Davutoğlu'nun denklemindeki iki eksik

Güne, fındıkkıran olarak tasarlanmış ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton kuklasıyla ilgili haberi okuyarak başladım. Gülümseten habere göre ABD'de marketlerde artık Hillary Clinton şeklinde fındıkkıran, eşi Bill Clinton şeklinde tirbuşonlar satılıyor.

Güne, fındıkkıran olarak tasarlanmış ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton kuklasıyla ilgili haberi okuyarak başladım. Gülümseten habere göre ABD’de marketlerde artık Hillary Clinton şeklinde fındıkkıran, eşi Bill Clinton şeklinde tirbuşonlar satılıyor. ‘Bacakları çelikten, paslanmaz (Hillary Clinton için)’ ve ‘mantarınızı kim patlatsın istersiniz (Bill Clinton için)’ gibi hınzırca sloganlarla pazarlanan iki alete Clinton çiftinin nasıl tepki gösterdiğini merak ediyorum doğrusu. Hillary Clinton, hem fındıkkıranı hem tirbuşonu satın alıp mutfağının en seçkin yerinde muhafaza ederse şaşırmam. 20 dakikalık konferanslar için on binlerce dolar alan Bill Clinton’ın üretici firmadan telif aldığı haberleri de beni şok etmez.
Ankara’nın yoğun gündemi nedeniyle bu eğlenceli haberin detaylarını çok fazla araştıramadım. Dışişleri Bakanlığı’nın düzenlediği 2. Büyükelçiler Konferansı’nın açılışına giderken, aklımda, Türkiye’deki siyasilerin bu tür bir hınzırlığa nasıl tepki göstereceğine dair olasılıklar vardı. Başbakan’ın, hakkındaki karikatürlere açtığı davaları düşününce, dava dışında başka bir olasılık düşünemedim. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir yandan ‘hoşgörülü insan’ imajına zarar vermemek, diğer yandan da yapılanın altında kalmamak için ‘Kendim için değil, makamın saygınlığı için rahatsız oldum’ deme ihtimali yüksek. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hoşgörü katsayısının daha yüksek olacağını sanıyorum, ama o katsayının da Clinton’ın hoşgörü katsayısına ulaşabileceğini sanmıyorum. Bu ihtimalleri aklımda sıralarken, zihnim birden bire ‘hoşgörü’ sözcüğüne takıldı ve “Bir ülkenin demokrasi katsayısı ile o ülkenin yöneticilerinin hoşgörü katsayısı arasında doğru orantı vardır” önermesini önüme koydu.
***
Bu zihin egzersizim, Büyükelçiler Konferansı’nın yapıldığı salonda uzun zamandan beri göremediğim çok sayıda diplomatla karşılaşıncaya kadar sürdü. Hem ayak üstü sohbetlerden, hem genel havadan, bu tür toplantıların yararlı bulunduğu ve diplomatlarca desteklendiğini anladım. Davutoğlu’nu ikincisini yaptığı bu etkinlik için takdir ettim. Hiçbir yararı olmasa, dünyanın dört bir yanında çalışan büyükelçilerin biraraya gelip, meslektaşlarıyla, dostlarıyla hasbihal etmeleri dahi Türk diplomasisi açısından büyük bir motivasyon kaynağı olabilir. Zil çalınca girdiğimiz salonda, Davutoğlu’nun her zamanki gibi ‘ders’ tadında yaptığı konuşmayı zevkle dinlerken, kapıdan girmeden önce zihnimi meşgul eden ‘hoşgörü’ sözcüğü yeniden belirdi. Sanırım, Davutoğlu’nun yeni dış politika vizyonununun sac ayakları olarak açıkladığı ‘demokrasi’, ‘güvenlik’ ve ‘istikrar’ sözcükleri çağrışım yaptı. ‘Özgürlük ile güvenlik kavramlarını karşı karşıya koymayız’ diyen Davutoğlu’nun mealen, diplomasinin asıl hedefinin halkın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çıkarları olduğu yönündeki sözleri de başka bir dala sıçramama neden oldu.
***
Heybeliada Ruhban Okulu’nun biran önce açılmasını isteyen Patrik Bartholomeos’un başına gelenleri düşündüm. Türkiye’de yaşamanın gittikçe zorlaştığını vurgulamak için kullandığı ifadeye Davutoğlu’nun gösterdiği tepki gözümün önüne geldi. Hiç de hoşgörülü değildi. Eğer Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortodoks vatandaşları için bir ‘özgürlük’ meselesi ise Davutoğlu’nun dünkü konuşmasında kurduğu denkleme göre bu hakkın karşısına ‘güvenlik’ ya da ‘uluslararası siyaset’ enstrumanlarını koymak büyük bir çelişkidir. Ya da eğer, bütün mesele ‘kendi vatandaşlarının çıkarları’ ise dünyadaki bütün Ortodoksların liderinin bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, Türkiye’deki bir okuldan yetişmesi nasıl bir ‘güvenlik’ sorununa dönüşebilir? Peki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Yunanistan da Batı Trakya Türkleri için birşey yapmalı’ sözleriyle kendi vatandaşının istekleri için, başka bir ülkenin uygulamalarını şart koşmasını Davutoğlu’nun denkleminde nereye koyacağız?
Ermenistan’la ilişkiler konusunda da benzer çelişkiler sıralayabilirim, ama yer yok. Sanırım, diplomatlara ‘cesur olmayı’ öğütleyen Davutoğlu’nun dünkü konuşmasında ortaya koyduğu müthiş teorik vizyonun ve felsefenin hayata geçirilmesi için biraz ‘hoşgörü’ ve ‘cesaret’ bulmak gerekecek.