HSYK değişirse bu sorunlar çözülecek mi?

Yaklaşık 10 gündür gazete ve televizyon haberlerini, dışarıdan, bir okuyucu ve izleyici gözüyle değerlendirme şansı buldum ve bu 10 gün içinde, işin içindeyken kendimizi yaptığımız işe biraz fazla kaptırdığımızı farkettim.

Yaklaşık 10 gündür gazete ve televizyon haberlerini, dışarıdan, bir okuyucu ve izleyici gözüyle değerlendirme şansı buldum ve bu 10 gün içinde, işin içindeyken kendimizi yaptığımız işe biraz fazla kaptırdığımızı farkettim. Mesela Anayasa Paketi ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararını Haşim Kılıç’tan dinlerken ya da ertesi gün gazetelerden ilgili haberleri okurken, iptal edilen ‘satırları’, ilgili maddeleri ezbere bildiğimi gördüm. Taslak ve teklif halindeyken, TBMM’deki komisyonda ve genel kurulda iki tur halinde görüşülürken defalarca satır satır, hem de karşılaştırmalı okumuş ve Radikal okurlarına karşılaştırmalı tam metin sunmuştuk.
Oysa, okuyucu ve izleyici sandalyesinde oturduğum bu günlerde bunca detayı, hele hele hükümetle muhalefetin en büyük kavga konusu olan, gazetecilerin, hukukçuların üzerinde derin tartışmalara girdiği ‘HSYK’nın yapısını’ kimsenin umursamadığını gözlemledim. Çünkü yargı denince vatandaşın aklına HSYK’da kaç üye olduğu, bunları kimin atadığı, HSYK’ya üye seçiminde oy kullanacak hâkimlerin kaç hakime oy vereceği gibi detaylar gelmiyor. Çünkü, siyasi yelpazenin neresinde olursa olsun, vatandaşların yargı ile ilgili çok açık eleştiri ve beklentileri var: 

* Yargıya ulaşmak kolaylaşacak mı? Türkiye’de avukat ücretleri mahkeme harçları el yakıyor. Ne kadar indirirseniz indirin bu ücretlere yetişemeyecek, bütün umutlarını adliye önünde bulduğu bir arzuhalcinin yazacağı dilekçeye bağlayacak milyonlarca insan yaşıyor. Taşrada insanlar gördükleri muamele nedeniyle bırakın hâkim karşısına çıkmayı, adliye önünden geçmeye korkuyor.

* Davaların süresi kısalacak mı?: Bir vatandaş, üç kuruşa kamulaştırılan tarlasının gerçek değerini alabilmek için yıllarca mahkeme kapısında beklemek zorunda kalıyor. Siyasi davalarda ya da güvenlik güçleri başta olmak üzere devlete karşı hak arama davalarında durum farklı değil. Aylarca, belki de yıllarca beklenen bilirkişi ve Adli Tıp raporları davaları uzattıkça uzatıyor. Yargıtay, yerel mahkemeler ve Adli Tıp Kurumu her yıl binlerce dosyayı bir sonraki yıla devrediyor. Dairelerin önündeki yığılmalar, zaman aşımı noktasına gelen dava sayısı korkunç boyutlarda. Buna karşın, kadro sıkıntısı had safhada. Yargıtay’ın iş yükünü hafifletecek istinaf mahkemelerinin kurulma süreci kağnı hızıyla ilerliyor. AİHM’in Türkiye aleyhine kararlarının önemli bir bölümü ‘süre uzunluğu’nun gerekçe gösterildiği ‘adil yargılama hakkı’ ihlallerinden kaynaklanıyor. 

* Adalet gelecek mi? Bir pankartın ucundan tutan bir kişi yedi yıl ceza alırken, diğer ucundan tutan kişi, başka bir mahkemede yargılanması sayesinde altı ay ceza ile kurtulabiliyor. Aynı gösteriye katılan bir grup ‘demokratik hak’ kullandığı için beraat ederken, başka bir grup başka bir mahkemenin kararıyla kendisini cezaevinde bulabiliyor. Bir avukat, sırf babası Öcalan’a benziyor diye aylarca hakim karşısına çıkıp hesap vermek zorunda kalabiliyor. Sadece polise taş attı diye aylarca cezaevinde tutulan yüzlerce 15 yaşından küçük çocuk var. ‘Pardon’ filminde anlatılan öyküye taş çıkaracak yanlış infazlar konusunda Türkiye ile yarışacak bir ülke var mıdır acaba? 

* Özgürlükler artacak mı? Gazeteci Nedim Şener’in başına gelenleri biliyorsunuzdur. Hrant Dink Suikastinde güvenlik görevlerinin görevlerini ihmal ettiğine dair ciddi ve belgeli iddialar ortaya attı. Şimdi hakkında Dink cinayeti faillerinden daha fazla hapis cezası isteniyor. Radikal’den Rifat Başaran Emine Ayna ile söyleşi yaptı diye neredeyse iki ayda bir İstanbul’a ifade vermeye gidiyor. Milliyetten Namık Durukan, yazdığı haber nedeniyle hapis tehdidiyle karşı karşıya. Bir haber yazdı diye 17 yıl hapis cezası alan Gazeteci İrfan Aktan’ın durumuna ne demeli?

Yaşamınızın bir anında, şöyle ya da böyle bir adliye ziyaretiniz olmuş olabilir. O zamanlarda yaşadıklarınızı düşünerek bu soruları ve sorunları uzatabilirsiniz. “Bu paket demokrasi getirecek” diyen Adalet Bakanı’na açıkça sormak lazım: ‘Evet’ dersek bu sorunların hangisi çözülecek? Halk daha mı kolay ulaşacak adalete? Davalar zamanında mı bitecek? Dava sonunda hep adil kararlar mı çıkacak? Yazı yazana, yazar öldürenden daha fazla ceza istenmesine son mu verilecek? Ya da bu temel sorunları çözmek için atılacak ‘samimi’ adımlar nelerdi?