Bu tasarıyla insan hakları güvende olmaz

AİHM Başkanı Fransız yargıç Jean Paul Costa'nın geçen hafta açıkladığı AİHM yıllık raporuna göre, Türkiye aleyhine 2009'da 4 bin 474 başvuru yapılmış.

AİHM Başkanı Fransız yargıç Jean Paul Costa’nın geçen hafta açıkladığı AİHM yıllık raporuna göre, Türkiye aleyhine 2009’da 4 bin 474 başvuru yapılmış. Bu sayı Türkiye’ye 5’incilik getirmiş. Yine geçen yıl 350 dava sonuçlanmış ve 341 mahkumiyet çıkmış. Bu rakam, bu dalda birincilik anlamına geliyor. AİHM’in yılda yaklaşık 2 bin mahkumiyet kararı aldığını hesaba katarsak her 5 mahkumiyetten biri Türkiye aleyhine çıkmış. AİHM’deki dosya kalabalığı ve uzun süreçler nedeniyle geçen yılki mahkumiyetlerin büyük bölümü 2000 yılı öncesindeki olaylardan kalmış. Ancak, Türkiye aleyhine hali hazırda devam eden 13 bin 100 dava var. Sonuçlanan 350 davadan sadece 9’unun Türkiye lehine sonuçlandığını ve Türkiye’nin para ödeyerek davadan kaçtığı ‘dostane çözümleri’ de düşünürsek, mahkeme gündemindeki davaların büyük bölümünün mahkumiyetle sonuçlanacağını söylemek mümkün. Bakın, 341 mahkumiyet hangi ihlallerden:
- Adil yargılama hakkının ihlali (221)
- Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali (88)
- Mülkiyet hakkı ihlali (86)
- Etkili soruşturma eksikliği (35)
- İşkence ve kötü muamele yasağının ihlali (30)
- Özel yaşam hakkını ihlali (22)
- Etkili başvuru hakkının ihlali(20)
- Düşünce özgürlüğü hakkı ihlali (12)
- Yaşam hakkı ihlali (10)
- Örgütlenme hakkı ihlali (9)
- Eğitim hakkı ihlali (1)
- Ayrımcılık yasağı ihlali (1)
Gözaltı süresinin 4 güne indirilmesi, ifade alınırken avukat bulundurulması, çocukların adli süreçlerde yetişkinlerden ayrı tutulması (Taş atan çocuklar hariç), DGM’lerin kapatılması gibi reformlar sayesinde mahkumiyetlerin ileride azalacağını düşünebilirsiniz. Ancak, durum pek öyle görünmüyor. Mesela;
* Yargının Avrupa mevzuatına uyumu hızlansa da altyapı eksikliklerinden kaynaklanan ‘uzun tutukluluk süreleri’ gibi temel sorunlar, ‘adil yargılama hakkı’ ihlallerini 1. sırada tutacak (Ergenekon sanıklarının tutukluluk süreleri 2 yılı buluyor). 
* Türkiye’nin 8 yılda ‘İşkence ve kötü muamele ile mücadele’ karnesi pek düzelmedi (bkz. Engin Çeber olayı). 
* Dur ihtarına uymadığı iddiasıyla vurulan, tarlada bulduğu mühimmat patlayınca ölen vatandaşların sayısı, ‘yaşam hakkı’ ihlallerinin de gündemden düşmeyeceğini gösteriyor (Ceylan Önkol’un ölümü). 
* Memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı verilmemesi, Toplumsal olaylarda polisin orantısız güç kullanması, idarenin örgütlü çalışanlara yönelik idari işlemleri ‘örgütlenme ihlali’ davalarını artıracak (TEKEL işçilerine müdahale, eylemci TCDD çalışanlarının açığa alınması vb.). 
* Telekulak iddialarının zirve yaptığı, özel konuşmaların iddianamelere konulduğu günleri, AİHM’de ‘özel yaşamın ihlali’ davalarının patlatlayacağı günlerin izlemesi muhtemel. 
* Vatandaşların ‘mülkiyet hakkı’ konusunda bilinçlenmesi, kamulaştırmaların AİHM’deki maliyetini her geçen gün artırıyor. Buna Kıbrıs Rumlarının ve Türkiye’deki azınlık vakıflarının açtığı davaları da ekleyebilirsiniz.
* Alevi öğrencilerin durumu ve türbanlı öğrencilerin üniversitelere girememesi eğitim hakkının ihlali davalarını sürdürecek. 
* Eşcinsellerin, azınlıkların ‘ayrımcılık’ iddiaları da bitmek tükenmek bilmiyor.
Açılım çerçevesinde kurulacak ‘bağımsız’ İnsan Hakları Kurumu, AİHM’deki bu davaların önüne geçilebilir mi? Tasarı böyle yasalaşırsa zor. Kanun Tasarısı’nın 3. maddesinde Kurulun başkan ve üyelerinin Bakanlar Kurulu tarafından seçileceğine hükmediyor. Bakanlar Kurulu’nun seçtiği kurul üyelerinin, İçişleri ya da Adalet Bakanı’nı zor durumda bırakacak bir insan hakları ihlaliyle ilgili karar alırken ne kadar ‘bağımsız’ kalacağının yorumunu size bırakıyorum. Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği, Mazlum Der temsilcilerinin, bağımsız insan hakları savunucularının olmadığı bir İnsan Hakları Kurulu’nun kararları her zaman kuşkuyla karşılanacaktır.
Keşke, muhalefet, Avrupa’da (mesela Almanya’da) İnsan Hakları Kurullarının nasıl oluşturulduğunu araştırıp, TBMM’de iktidar partisine anlatsa. Hükümet de sonsuza dek iktidarda kalmayacağını, birgün o kurulun üyelerini başka siyasetçilerin belirleyeceğini unutmasa.