CHP'deki normalleşme ve hizipçi gelenek

AK Partililerin TBMM'ye başörtüsüyle gelmesi karşısında CHP'nin tavrı, kriz bekleyenleri terse yatırdı. Kılıçdaroğlu, Sarıgül operasyonunu da profesyonelce götürüyor. CHP'nin tek yumuşak karnı, partideki 'hizip' geleneği olabilir.
CHP'deki normalleşme ve hizipçi gelenek

Malum, yerel seçimler için çark dönmeye başladı. Bu günlerde en çok aday adaylarıyla muhatap oluyoruz. AK Parti geride bıraktığı 12 başarılı yılın deneyimi ile rahat davranıyor. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde ilk kez yerel seçimlere giden CHP ise bu kez farklı bir yol izliyor.

Kılıçdaroğlu’nun hedefi, 1989’da yüzde 29 oyla yerel seçimlerden birinci çıkan Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) başarısına ulaşmak. Zor değil; nitekim 2009 yerel seçimlerinde bile CHP’nin oy oranı yüzde 23 idi. Bu başarıya ulaşmanın üç önemli unsuru var.

Birincisi, doğru parti politikaları. Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki aşırı laik kesimlerin direncine rağmen başörtüsü sorununun çözümü için ortaya koyduğu sağduyulu yaklaşım, bir taraftan birçok kesimin takdirini topladı, diğer taraftan AK Parti’nin seçim meydanlarında geçmişte aleyhine kullandığı ve gelecek seçimlerde de kullanmaya hazırlandığı önemli bir kozu karşılıksız bıraktı. CHP’den türban krizi çıkarmasını bekleyenler ters köşeye yatmış oldu.

AK Parti hükümetinin dış politikadaki sıkışmışlığına karşın CHP’nin diplomatik girişimleri de uluslararası camianın dikkatini çekiyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin atılmasını tartışan Sosyalist Enternasyonal’e yeniden genel başkan yardımcısı olması, Avrupa Birliği ile CHP’yi barıştırması, Bağdat’ı ziyaret etmesi, Suriye ve Mısır’da barışçı çözüm arayışlarına katkı çabaları da Batılı diplomatlarca not edilmiş durumda. Suriye meselesinde olduğu gibi, tavırsızlığı bile olayların gidişatını belirleyen ABD’nin, AK Parti hükümetinden yükselen “Biz bölgesel gücüz, gerektiğinde ABD’ye de kafa tutarız” yaklaşımlarına çok tepkili olduğu ve CHP’yle diyaloğu arttırdığı da dikkatlerden kaçmıyor.

İzmir, Eskişehir gibi illerde, Ankara’nın esirgediği desteğe rağmen sergilenen ‘sosyal demokrat belediyecilik’ ve AK Parti’nin uzun süredir elinde bulundurduğu bazı belediyelerdeki ciddi sorunlar da CHP’nin önemli kozlarından. Kılıçdaroğlu ve ekibi, yerel yönetimlerden ‘istemezük’ yerine ‘projemiz şudur’ tarzı bir siyaset izlemelerini de özellikle talep ediyor.

Son olarak Kılıçdaroğlu’nun partiden büyük bir kavga ve gürültüyle uzaklaştırılan Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye dönüş sürecini de başarıyla yürüttüğünü söylemek durumundayız. Sarıgül’ün de bu süreçte bir ekip çalışması yaparak süreci iyi yönettiği açık ama esas puanların selefi Deniz Baykal’ın gönül kırıklığını da dikkate alarak çok kırıp dökmeden hareket eden Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazıldığını söylemek lazım.

İkincisi, CHP’nin kazanacağı il ve ilçelerin sayısını arttırmak kadar partinin oy oranını yükseltmek. Bu da ancak doğru bir yöntemle, her seçim bölgesinde halkın ilgisini ve desteğini çekebilecek adayları bulmakla mümkün.

Kılıçdaroğlu ile son yaptığımız konuşmada, bir oy bile fazla olsa en çok oyu getirecek ve kazanabilecek adaylar istediğini açıkça ortaya koymuştu. Peki bu nasıl mümkün olur? Elbette ki AK Parti’nin 10 yıldır uyguladığı yöntemle. Adayların parti kurmaylarından gelen güçlü destekle ya da tavassutla değil, kamuoyu yoklamalarıyla ve temayül araştırmalarıyla belirlenmesi.

Çankaya, Kadıköy gibi ilçelerde adayın kim olduğu önemli olmayabilir ama Ankara’nın Yenimahalle’si gibi ilçelerde seçimin ancak başarısını kanıtlamış güçlü adaylarla kazanılabileceğinin farkında CHP lideri... İzmir, Eskişehir, Ordu, Çanakkale, Mersin gibi illerde kazanma ihtimali yüksek ama Ankara, İstanbul, Trabzon, Adana, Antalya gibi zorlanacağı illerde de yarışa tutunabilmesi ve kazanabilmesi için CHP’nin gücüne güç katacak adaylara ihtiyacı var CHP’nin...

Üçüncüsü, parti teşkilatlarının ve aday adaylığı yarışını kaybeden CHP’lilerin, adaylıkları kesinleşen isimlere vereceği destek.

Biliyorsunuz; bir CHP klasiğidir ‘hizip’... O nedenle, CHP’li bir aday, rakip partilerden önce partideki rakiplerinin hedefi olur. AK Parti’de ‘ret’ yanıtını alan isimler gerçekle kısa sürede yüzleşip, bir nefer olarak yenildiği isimlerin yanında AK Parti için çalışırken, CHP adaylarının önce CHP teşkilatlarındaki rakipleriyle boğuşması işten bile sayılmıyor.

Örneğin Kılıçdaroğlu, sonunda İstanbul’da yarışı kazanabileceği umuduyla Sarıgül’ü sahaya sürerse, Sarıgül, AK Parti’den önce Kılıçdaroğlu’nun selefi Baykal’ın ve Sarıgül’e karşı yarışan Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in ekipleri tarafından hedef alınabilir. Bu da AK Parti adayının ekmeğine, en az Sırrı Süreyya Önder’in HDP’nin İstanbul adayı olması kadar yağ sürebilir...

Ezcümle; CHP yönetimi, parti içindeki büyük sancılara ve Türkiye genelindeki kutuplaşmalara rağmen partiyi normalleştirmeye çalışırken, hizipçi gelenek, partinin ayağındaki pranga olmayı sürdürüyor. 1989’da elde edilen başarı da bu pranga ile mümkün görünmüyor...