İntikam ve diplomasi

Ece Temelkuran'ın 'muz sesleri' kitabında, Şatilla Kampı'nın doktoru Hamza, 'kıbbem' diye seslendiği kızı Filipina'ya yazdığı mektuplardan birinde "Bu topraklar böyledir benim güzel Filipinam.

Ece Temelkuran’ın ‘muz sesleri’ kitabında, Şatilla Kampı’nın doktoru Hamza, ‘kıbbem’ diye seslendiği kızı Filipina’ya yazdığı mektuplardan birinde “Bu topraklar böyledir benim güzel Filipinam. Hatıraları, unutmak üzerinedir. Herkes kendi günahını unutur, ama kimse alacağı intikamı unutmaz” diyor. Bu satırları tam da İsrail Dışişleri Bakanı Danny Ayalon’un Türk Büyükelçisi’ni küçük düşürmek için başvurduğu ‘küçük oyunu’ izlerken okudum. Okuduğum satırlarla, izlediğim görüntüler arasında elimde olmadan bağ kurdum.
Gerçekten de ateş çemberi Ortadoğu’da her şey doğa anadaki gibi ‘intikam’ üzerine kurulmuş. Bakmayın ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ sözünün bu topraklardan çıktığına. Buralarda her musibet, hep başka bir musibeti tetikler. ‘Kan davası’ mesela.. Bu topraklara özgüdür. İnsan ilişkilerinde de, aşiret ilişkilerinde de, devlet ilişkilerinde yazılmamış kuraldır bu. İntikam duyguları ilk önce insanları köreltir, ardından devlet idarelerinde kök salar.
Filistin’de bir intihar saldırganı, üzerindeki bombayı İsraillilerin ortasında patlatıp, onca insanla birlikte kendi yaşamını sonlandırırken sadece İsrail askerlerinin öldürdüğü babasının intikamını düşünür. Şimdilerde İsrail hükümetinin ‘ılımlı’ kanadını temsil eden Savunma Bakanı Ehud Barak, 1973’te kadın kılığında katıldığı Beyrut baskınında önüne çıkan Filistin Kurtuluş Örgütü mensuplarını tararken, Münih Olimpiyatında öldürülen İsrailli sporcuların intikamından başka şey düşünmüyordu.
***
Ayalon da aklı sıra, Kurtlar Vadisi dizisinde İsrail’in Ankara Büyükelçisi’nin öldürülmesinin intikamını alıyordu. Ayalon’un milliyetçi duyguları, bir Yahudinin (dizide dahi) öldürülmesini kaldıramayacak boyutlardaydı. Oysa ‘alçaklık/yükseklik’ hesaplarıyla o büyük ayıba imza atmasaydı, uluslararası diplomasinin standartlarında bir girişim gerçekleştirseydi, Türkiye’deki daha büyük bir ayıba dikkat çekecekti. İnsanları, çocuklarının isimlerini Memati, Polat gibi karekterlerin isimlerinden seçecek kadar etkileyen bir TV dizisi, baş karakteri aracılığıyla, sorunlara çözüm yöntemi olarak İsrail’in Ankara Büyükelçisi’ni öldürmeyi seçmişti. Filistin’de, Gazze’de yaşanan trajik acıların intikamını, bir diplomatı hedef tahtasına koyarak almıştı Polat. Bugünlerde ‘kamu diplomasisi’ için olanaklarını seferber eden Dışişleri Bakanlığı’nın bu ayıbın arkasında duracağı yoktu herhalde. Ayalon, nezaket kurallarından asla taviz vermeyen Büyükelçi Oğuz Çelikkol’a sorunu medeni bir şekilde anlatsaydı, Çelikkol ya da Ankara’ya çektiği telgrafı okuyan Müsteşar Feridun Sinirlioğlu, “Polat bu abi, yapar” mı diyecekti?
(Bu arada dizinin protesto edilen içeriğini Barak’la sohbette öğrendim. İzlememiştim doğrusu. Barak’a, ‘Ankara’daki İsrail Büyükelçisiyle ilgili herhangi bir kaygınız var mı’ diye sorulunca, İsrail’in Ankara Büyükelçi Gaby Levy atılıp, ‘seyretseydiniz hepiniz kaygılanırdınız, çünkü dizide beni öldürüyorlar’ dedi. Bunun üzerine Barak da Levy’nin hala yaşadığına dikkat çekip espiriyi patlattı: ‘Dizilerde her şeyi yaparlar yeniden hayata döndürebilir’.)
***
Unutmayın, unutturmayın lütfen! 19 Ocak 2007 günü, yani bundan tam 3 yıl önce, sevgili Hrant Dink hunharca katledilmişti. Ne yazık ki tetiği çeken Ogünlerin, onu teşvik eden ağabeylerin, Yasinlerin bolca bulunduğu; rahiplerin, misyonerlerin saldırıya uğradığı bir ülkede yaşıyoruz. Diziyle gerçeğin; tepki ile intikam tahriklerinin birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz. Etnik kökenler, dini inançlar, ‘intikam’ duygularının öznesi oldukça, her şey daha da kontrol dışına çıkıyor. İsrail, Hamas ile Gazze halkı arasındaki o ince çizgiyi her aştığında büyük trajediler peşisıra geliyor. Büyükelçi Levy’ye yumurta atan Trabzonlu genç ile Hrant’a kurşun sıkan Trabzonlu Ogün Samast arasındaki o ince çizgi de ‘küçük’ siyasi hesapların, ‘kontrolsüz’ siyasi tepkilerin etkisiyle silikleşiyor.