Hitler'den Bush'a, İnönü'den Erdoğan'a

Günlerdir bugünü bekliyordum. Aklımda, dış politika gündeminin boşaldığı bir günde CHP'nin dış politika...

Günlerdir bugünü bekliyordum. Aklımda, dış politika gündeminin boşaldığı bir günde CHP’nin dış politika yaklaşımlarını değerlendirmek vardı. Ne yalan söyleyeyim; ‘değerlendirme’ derken sıkı bir eleştiriyi kastediyorum. 1995’te acemi bir dış politika muhabiriyken, gazetecilerin Gümrük Birliği anlaşmasına yönelik eleştirini yanıtlarken izlediğim, o günün Dışişleri Müsteşarı bugünün CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’den başlayıp, demir perdenin dağıldığı gerçeğini bir türlü görmediğine inandığım Şükrü Elekdağ’dan çıkacaktım. Dilim döndüğünce, 21. yüzyıl diplomasisinin yeni dengelerini yazıp; sembollere, sözcüklere takılarak artık sonuç alınamadığını anlatacaktım. AKP’nin dış politika alanında büyük hataları dururken, ‘yüzümüzü Arap dünyasına, İran’a döndük’ cümlesiyle özetlenen sığ bir eleştirinin üzerinde tepinmelerini hedef alacaktım. Hükümeti ‘Ermenistan’la normalleşmeyi başaramadınız’ diye eleştirmeleri gerekirken, Ermenistan’la statükonun sürdürülmesi talebine sarılmalarını eleştirecektim.
Ancak, pazar günü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın CHP lideri Deniz Baykal’a yanıt vereyim derken, İsmet İnönü’yü Hitler’e benzetmesi bütün planlarımı bozdu. Birden bire, zehirli bir okun kulağımın yanından vızıldayarak geçip, ilkokuldan üniversiteye kadar geçtiğim bütün eğitim süreçlerinde aklıma kazınan ‘resmi’ değerlerin tam ortasına saplandığını hissettim. Çocukluk yıllarımdaki resmi törenlerde ‘Atatürk ve silah arkadaşları için bir dakika...’ sözleriyle başlatılan saygı duruşlarında, arka sıralarda fısıldayarak gülüşen yaşıtlarıma duyduğum öfke geldi aklıma. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda Atatürk’ün ve İnönü’nün Anıtkabir’de karşı karşıya yattığı bilgisiyle pekişen bu imaja, üniversite yıllarımda cumhuriyetin ilk dönemlerindeki büyük sürgünleri, katliamları, kanla bastırılan isyanları öğrendikten sonra bile dokunmadığımı anımsadım.
‘İstiklal savaşının kahraman silah arkadaşı İnönü’ imajı, bugün de ders kitaplarında yerini koruyor. Milyonlarca çocuk, genç hala ülkenin varlığını İnönü’nün de aralarında bulunduğu bir grup kahramanın imza attığı zaferlere borçlu olduğunu öğrenip, gönülden inanıyor. Hal böyleyken Erdoğan’ın her seferinde İnönü’ye ‘çakmasının’ sadece (danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Hürriyet’te Faruk Bildirici’ye anlattığı) ‘gündem değiştirme taktiği’ olmasını diliyorum. Aksi takdirde “Erdoğan İnönü’yü ‘Cumhuriyetin kahramanları listesi’nden cımbızla çıkarıp, yerine Turgut Özal’ı, Adnan Menderes’i ve kendisini koymaya çalışıyor” önermesinden kurtulamayacağım.
İnönü’nün yanlışlarını, doğrularını, kahramanlıklarını tartışmayı cumhuriyet dönemi tarihçilerine bırakırken, günün anlam ve önemine dair Türk diplomasi tarihinden İnönü-Hitler ilişkisine ilişkin bir ayrıntıya dikkatinizi çekeceğim (Murat Yetkin 21 Mart’ta yazmıştı):
Hitler, 1941’de ordusunu ve silahlarını Türkiye üzerinden demiryolu ile petrol yataklarının üzerinde oturan Irak’a indirmek istemiş, dönemin Almanya Büyükelçisi Von Papen ve Irak Savunma Bakanı Naci Şevket İnönü’yü ikna etmeye uğraşmıştı. İnönü, ülkesi büyük bir yoksulluk içinde yaşarken, Hitler’in bu isteğini tartışmadan geri çevirmişti. Böylece Türkiye’yi savaşa sokmadığı gibi, Hitler’in petrol yataklarının kontrolünü ele geçirmesini de engellemişti.
Hitler’e posta koyarak 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren İnönü’yü Hitler’e benzeten Erdoğan’ın, 21. yüzyılın başında, Hitler’e en çok benzetilen lider George W. Bush ile ilişkisini hepimiz anımsıyoruz. 1 Mart 2003 günü TBMM ‘hayır’ demeseydi, İskenderun’dan Habur’a bir hat kurulacak, ABD’nin savaş makinaları Türkiye topraklarından Irak’a ölüm yağdıracaktı. Karşılığında Erdoğan hükümeti ABD’den 1 milyar dolar nakit hibe ya da 8 milyar dolar vadeli borç alacaktı.
Bir İstiklal Savaşı kahramanını, ‘biz 1938’den sonraki siyasi duruşunu eleştiriyoruz’ gibi komik bir gerekçeyle milyonlarca Yahudi’yi katleden, dünyayı savaş alanına çeviren bir canavara benzetmek hiç adil değil. En doğrusu, Erdoğan’ın Baykal’la olan sorununu Baykal ile halletmesi, elinde malzeme varsa Baykal’ı hedef almasıdır.