Çare 'sivil denetim'

Kolluk kuvvetlerinin neden olduğu hak ihlalleri yeniden gündemde. Sivil bir denetim oluşturulmazsa AKP'den sonra da bu ihlalleri konuşuyor olacağız.
Çare 'sivil denetim'

Kolluk kuvvetlerinin neden olduğu hak ihlalleri yeniden gündemin ilk sıralarına çıktı. Haziran başından beri 6 ölüm, onlarca yaralanma, yüzlerce dayak ve kötü müdahale iddiasına tanık olduk. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları sayesinde ancak 5-6 yıl geriden yüzleşebildiğimiz bu sorun, Türkiye’de sadece AK Parti’nin iktidarında karşımıza çıkan bir sorun değil. Eğer, yakın zamanda kolluk kuvvetlerinin kanunla oluşturulan bir sivil organ tarafından denetlenmesi mümkün olmazsa ne yazık ki AK Parti’den sonra da bu ihlalleri çok konuşacağız.


‘DEVLET’TEN KİM KORUYACAK
İnsanlar, hak ve özgürlükleriyle vardır. Devletler, yasama organları aracılığıyla çıkaracakları kanunlarla bu hakları ve özgürlükleri güvence altına alırlar. Başkaları karşısında güvence altına almakla kalmaz, bu hakları kendisinden (devletten) korumak için de taahhütte bulunurlar. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu hakların çerçevesini en net şekilde çizen evrensel bir belgedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın da üzerindedir. Bu belgeye göre en temel hak yaşam hakkıdır. Bu belgede işkence ve kötü muamele tartışmasız bir şekilde yasaklanmıştır. Adil yargılanma çok önemli bir hak olarak ön plandadır. Örgütlenme, barışçıl gösteri, düşünce, ifade, inanç, din özgürlüğünün altı kalın çizgilerle çizilmiştir. Mülkiyet hakkı kutsaldır. Devlet, bu hak ve özgürlükleri güvence altına alan kanunları kolluk kuvvetleri aracılığıyla uygular. Peki ya kolluk kuvvetleri bu eylemi gerçekleştirirken hakları ve özgürlükleri bizzat ihlal ederse? O zaman hem devlet idaresinin hem yargının denetim işlevi devreye girer.


‘MESLEK DAYANIŞMASI’ SORUNU
Türkiye’deki mevcut mevzuat, bu tür durumlardaki yargı denetimini idari denetime bağlı hale getirmiş. İdari denetim ise dışarıdan yapılamadığı için bir çeşit ‘meslektaş dayanışması’nın kurbanı olmuş durumda. Birçok örnek verebilirim ama en çarpıcısı Uludere olayıdır. F-16 uçakları terörist diye 34 genci bombalayarak öldürmüş ama aradan geçen yaklaşık iki yıla rağmen ne idari, ne yargı denetiminden tatmin edici bir sonuç çıkmıştı. Bir başka örnek de Eskişehir’de aralarında polislerin de bulunduğu bir grup tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’la ilgili soruşturmaydı. Katillerinin bulunması için yapılan çalışmalar sırasında video görüntülerinin silinmesi/saklanması, bölgede görevli polislerin isimlerinin saklanması gibi yollara başvurulmuştu.


AB ÇÖZÜMÜ BULMUŞ
Türkiye’nin girmeye çalıştığı Avrupa Birliği, bu sorunu ‘bağımsız/sivil denetim’ yoluyla çözmüş. Polis ya da jandarma hakkında vatandaşlarca yapılan şikâyetler, kanunla kurulmuş bir sivil denetim organına havale ediliyor. Bu denetim organı, kolluk kuvvetlerinin doğrudan ya da dolaylı olarak karıştığı şu şikâyetler geldiğinde devreye giriyor:

- Ölüm vakaları
- Dayak, darp, kötü muamele
- Cinsel taciz
- Zimmet, iltimas, irtikap, rüşvet gibi yozlaşma iddiaları
- Ceza kanunlarına konu olan suçların işlenmesi...

Bu organ değişik yöntemlerle çalışıyor. Zaman zaman, polisin idari denetimine rehberlik edip meslektaş dayanışmasının önüne geçiliyor. Bazen, bünyesindeki uzmanları doğrudan görevlendirerek bilgi ve belgeleri toplayıp değerlendiriyor. Sonuçta, bir ihlal tespit edilirse de ilgili personelle ilgili suç duyurusunda bulunuluyor.


TÜRKİYE’DE KURULACAK MI?
Türkiye, AB adaylık sürecinde böyle bir denetim mekanizmasını oluşturacağını defalarca vaat etti. AB ve BM ile ortak projeler hazırlanarak ‘eşleştirme’ çalışmaları da yapıldı. Ancak bir türlü hayata geçirilemedi. Şimdilerde AK Parti hükümetinin üzerinde çalıştığı demokratikleşme paketinde kolluk kuvvetlerinin sivil denetimine ilişkin düzenleme olduğu da konuşuluyor. Başbakanlık’ta Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın koordinasyonunda hazırlanan taslak Başbakan’a sunulmuş. Ancak, pakette yer alıp almayacağı salı günü yapılacak son toplantıda kararlaştırılacak. Atalay, geçmişte konuyla ilgili bir açıklamasında, “Bir bağımsız denetim mekanizması olacak, şikâyetler oraya gelecek. Şimdi tabii diyelim ki polisle ilgili bir şikâyet geliyor. Bunu biz kendi idari mekanizmamız içinde denetliyoruz, soruşturuyoruz, biz ciddiye alıyoruz. Hemen açığa alıyoruz falan ama şimdi bir de buna bağımsız boyut geliyor” demişti. İşin özü şu: İktidarda kim olursa olsun, devlet refleksi demokrasi refleksinin önüne geçebiliyor. Yani mesele siyasi iktidarın kim olduğuyla ilgili değil, demokrasinin ne kadar yerleştiğiyle ve geliştiğiyle ilgili. Kolluk kuvvetlerine bağımsız ve sivil bir denetimin getirilmesi de demokrasiye büyük katkı sağlar. Bu yapılmazsa ne mi olur? Daha çok “kol kırılır yen içinde kalır” durumu yaşarız.