İran-Afganistan derken Bosna'yı unutmamalı

Ceyda Karan dün Bosna'ya ayna tutmuş, Avrupa'nın kalbinden gelen kötü alametleri sıralamıştı.

Ceyda Karan dün Bosna’ya ayna tutmuş, Avrupa’nın kalbinden gelen kötü alametleri sıralamıştı. Özetlemek gerekirse; “Federasyonu oluşturan üç etnik gruptan Sırplar, ‘ayrılma’ fikrini ve bunun için ‘referandum yapma’ kozunu ortaya atmış durumdalar. Dayton anlaşması çerçevesinde karar almaları için ‘oy birliği’ oluşturmak zorunda olan Bosna Hersek Federasyon Konseyi, birçok konuda karar alamaz hale gelmiş. Bu sorunların aşılması için yeni bir Anayasa gerek ama Ekim’deki seçimler öncesinde hiçbir adım atılamıyor. Yaşananlar, tansiyonu Avrupa’nın göbeğinde sıcak çatışmaya varabilecek şekilde yükseltiyor.
Şimdi gelin, sözü Ceyda’nın bıraktığı yerden alıp, Türkiye’nin payına düşene bakalım: Biliyorsunuz; Türkiye, geçen hafta Bosna ile Sırbistan’ın Dışişleri bakanlarını Ankara’da buluşturdu. Toplantıdan, Bosna’nın Sırbistan’a Büyükelçi ataması gibi hayati öneme sahip bir sonuç çıktı. Duydum ki, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ankara’daki bu önemli gelişmenin basın yayın organlarında Roma Büyükelçisi’nin tacizle suçlanması olayından daha az yer tutmasından yakınmış; ben de soluğu Dışişleri’nde aldım ve dersini iyi çalışmış bir diplomata ‘nedir bu Bosna meselesi’ diye sordum. Aldığım yanıtlardan çıkardığım sonuç şu:
Afganistan, Irak, İran gibi büyük dertlerle uğraşan ABD, Bosna sorununu, Avrupalılara ‘terketmiş’. Avrupalılar ise her alanda olduğu gibi bu konuda da ortak bir dış politika belirleyemediklerinden, küçümsedikleri sorunu ufak tefek adımlarla çözmeye kalkışmışlar. Öyle ki bu girişimler sırasında Boşnaklar üzerinde büyük etkisi olan Türkiye’yi, Sırplar üzerinde büyük etkisi olan Rusları ve Hırvatları bile hesaba katmamışlar. Unutulan sadece Türkiye, Rusya, Hırvatistan olmamış; ülkede yasa çıkarma yetkisi olan Yüksek Temsilci bile görüşmelerden dışlanmış. Haliyle bu girişimlerden hiçbir sonuç alınamamış. Bosna’ya, sorunların çözümünde büyük rol oynayacak AB üyeliği için doğru dürüst bir vizyon bile sunamadıkları gibi, ‘teknik sebepleri’ bahane edip, NATO’nun Üyelik Eylem Planı (MAP) bünyesine alınmasına da taş koymuşlar.
İşte bu noktada Türkiye, önemli bir öngörüde bulunmuş, duruma ‘ince’ bir şekilde müdahale etmiş ve Bosna Federasyonu’ndaki ‘Republica Sırpska’yı etki alanına alabilecek Sırbistan’la Bosna yönetimini tam 5 kez aynı masanın etrafına oturtmuş. AB üyesi olabilmek için pozitif bir yaklaşım sergileyen Sırbistan’la kurulan bu ‘zamanlı’ diyalog, Ankara’daki son toplantıda ortaya çıkan olumlu atmosferin de kaynağı olmuş. Bu toplantıların sürmesini isteyen Türkiye, şimdilerde sorun büyümeden ön almak için ABD’yi, Rusya’yı harekete geçirmek niyetinde. ABD’ye giden Dışişleri heyetinde, son üç ay boyunca mesaisinin büyük bölümünü bu konuya vakfetmiş bir diplomat da var. 1995’teki kanlı savaş, ardından yaşanan Kosova savaşı, NATO’nun müdahaleleri, hafızalarımızda tazeliğini korurken, ABD’ye verilen mesaj açık: ‘Bosna, Avrupalılara terkedilmeyecek kadar önemli bir sorun ve ön alınmazsa bütün bölgeye yayılacak krizlerin kaynağı olabilir. Türkiye bu konuda inisiyatif alıyor, destek verin.’
Bu aşamadan sonra Bosna’daki tehlike uluslararası toplum tarafından farkedilirse ve etkili, etkin bir müdahale olursa bunun mimarı Türkiye olacak.
***
Gelelim İran meselesine; geçen hafta aynı ortamda bulunduğum Avrupalı diplomatlar Türkiye’nin İran’la pazarlıklardaki konumu hakkında çok net bir soru soruyor: “Sorunu çözme çabaları anlamlı. Ama kuşkularımız var; İran mı Türkiye’yi, Türkiye mi İran’ı kullanıyor?”
Doğrusunu isterseniz, ben İran’ın Türkiye’yi uluslararası toplumun sert tepkileri ve yaptırım tehditleri ile kendi arasında tampon olarak kullanmak istediğinden kuşku duymuyorum. Bugün Tahran’da görüşmeler yapması beklenen Davutoğlu’nun da bunun farkında olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bugün Tahran’da yapılacak tek telkin ve taahhüt, ‘Takas önerisini kabul edin, Türkiye her türlü işbirliğini yapacaktır’ olacak. Nitekim; iki yanlış bir doğru etmez ve ‘Aynı bölgede, İsrail nükleer silah sahibi ve dünya buna ses çıkarmıyor’ diye İran’ın 3 ayda nükleer silaha ulaşma aşamasına gelmesine kimse göz yumamaz. Rusya’nın bile İran’a ekonomik yaptırımlardan sözettiği bir dönemde, İran, Türkiye’nin telkin ve vaadlerini dikkate almazsa, BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine (muhtemelen 14 Nisan’da) gelecek İran aleyhine karardan kaçmak Türkiye için bile mümkün olmayabilir.