Ermenistan açılımında Nasrettin Hoca izi var

Ermenistan ile Türkiye arasındaki 'normalleşme' süreci ne yazık ki rayından çıktı. İsviçre'de gizlice başlayan ve yaklaşık 2 yıl süren iyi niyetli çabalar, protokollerle taçlandırılsa da Ermenistan'ın 'soğuk savaş kompleksleri' ve Türkiye'nin 'iç siyasi dengesizlikleri' yüzünden fiilen ve resmen boşa çıktı. Neden mi?

Ermenistan ile Türkiye arasındaki ‘normalleşme’ süreci ne yazık ki rayından çıktı. İsviçre’de gizlice başlayan ve yaklaşık 2 yıl süren iyi niyetli çabalar, protokollerle taçlandırılsa da Ermenistan’ın ‘soğuk savaş kompleksleri’ ve Türkiye’nin ‘iç siyasi dengesizlikleri’ yüzünden fiilen ve resmen boşa çıktı. Neden mi?

* Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, hala iki kutuplu bir dünya varmış gibi hareket ediyor. Soğuk Savaş’ın ruhunu kendine yoldaş edip, Moskova ve Washington arasında kurduğu bir denklemle ilerlemeye, geçmişte Sovyetlerden öğrendiği Polit büro ayak oyunlarıyla Türkiye’nin bileğini bükmeye çalışıyor. Obama’nın 1915 olayları ile ilgili açıklaması öncesinde Moskova’ya gidip, dönüşte protokollerin onay sürecini dondurduğunu açıklıyor. Yani bir taraftan Obama’ya ‘Soykırım demezsen süreç istediğin gibi gitmez’; diğer taraftan Ermenistan kamuoyuna ‘Biz üzerimize düşeni yaptık’ mesajı veriyor. 

* Türkiye ise normalleşme sürecini hükümetin iradesi dışındaki koşullara bağlayarak yaptığı yanlışı derinleştiriyor. Sıkça yeni ‘açılım’ süreçleri başlatan hükümet, Ermenistan açılımını sürdürürken, (ne yazık ki) henüz hiçbirini sonuçlandır(a)madığı Kıbrıs, Afrika, Latin Amerika, Balkan, Kürt, Roman, Alevi ve Anayasa açılımları arasında oradan oraya savruluyor. Atılacak adımlar ‘öngörülebilir’ olmaktan çıkıp; Obama’nın 24 Nisan konuşmasına, Bakü’nün Ankara’ya küsmesine, Türkiye’deki milliyetçi lobinin yükselen sesine, AK Parti tabanındaki çatlak seslere göre yeni rotalara yönelebiliyor. Böyle olunca da sürecin geleceğini ‘hedefler’ değil, ‘pazarlıklar dizisi’ şekillendiriyor. Sınırların açılması, protokollerin onaylanmasına; protokollerin onaylanması TBMM’de sadece muhalefetin değil AK Parti tabanının ikna edilmesine; Milletvekillerinin ikna edilmesi Karabağ sorununun çözümüne; Karabağ sorununun çözümü ABD, Rusya ve Fransa’nın çıkarlarına endeksleniyor. Anlayacağınız, Ankara’nın normalleşme yaklaşımı biraz, Nasrettin Hoca’nın borcunu ödemek için yaptığı ‘Evin önüne dikenli tel gereceğim. Koyun sürüleri geçerken yünlere tellere takılacak. Yünleri toplayacağım, hanım da eğirecek. İplikleri pazara götürüp satarak, borcumu ödeyeceğim’ teklifine benziyor.
Oysa, hem Türkiye hem Ermenistan’ın normalleşme sürecini devam ettirmek için çok önemli nedenleri var. Mesela Sarkisyan, Ermenistan’ın hem doğuya, hem batıya açılan kapılarının on yıllardır kapalı olduğunu, hiçbir gelir kaynağı olmayan ülkenin derin ekonomik bunalımdan geçtiğini, böyle sürerse, ‘değil Büyük Ermenistan’a kavuşmak, geride Taşnaklar dışındaki Ermenilerin yaşamadığı bir Ermenistan kalacağı tehlikesini hepimizden iyi biliyor. Moskova’nın ve Ermeni diyasporasının da güçlenen Azerbaycan ile Türkiye arasında Ermenistan’ın sıkışmışlığına son veremeyeceği de açık.
Türkiye ise Ermenistan’ın savaşta kazandığı Dağlık Karabağ’ı paketleyip Azerbaycan’a devretmeyeceğini, buna Sarkisyan razı olsa bile Rusya’nın göz yummayacağını görüyor. Bunun farkında olan Obama yönetimi de Türkiye’ye Bakü ile teması artırıp, Dağlık Karabağ konusunda Erivan yönetimine ‘manevra alanı’ açmasını telkin ediyor. Bu arada, üçüncü ülkelerin ‘soykırım’ iddiaları konusundaki tavrı Türkiye aleyhine sertleşiyor, 2015 yaklaşırken bu suçlamalarda bulunan ülkelerin sayısı artıyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu dün TBMM’de normalleşmenin süreceği konusunda ‘iyimser’ olduğunu söylese de tablo iç açıcı değil. İki tarafın da kazançlı çıkması için başlatılan normalleşme süreci, ‘birbirini tuş etme’ arayışı yüzünden çıkmazda. Ermenistan parlamentosunun protokolleri 26 Nisan’da başlayan 7. oturumun gündeminden çıkartması en somut gösterge. AK Parti’nin Anayasa keşmekeşi içinde protokolleri TBMM genel kuruluna indirmesini de kimse beklemiyor. Normalleşme sürecinin başarısızlığa uğramasından daha tehlikeli olan, normalleşme süreci öncesindeki durumun gerise düşmek. Bu ‘yakın’ tehlikeyle karşı Erivan da Ankara da önce kendisini normalleştirmeli.