Eylem planı, Barzani'ye bağlı

İçişleri Bakanı Beşir Atalay Erbil'e gitti ve Kuzey Irak'taki Kürt Bölgesel...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay Erbil’e gitti ve Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Başkanı Mesud Barzani, Yardımcısı Neçirvan Barzani ve Başbakanı Berham Salih ile görüştü. Atalay’ın açıkladığı planda bir değişiklik olmazsa ABD’nin Irak’taki birliklerinden bir heyet bugün Ankara’ya gelecek. ABD’nin Irak’taki komuta kademesi yenilenmişken, bu ziyaretin hem tanışma hem de yeni dinamiklerin  hayata geçirilmesi için fırsat yaratacağı ortada. Sonra da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Kuzey Irak ziyareti var. Öncelikle bu günlerde duymaya başladığımız ve sıkça duyacağımız iki kavramı biraz açmak gerek:
- Üçlü Mekanizma: Türkiye, son üç yıldır Irak ile temaslarını arttırmış, ortak ‘terörle mücadele’ politikası belirlemek istemişti. Ancak Türkiye’nin ‘sınır ötesi sıcak takip hakkı’ gibi talepleri, özellikle Kuzey Iraklı Kürt grupların tepkisini çektiğinden istenen olmamıştı. Buna karşın Türkiye-ABD-Irak üçlü güvenlik mekanizması oluşturulmuştu. Türkiye’den İçişleri Bakanı, ABD’den Irak’taki birliklerin komutanı, Irak’tan Güvenlik Bakanı’nın koordinasyonunda çalışan mekanizmanın Erbil’de bir de irtibat bürosu var. Bu büro, Nisan 2010’da İstanbul’da yapılan toplantıda kabul edilen eylem planının hayata geçirilmesi için faaliyet sürdürüyor.
- Üçlü eylem planı: İstanbul’da Nisan 2010’da Atalay, ABD’yi temsilen Tümgeneral Joseph Anderson ve Irak’tan Ulusal Güvenlik’ten sorumlu Devlet Bakanı Şirvan el Vaili’nin başkanlık ettiği toplantının sonunda PKK’ya karşı ortak eylem planı kararlaştırılmıştı. ABD’li yetkililere göre plan, gelecek çalışmalara yol gösterip PKK’ya karşı ortak çabaların uygulanması için yapılması gereken eylemleri kapsıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da bu eylem planının çerçevesini “Bundan sonra biz her türlü çalışmayı yaparak Kuzey Irak’tan kaynaklanan terör tehdidinin ortadan kalkması için her türlü tedbiri alacağız. Bu konuda herhangi bir müsamaha göstermemiz söz konusu olamaz” sözleriyle açıklamıştı.
***
Türkiye, ABD ve Irak’a ayrı ayrı rollerin düştüğü planın ana ekseninde, “içeride demokratikleşme süreci (Kürt açılımı) devam ederken, Kürtlerin kültürel hakları konusunda daha özgür bir ortam oluşturulması ve eşzamanlı olarak da PKK’nın tasfiye edilmesi” var. Bu konuda ise farklı alternatifler var.
- İlk alternatif, PKK’nın Türkiye’de yaşanan yeni siyasi atmosferi dikkate alarak ‘gönüllülük esasında’ silahları bırakmasına dayanıyor. Bu gerçekleşirse, PKK’lıların ‘yeni yaşamları’ konusunda hem Türkiye’ye hem Kuzey Irak yönetimine görev düşecek. Barzani, Suriye, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un öncülük ettiği sivil toplum kuruluşları, BDP ve nihayetinde İmralı ile kurulan temas bu alternatifin geleceğini belirleyeceğinden büyük önem taşıyor.
- İkinci alternatif biraz geçmişi anımsatıyor. Çünkü “Devletle diyalog iyi gidiyor” diyen Öcalan ile Kandil arasında görüş ayrılığı çıkma ihtimali yüksek. Yani, Öcalan ikna olsa da Kandil’de bir grup ikna olmayabilir ve -belki de şiddetini arttırarak- silahlı eylemleri sürdürebilir. Ya da -en kötü senaryo- içerideki demokratikleşme süreci konusunda Öcalan, BDP ve DTK üyeleri ikna olmayabilir ve PKK gönüllü tasfiyeye yanaşmayabilir. Bu durumda diyalog yerine PKK’nın lider kadrolarının Ankara’ya teslimi, Kuzey Irak’a askeri operasyonların yoğunlaşması, ABD ile aktif istihbarat paylaşımı ve PKK’nın lojistik kaynaklarının kesilmesi gibi ‘askeri ve operasyonel’ önlemleri konuşacağız.
Birinci alternatif biraz ‘hayal’, ikinci alternatif biraz ‘kanlı’ gibi duruyor. Ancak, yılda 12 milyar dolara hükmeden, Türkiye ile ticarette 10 milyar dolar hedef koyan, Irak’ın tek huzurlu bölgesini yöneten Barzani’nin vizyonu varsa ve topraklarındaki istikrarı korumak istiyorsa, ilk alternatifin gerçekleşmesi için çaba gösterecektir. Çünkü hem Türkiye’deki hem Irak’taki Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri ile geleceğinin sancısız ve sağlıklı bir şekilde tartışıldığı bir süreç, silahların konuşmadığı bir ortamla mümkün olacak.