İstihbarat penceresinden Mısır

Batılı bir diplomat "Mısır darbesini ne zamandır bekliyordunuz" soruma "Şubat" yanıtını verdi. Peki Türkiye darbeyi görememiş miydi?
İstihbarat penceresinden Mısır

Mısır’da yaşanan darbe, Ankara’da sürprizmiş gibi karşılanmıştı. Hatta Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’nın darbeden birkaç gün önce Ankara’ya “Burada asayiş berkemal” mealinde telgraflar çektiği iddia edilmişti. Gerçekten bu mümkün olabilir mi? Geçmişte sadece PKK ile mücadele odaklı örgütlendiği ileri sürülen ve son 3-4 yılda küresel ölçekte rekabet edebilecek bir yapıya kavuşacağı gibi iddialı bir hedef koyan MİT darbeyi atlamış mıydı?

Hürriyet Daily News’un Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin, geçen hafta bu konuya dair önemli bir yazı yazıp, Türk istihbaratı ve diplomasisinin Mısır darbesini öngörüp göremediği konusunda üç ihtimal sıralamıştı.

Özetle aktarmak gerekirse;

1. Türk casus ve diplomatları gerçekten uyudu, hükümeti karanlıkta bırakarak, önceden hamle yapmasına engel oldular.

2. Uyumadılar. Ancak hükümet nezdine kötü haber verip kötü duruma düşmemek adına gerçekleri olduğu gibi anlatmaktan kaçındılar.

3. Türk casus ve diplomatlar görevlerini yaptı, doğru ve zamanında bilgi verdiler. Ancak Ankara, olanları değil, olması gerekenleri esas aldı.

Bu konudaki merakımı geçen hafta Batılı bir diplomata sordum: “Sizin istihbaratçılarınız Kahire’den ne raporlar geçiyordu? Siz ne zamandan beri bekliyordunuz Mısır darbesini?”


‘ŞUBATTAN BERİ BELLİYDİ’
Aldığım yanıt çok netti: “Şubat ayından beri süreç işliyordu.”

Konuştuğum diplomat Avrupalıydı. Hem de NATO’dan Türkiye’nin müttefikiydi. Bildiğim kadarıyla NATO müttefikleri, NATO’nun tehdit algılamaları doğrultusunda öne çıkan bir konuda, (örneğin Suriye) ‘istihbarat işbirliği’ de yapıyor. Bu işbirliği son iki yıldır Hatay-Adana hattında MİT’in koordinasyonunda NATO ülkeleriyle tam anlamıyla gerçekleştiriliyor. Peki Avrupalıların bu kadar net görüp rapor ettiği bir darbeyi NATO müttefiki Türkiye’nin görmemesi mümkün mü? Aynı diplomatın bu soruya yanıtı da çok netti: “Türkler de biliyordu ama görmek istememişlerdir...”

Aynı soruları başka Batılılara da sorma fırsatı buldum. Hem Türklerden hem yabancılardan aldığım yanıtlardan şu sonucu çıkardım:

Mısır darbesi Ankara’da da bekleniyordu. ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin darbe konusunda sergileyecekleri tavır da üç aşağı beş yukarı biliniyordu. Nitekim, Türkiye’nin NATO’daki müttefikleri, hem diplomasi hem istihbarat kanallarından devrik Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile ilgili gidişatı Ankara’ya da iletmişti. Yani, Ankara’nın “ABD ve AB buna izin vermez” deme ihtimali de bizzat o ülkelerce iletilen “veririz” mealindeki mesajlarla çürütülmüştü. Sanırım, Ankara, darbenin geldiğini bildiği gibi, darbeyi engelleyemeyeceğini de biliyordu. 


‘NE OLACAK’ SORUSUNUN YANITI BİLİNİYOR MU?
Mısır konusunda “Türkiye, darbeyi öngörmedi mi” sorusu kadar, “Bundan sonra ne olacak” sorusu da çok önemli. Batılılar, Mısır’daki darbenin inşasında görev aldıkları gibi, gidişatında da rol oynadıkları için yanıtını biliyorlar. Yine bir Batılı istihbaratçının öngörülerinden aktarayım:

“Mursi’nin direneceği bekleniyordu. Ancak direnişin şekli konusunda değişik yorum ve analizler mevcuttu. Ağırlık, ‘silahsız’ direnişti ki bu da Mısır’daki darbeden sivil siyasete geçiş için yapılan planların aksamadan işlemesini sağlayacaktı. Ancak, ‘Arap Baharı’nın etkileri bu planları kısmen bozdu. Libya’dan Mısır’a silah yağıyor ve Mısır’da bazı gruplar hızlı bir şekilde silahlanıyor. Bu da Müslüman Kardeşler’in silahsız direniş eğilimine karşın, çatışmalar yaşanabileceğinin işareti olarak algılanıyor.”
Bu cümlelerin bitmesini beklemeden “Bir iç savaştan mı söz ediyorsunuz” sorusunu yönelttiğimde ise “İç savaş boyutuna ulaşmaz. Ancak kan dökülür” karşılığını aldım.

Doğrusu, Mısır’da darbeyi destekleyenlerin, çatışmalı bir ortamı askeri yönetimin süresini uzatmak için kullanacaklarını görmemek zor. Haliyle de Libya’dan ya da başka yerlerden Mısır’a silah akışının ardında istihbarat örgütlerinin olma ihtimali de yabana atılmayacak kadar güçlü.

Peki bütün bunlar olurken Türkiye, Mısır’ı nasıl okuyor ve Batılıların dile getirmekten çekinmediği tehlikeli tabloya karşı hangi önlemleri alıyor?

Her ne kadar kürsülerden sert açıklamalar duysak da Ankara’da sağduyulu bir yaklaşım hâkim. Öncelikle darbenin artık tersine dönmeyeceği kabullenilmiş. Buna karşın Mursi’nin özgür kalması talebi her ortamda dile getiriliyor. Bir taraftan (El Baradey ile olmasa da) darbe kanadında görünen Amr Musa gibi sivillerle diyalog sürüyor. Diğer taraftan Mursi kanadına çekilmek istendikleri ‘silahlı direniş tuzağı’ konusunda uyarılar yapılıyor. Darbeyi destekleyen Batılılara ise ‘normalleşme ve sivilleşme sürecini hızlandırma’ çağrıları yapılıyor.

Toparlamak gerekirse, Ortadoğu’nun en kadim medeniyeti Mısır, bu günlerde bilinen nedenler ve çevrelerce kanlı bir kardeş kavgasına çekilmek istenebilir. Mısır’ın en güçlü siyasi hareketi Müslüman Kardeşler’in önüne bir ucunda demokrasi, diğer ucunda kan olan zor bir denklem konulmuş olabilir. Türkiye gibi ‘dost’ ülkeler, bu denklemi çözmeye yardım ve Mısır’da kan dökülmesini önlemek için yakındaki ‘geçici yenilgiler’i göze alıp, uzaktaki ‘kalıcı zaferler’e yoğunlaşan bir siyaset izlemeleri gerekebilir. Ankara da bunun farkında.