunların varlığını kabullenmiş durumda. Erdoğan tarafından ‘Talat’ı götüren bıkkınlığın nedenleri’ olarak sıralanan sorunlar, Kıbrıs sorununun çözümü için 2002’den beri Türk tarafınca seslendirilen ‘kazan-kazan’ politikasının etkili olmadığını da ortaya koyuyor. Yani sekiz yıllık sürecin sonunda Rum Kesimi’nin hep kazandığını, Türk tarafının hep kaybettiğini, Kıbrıs sorunu konusunda ‘Cumhuriyet tarihinin en iyimser’ hükümeti bile fark etmiş durumda.
Aynı sözlerden, Erdoğan’ın, bu koşullar altında AB’nin çifte standartlarının biteceği, Ada’nın kuzeyindeki toplumun siyasi varlık mücadelesinin olumlu sonuçlanacağı konusunda da umutsuz olduğunu çıkarmak mümkün.
Özetle söylemek gerekirse: Seçimin sonucu değil ama seçim sonucunu (Talat’ın yenilgisini) doğuran nedenler, Kıbrıs sorununun gidişatında çok şey değiştirecek. Avrupa Birliği, son sekiz yılda, sadece Ada’daki en iyi müttefiki Talat’ı değil, Başbakan Erdoğan’ı da kaybetmeye başladı.