'İsrail'in intiharı'

Doğu Akdeniz'de sabaha karşı yaşananlar, İsrail'in barbarlığının, uluslararası hukuk tanımazlığının eseridir.

Doğu Akdeniz’de sabaha karşı yaşananlar, İsrail’in barbarlığının, uluslararası hukuk tanımazlığının eseridir. Tek amaçları, Gazze’de abluka altında olan Filistinlilere insani yardım ulaştırmak olan 10’dan fazla sivil, tam donanımlı İsrail komandolarının uluslararası sularda bulunan gemilere saldırısı sonucu yaşamını yitirmiştir. 
* Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği, İsrail’e bu kanlı baskının faturasının nasıl kesileceği, Türk hükümetinin nerede yanlış yaptığı gibi konulara girmeden önce birinci sıraya, olayın ‘katliam boyutunu’ koymak ve altını kalın bir çizgiyle çizmek gerek. Manzara, Lübnan’dan Gazze’den alışık olduğumuz katliam manzarasıdır. Operasyon planlarıyla, helikopterleriyle, fırkateynleriyle, zodyak botlarıyla, bombalarıyla, gerçek mermileriyle, sonrasında yaşatılan bilgi karartmasıyla savaş suçu manzarasıdır. Olay, Aden Körfezi’nde ticari gemileri yağmalayan, kaçıran deniz haydutlarının yaptığından farksızdır. İsrail’in ahmakça sergilediği/sergileyeceği hiçbir gerekçe, yaptığı/yapacağı hiçbir açıklama 10’dan fazla insanın yaşamını yitirdiği, çok sayıda insanın yaralandığı bu barbarlığın günahını hafifletemez. 
* Olayın ikinci çok önemli boyutu; İsrail komandolarının doğrudan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef almasıdır. Yani, Gazze’de, Lübnan’da çoluk çocuk, kadın yaşlı ayırt etmeden insanlara çevrilen İsrail namluları, dün itibarıyla sivil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef almıştır. Dün araştırdım, bu olayla çok uzun zamandır ilk defa yabancı bir ordu, sivil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef almış oldu. 
* Üçüncü boyut; artık demokrasiyle değil, ordunun kararlarıyla yönetildiği aşikar olan İsrail’in hedefiyle ilgilidir. Varlıklarını askeri yapılanmalarına borçlu olan, atacağı her adımın sonuçlarını hesaplayan İsrail devletinin, Türk gemisine operasyon kararını alırken ortaya çıkacak sonuçları hesapladığından kuşku duymuyorum. İsrail’in ilk hedefi, uluslararası baskının sarsmaya başladığı Gazze kuşatmasında gedik açılmasını önlemekti. Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon’un açıklamasını, ‘bir gemi geçseydi, artık önünü kesemezdik’ diye yorumlamak mümkün. İsrail’in ikinci hedefi, “Rotamız Fi-listin Yükümüz İnsani Yardım” eyleminin perde arkasında olduğuna inandığı Türkiye’yi, bugüne dek yaşadığı ‘diplomatik kriz’ zemininden ‘sıcak kriz’ zeminine çekmekti. Bunda, Ankara’nın Gazze’deki İsrail ablukası konusunda yarattığı ‘uluslararası farkındalık’ kadar, Brezilya ile bir olup İran konusunda hem ABD’yi hem İsrail’i ters köşeye yatırmasının da etkisi büyüktür.
* Dördüncü ve en önemli boyut, bundan sonra yapılacaklarla ilgilidir, Öncelikle, ölenlerin kimliklerinin tespiti, cenazelerinin iadesi, bileklerine plastik kelepçeler takılarak taşınan yaralıların tedavisi ve yaralılarla birlikte gözaltındakilerin Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor. Bu konuda girişimler, İsrail’in karartması nedeniyle çok yavaş ilerliyor. Ardından, yapılanın ‘Operasyon emrini verenlerin yanına kâr kalmamasını sağlayacak’ ciddi adımlar
atılmalıdır. Dışişleri Bakanlığı’nın dün sabah yaptığı değerlendirmede bu konuda çok somut maddeler vardı. İşte
atılmaya başlanan ve atılacak en adımlar:
- İsrail’deki Türk Büyükelçisi geri çağrıldı. İsrail’le yapılan üç ortak tatbikat iptal edildi.
- İsrail’in etkili bir şekilde özür dilemesi, operasyonun mağdurlarına ciddi bir tazminat ödemasi için girişmde bulunulacak.
- Birleşmiş Güvenlik Konseyi’nde İsrail’in sert bir şekilde kınanmasını ve tazminat yaptırımı getirilmesini sağlayacak bir karar çıkarmak için girişimde bulunulacak.
- Olay Uluslararası Adalet Divanı’na taşınarak ciddi bir soruşturma açılması istenecek. ‘Ölümlerin hesabı, ölçüsüz
güç kullanılan operasyona imza atanlardan sorulsun’ denilecek.
- Türkiye, bu adımlarına uluslararası destek arayacak. Avrupa Birliği ile temasa geçildi bile. Türkiye’nin dışında, operasyonda vatandaşları etkilenen ülkelerle ortak hareket ediliyor. 
*  Beşinci boyut ise Türkiye’de yaşananlarla ilgili. Türkiye’de İsrail’in diplomatik yapılarının ve Musevi vatandaşların hedef olması, Dışişleri’nin en büyük endişesi. Böyle bir olumsuzluk, İsrail’in üzerine
yoğunlaşan tepkileri Türkiye’ye yansıtması için bulunmaz nimet olur. Bu nedenle, sokağın sağduyulu hareket etmesi, tamiri imkânsız yanlışlardan kaçması şart.