Bu tiyatro ne kadar sürecek?

Ermenilerin bütün dünyada 'soykırım' olarak tescillemek istediği 1915 olayları, 24 Nisan 1915 günü çıkarılan tehcir...

Ermenilerin bütün dünyada ‘soykırım’ olarak tescillemek istediği 1915 olayları, 24 Nisan 1915 günü çıkarılan tehcir (sürgün) kararnamesine dayandırılır. Bu nedenle Ermeniler 24 Nisan gününü ‘Meds Yeghern’ yani ‘büyük felaket’in yıldönümü sayarlar. Dolayısıyla her 24 Nisan’da, 1915’de ölenleri anarlar. 24 Nisan yaklaştıkça Ermeni diyasporası (Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler), dünyanın dört yanında sürgün sırasında yaşanan ölümcül katliamların ‘soykırım’ olarak kabul edilmesi için büyük lobi faaliyeti yürütür. İşte, bir 24 Nisan daha yaklaşıyor. Bugüne dek Fransa, İsviçre, Arjantin ve Kanada’nın yanı sıra adını bile duymadığımız ülkelerin aralarında bulunduğu yaklaşık 20 ülkenin parlamentosunun kabul ettiği ‘soykırım’ kararlarının benzeri perşembe günü de ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nde oylanacak.
Neredeyse her yıl gündeme gelen ve ABD Başkanı’nın son dakika müdahalesiyle rafa kaldırılan bu tasarı, bu yıl biraz baş ağrıtıyor. Çünkü bu kez, Komite’nin Başkanı, kendisini Kongre’ye taşıyan Ermeni oylarının ağır baskısı altında. Komite’deki aritmetik tablo da Türkiye’nin aleyhine. Ankara durumun vehametinin farkında. Bu yüzden TBMM ve Dışişleri mensupları harıl harıl ‘hayır’ sonucu için çalışıyor. Tasarının gündeme alınmasını bile esefle karşılayan Dışişleri ile Başbakan Tayyip Erdoğan, açıklamalarında pazarlıklarda Washington’a verilen mesajın da ipuçlarını veriyor: “Kararın kabul edilmesi, Ermenistan’la normalleşme sürecini baltalar. Kongre üyeleri bu hassasiyeti gözetsin...”
***
Ben 1995’ten beri her bahar birbirinin karbon kopyası olan bu can sıkıcı gündeme şahit oluyorum. Clinton, Bush, şimdi de Obama... Başkanlar, kongre ve komite üyeleri, onların Türkiye’deki muhatapları değişiyor ama bu tasarı babadan oğula geçer gibi yeni nesillere devrediliyor. Tıpkı Türkiye’de devredilen savunmalar, açıklamalar gibi. Hem karar tasarıları, hem ABD Başkanı’nın 24 Nisan açıklamaları, Türkiye’nin boynunun üzerinde bir kılıç gibi sallanıp duruyor.
Diyelim bu yıl Komite tasarıyı kabul etti. Türkiye’yi temsil edenler ‘canımız yandı ama en azından işkence bitti’ diyebilecek mi? Diyemeyecekler. Bu kez, tasarının ABD Kongresi’nde Genel Kurul gündemine gelmemesi için Obama’nın kapısı çalınacak. O da atlatılırsa, Başkan’ın 24 Nisan açıklaması stres yaratacak.
Hadi bu yıl da Obama, Erdoğan’ın dikkat çektiği ‘hassas durumu’ hesaba katarak devreye girdi ve Demokratların oylarıyla tasarı daha Komite’deyken rafa kalktı. Bir dahaki yıl, Ermeni diyasporası ve Ermenistan “İkna olduk 1915’te yaşananlar soykırım değildi, artık bu tasarının gündeme alınmasına gerek kalmadı” mı diyecek? ABD, bu kozu kullanmaktan vaz mı geçecek? Vazgeçmeyecekler. 2015 yılı, yani sürgünün 100. yıldönümü yaklaştıkça bu baskılar ve benzer tasarıları kabul eden parlamentoların sayısı artacak.
***
Yöneticilere düşen görev, bu sorunun artık kökünden çözülmesinin yolunu bulmak. Ermenistan ile normalleşme süreci, bu yolu aralayacak tarihi bir fırsat olarak karşımızda duruyor. Türkiye ve Ermenistan, bir an önce diplomasi oyunlarının ve oyuncularının (Azerbaycan dahil) etkisinden sıyrılıp, bütün önyargıları bir kenara bırakıp, ‘gelecek odaklı’ bir normalleşme sürecini hayata geçirmeli. Bu süreç, herkesin Dağlık Karabağ ve ‘soykırım’ da dahil her konudaki taşlarını dökmesinin de önünü açabilir.
Unutmaması gereken şey şudur: 1915’de Anadolu’da, ya da 1991’de Dağlık Karabağ’da ölen (Ermeni, Türk ya da Azeri) her bir insanın yaşadığı acılar, ‘soykırım’, ‘katliam’, ‘kırım’ ve ‘felaket’ gibi ‘diplomatik’ sözcüklere sığmayacak kadar ‘büyük’ ve ‘insani’ idi. Matematik problemlerindeki gibi yukarıya ya da aşağıya yuvarlanan rakamların her biri, yitip giden bir insanı, dağılan bir aileyi, yaşanan bir trajediyi ifade ediyor.
Önümüzde iki seçenek var: Ya 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında olduğu gibi büyük aktörlerinin pay kapma savaşına alet olup, aynı topraklarda her yıl aynı tiyatroda ‘düşman kardeşleri’ oynayacağız. Ya da geçmişteki lanetli günlerden ders çıkararak kendi yazdığımız geleceği birlikte yaşamayı öğreneceğiz.