İsrail ve ABD ile ilişkilerin aritmetiği

Yüksek Askeri Şûra toplantısı, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa paketiyle ilgili gerekçeli kararı ve referandum atışmaları nedeniyle dış politika yine gündemden düştü.

Yüksek Askeri Şûra toplantısı, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa paketiyle ilgili gerekçeli kararı ve referandum atışmaları nedeniyle dış politika yine gündemden düştü. Bunda diplomasi dünyasının ağustos ayını tatilde geçirmesinin büyük rolü var. Bugünlerde Cennet Sitesi’nin bulunduğu Bodrum Gündoğan’da, Dışişleri Bakanlığı’nın bulunduğu Ankara Balgat’tan çok diplomat görebilirsiniz. Ben de bu durumdan faydalanıp, pek güncel olmayan, ancak son dönemde en çok tartışılan konu olduğu gibi, eylülden sonra da en çok konuşacağımız bir konuyu masaya yatırmaya karar verdim: Türkiye’nin İsrail’le ve ABD ile ilişkileri...
***
Ankara’nın yakıcı sıcağı altında, esintili bir ortamda yakaladığımız bir diplomata bu ilişkilerin nasıl seyrettiğini sorduk geçen hafta. Doğrusu, soruyu sorarken, ‘Merak etmeyin, her şey kontrolümüz altında’ yanıtını bekliyordum. Ama yanıt öyle olmadı. Anlatılanlardan, ‘İsrail’le ilişkiler malum, ABD ile ilişkiler ise bıçak sırtında’ diye özetleyebileceğim bir sonuç çıkardım. İşte bu sonuç doğrultusunda yaptığım görüşmelerden çıkardığım ayrıntılar:
* Ne yazık ki İsrail’le ilişkiler Türkiye’deki ya da İsrail’deki hükümetlerden biri gitmedikçe düzelmeyecek. Türkiye’deki hükümetin icraatları, kararları İsrail tarafından tam bir paranoya ruhuyla karşılanıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kudüs ile ilgili temennileri, MİT Müsteşarlığı’na bir süre İsrail ile Suriye arasındaki aracılık faaliyetlerinde aktif rol alan Hakan Fidan’ın getirilmesi, Erdoğan’ın Gazze konusunda Arap kamuoyundaki infiali artırıcı açıklamaları, Türkiye’nin Mavi Marmara’ya yönelik İsrail saldırısıyla ilgili ‘ya özür ve tazminat ya krize devam’ açıklamaları bu ruhun somut altyapısını oluşturuyor. İsrail hükümetinin MİT Müsteşarı Fidan’ın İsrail’in sırlarını Suriye ve İran ile paylaşabileceği kaygısını açıktan ifade etmesi de paranoyanın boyutlarını gösteriyor. Türkiye cephesinde de durum pek farklı değil. Tel Aviv’e büyükelçi atamama kararlılığı başlı başına diplomatik bir ceza niteliğinde. Özür ve tazminat gelmedikçe de bu durum devam edecek. Türkiye’nin uyguladığı askeri ambargo İsrail ordusuna büyük zarar verdi. Geri adım atacak gibi görünmeyen Ankara ile Tel Aviv’deki bu güven bunalımı, Filistin sorununun çözümü konusundaki bütün uluslararası hesapları sarsıyor. Britanya Başbakanı David Cameron’ın Ankara ziyareti sırasında açıkça, “Türkiye ve İsrail ilişkileri, iki ülke için değil Ortadoğu Barış Süreci için restore edilmelidir” demesi, Türkiye’nin Filistin sorununa yönelik ‘görünmeyen’ derin etkisinin de göstergesiydi.
* Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan sorunun kaynağı sadece Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri değil. İran’la ilgili güven sorunu da Ankara-Washington arasındaki bağlara zarar veriyor. Washington’daki tablo düşündürücü. Yahudi Lobisi, bağışlarıyla büyük etkisi altına aldığı Kongre üyelerini sıkıştırıyor. Kongre üyeleri de bu baskıyı, Türkiye’nin bugüne dek attığı ‘ABD çıkarlarıyla örtüşmeyen’ adımları karşılıksız bıraktığı gerekçesiyle doğrudan Beyaz Saray’a yansıtıyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın çekirdek kabinesinde Yahudi cemaatinin iki önemli isminin bulunduğunu ve bu isimlerin Obama’nın kararlarında belirleyici rol oynadığını da unutmamak gerek. Ankara’ya atanan yeni ABD Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone’nin Kongre’ye yaptığı sunumda karşılaştığı sorular, ABD kongresi’ndeki genel Türkiye algısını da yansıtıyor. Büyükelçi Ricciardone’nin ABD Kongresi’ne ‘Türkiye-İsrail ilişkilerini düzelteceğim’ sözü vererek Türkiye’ye geliyor olması da manidar. Diğer taraftan Türkiye’nin İran konusunda ABD’ye açık tavır alması Washington’daki rahatsızlığın diğer ayağı. Bugüne dek ‘eksen kayması’ tartışmalarını pek de önemsemeyen Washington çevrelerinin bugün bu iddiayı konuşmaya başlaması bile ilişkilerin iyi gitmediğine dair önemli bir işaret.
***
Dışişleri’nin bu tabloyu farklı algıladığını; Washington’dan Ankara’ya gelen değerlendirmelerde çok pembe tablolar çizildiğini sanmıyorum. Ancak, bu tablonun Ankara tarafından ne kadar algılandığı konusunda kuşkularım var. Hükümette ‘ABD Afganistan’da, Irak’ta, Füze Kalkanı’nda bize mahkûm. Türkiye’yi süpürüp atamazlar’ görüşü hâkim. Dileyelim, hükümet haklı çıksın, yakın gelecekte ağır bir fatura ile karşılaşmayalım.