'Komisyon tartışmasıyla' havanda su dövülüyor

İki şeyi duyunca, tereddütsüz "Unutun onu, birşey çıkmaz artık" derim. İlki, hukuksuzluk, yolsuzluk, ihlal ve ihmal türü olaylar ortaya çıktığında resmi kuruluşların yaptığı, 'İki müfettiş görevlendirildi' açıklamalarıdır.

İki şeyi duyunca, tereddütsüz “Unutun onu, birşey çıkmaz artık” derim. İlki, hukuksuzluk, yolsuzluk, ihlal ve ihmal türü olaylar ortaya çıktığında resmi kuruluşların yaptığı, ‘İki müfettiş görevlendirildi’ açıklamalarıdır. Bu açıklamayı, en çok okullar, hastaneler, ihale yapan kurumlar, emniyet, cezaevleri, TSK ve sosyal hizmet kurumlarında kanımızı donduran olayların ardından duyarız. Ancak, sonrası gelmez. Yüzlerce sayfalık raporlar yazılır, bir yerlerden bir yerlere sevk edilir. Adli Tıp’tan yıllarca rapor beklenir. Biz bir türlü o iki müfettişin soruşturması sonucunda sorumlular hakkında ne işlem yapıldı, hangi ağır cezalar verildi duymayız, bilmeyiz.
İkincisi de diplomasinin tıkanmaya başladığı yerlerde ortaya atılan ‘komisyon kurulacak’ söylemleridir. Tarih, sonuçsuz müfettiş incelemeleri gibi, başarısız ‘özel komisyon’ çalışmalarıyla da doludur. Ortadoğu barış süreci de Kıbrıs gibi çetrefilli sorunlar gibi yüzlerce komisyon, komite ve plan eskitmiştir. 1936’da kurulan Lord Peel’in başkanlığındaki ünlü Peel Komisyonu’ndan, 1947’de kurulan BM Filistin Özel Komisyonu’na, Kasım 2000’de kurulan Ortadoğu Araştırma Komisyonu’na(Nam-ı diğer Mitchell Komisyonu) dek geçen 63 yılda su, mülteciler, Silahların Kontrolü ve bölgesel güvenlik gibi konularda onlarca komisyon kurulmuş. Komisyonların başarısını sorunun geldiği noktadan anlamak mümkün.
***
Şimdilerde, İsrail’in Mavi Marmara’ya yönelik saldırının soruşturulması için, BM öncülüğünde bir Komisyon kurulmasını konuşuyoruz. İsrail istemiyor, Türk tarafı “Bunu reddetmeleri suçluluğun kanıtıdır” diye bastırıyor. Öyle anlaşılıyor ki BM Genel Sekreteri, Türkiye’nin ısrarı nedeniyle komisyonu İsrail’siz kurmak zorunda kalacak. Ancak, emin olun; İsrail, ‘egemenliğinde’ büyük bir gedik açacağı için,
operasyona katılan askerlerin ifadesinin alınmasına izin vermeyecek. Komisyon, değil ifadeleri, o askerlerin listesini bile resmi kanaldan alamayacak. Tarih boyunca işlediği katliamların ardından her türlü baskıyı ahlaksızca savuran İsrail, gemi operasyonunun ‘meşru müdafa’ olduğuna dair de yüzlerce ‘kanıt’ açıklayacak. Türkiye’den giden gazetecilerin, teknolojik olanakları sonuna dek kullanan İsrail ordusundan, Mossad’dan ‘kurtardıklarını’ sandıkları o ‘ağlayan komando’ fotoğraflarıyla yapılan manşetler de bu ‘kanıtların’ en önemlileri olacak. Birkaç ay sonra kanlı baskını bırakıp, komisyonun kendisini konuşmaya başlayacağız. Ardından, Ortadoğu’da yaşanacak yeni fırtınalarla komisyonun kendisini de unutup, yeni sorunlar için kurulacak komisyonları gündemimize oturtacağız.
Tıpkı 26 Mart 2002’de Batı Şeria’daki El Halil’de (barış için) görev yaparken uğradıkları saldırıda şehit olan Binbaşı Cengiz Toytunç’u, o saldırıyla ilgili soruşturmayı unuttuğumuz gibi.
***
Özetle; diplomaside komisyonlar, vahim olayların üzerinin küllerle kaplanması, tartışmaların zamana yayılması için kurulur. Bu son olayda da öyle olacak. İsrail, yaptığı kanlı baskın için resmen özür dilemedikçe, öldürdüğü her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı için tazminat ödemedikçe, ve nihayetinde Gazze’deki abluka kalkmadıkça, Türkiye’nin ‘vatandaşlarımızı (ve ölenlerin cenazelerini) bir günde getirdik’, ‘BM Güvenlik Konseyi’ni hemen toplattık’, ‘BM’nin soruşturma komisyonu kurmasını sağladık’ gibi iç kamuoyuna yaptığı propagandanın hiçbir anlamı kalmayacak. Diğer taraftan, Türk hükümetinin ve İHH’nin olayla ilgili ‘islami’ söylemi yükseltmesi, işi İsrail’e karşı cihad havasına sokması, gittikçe artan Hamas propagandası, yakında ‘özgür Gazze’ için tamamen ‘insani’ duygulara dayanarak örgütlenmiş uluslararası barış aktivistlerini de yıldıracak. İçerideki protestolarda da durum farklı olmayacak. İsrail’in tarihin çöplüğüne gitmesini arzulayan İBDA/C, Hizbullah ve Hamas’ın bayrakları ön saflarda sıralandıkça, İsrail’in katliamlarına sessiz kalmamak için aynı saflara geçen Fethullah Gülen hareketi gibi ılımlı Müslümanlar, solcular, liberaller, barış ve insan hakları aktivistleri birer ikişer kortejden ayrılacak.
Türk hükümetinin, bütün enerjisini komisyon kurulması gibi gibi oyalayıcı konulardan çok, Gazze’deki insani trajedeyi sonlandıracak somut işler için kullanması, katliamın İsrail’in yanına kar kalmaması için en anlamlı tavır olacaktır.