Helalleşme zamanı

35 yıllık acı ortadayken, Öcalan'ın tarif ettiği o noktadan, siyaset ve fikirlerin konuşacağı yeni bir yolun başına ulaşabilmek, ancak büyük bir helalleşmeyle mümkün olabilir.
Helalleşme zamanı

“Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır...”

Abdullah Öcalan’ın konuşmasını dinlerken en kalın çizgilerle bu satırların altını çizdim. Öcalan’ın bu cümleden önce ya da sonra yazdıklarına itirazlar olabilir, öncesinde ya da sonrasında ortaya koyduğu düşünceler samimi bulunmayabilir. Ancak bu cümle ‘iki kere iki dört eder’ kadar klişe ama bir o kadar da gerçek ve haklı bir cümle. TBMM çatısı altında siyaset yapan partilerin liderlerinden sıkça duyduğunuz bu söylemi, Öcalan dedi diye yanlış ilan etmek, başka yerlere çekmek mümkün değil...

Şunu unutmamalı: Geride bıraktığımız 35 yılda çok büyük acılar yaşandı. En az 8 bin asker, PKK ile mücadelede şehit oldu. Gazileri de sayarsak 20 bine yakın insan doğrudan, 80 bine yakın insan dolaylı olarak savaşın ateşini elleriyle tuttu. Türkiye’de yaşayan her insan, emeği ile ödediği vergilerle 35 yıl boyunca (askerlerin tanımıyla) düşük yoğunluklu bir savaşı finanse etti.

Diğer taraftan 25 binden fazla evde, dağlarda ölen PKK’lıların resimleri asılı. Sadece Diyarbakır’da karşılaştığınız binlerce insan o karanlık yıllarda köylerinden, yurtlarından edilmişti. Faili meçhuller, köy yakmalar, dışkı yedirmeye varan işkence yöntemleri bölgede acımasızca uygulandı.

Yine geçen 35 yılda PKK’yı bahane eden devlet içindeki derin yapılanmalar demokrasinin köklerine dinamit yerleştirmiş, askeri darbeler, muhtıralar, bildiriler birbirini izlemişti.

Öcalan PKK’lılara şu çağrıyı yapıyor: “Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor, demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor. (...) Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik..”

35 yıllık acı ortadayken, Öcalan’ın tarif ettiği o noktadan, siyaset ve fikirlerin konuşacağı yeni bir yolun başına ulaşabilmek, ancak büyük bir helalleşmeyle mümkün olabilir.

Peki dağlarda, köylerde ölen binlerce insanın vebali sırtında olanlarla helalleşmek ne kadar mümkün? Bunu süreç ve tarafların samimiyet dereceleri gösterecek. Oğlunu Cudi’de bir çatışmada kaybetmiş bir asker anasının, babasını bir JİTEM karakolundaki işkenceye kurban vermiş bir çocuğun “Hakkını helal ediyor musun?” sorusuna “Evet” yanıtını vermesi kolay değil ama mümkün. Neyle mümkün? Geçmişi değil geleceği, savaşı değil barışı düşünmekle... PKK, Öcalan’ın çağrısına uyup sınır dışına çekilirse, barışı görüp hissedip düşünmek de mümkün olacak.

Helalleşme için bir de güçlü siyasi liderlerin önderliğine ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘baldıran zehri içmek’ olarak özetlediği fedakârlıklara ihtiyaç var. Erdoğan, muhalefetin sert çıkışlarına karşı güçlü duruşuyla şu ana dek büyük bir risk aldı bile.

Dün Diyarbakır’daki Nevruz alanını sayısının bir milyonu bulduğu söylenen bir kalabalık doldurmuştu. Öcalan’ın çağrısını dinleyenlerin arasında özellikle de gençler, “Bu kadar insan bunun için mi öldü” diye mırıldanmaya başlamıştı bile. Buna karşın alanı hıncahınç dolduran kalabalık tempo tutarak Öcalan istiyorsa sürece destek vereceğini de ortaya koyuyordu.

Diyarbakır’da barış umudu son iki haftada bacayı sarmıştı zaten. Öcalan’ın çağrısı da meydanda karşılık buldu. Şimdi sıra Öcalan’ın ‘sınırötesine çekilme aşamasına geldiler’ dediği silahlı unsurların Kuzey Irak’a çekilmesinde, yani sürecin en zor ve hassas aşamasında...