Kürt petrolü bize yar olur mu?

Ankara ile Bağdat arasındaki ilişkiler normalleşiyor diye beklerken Erdoğan ile Maliki arasına yine Kürt petrolü girdi. Türkiye'nin Barzani ile anlaşmasına kızan Maliki, Türkiye'ye kayıtlı uçaklara 4 günlüğüne Irak hava sahasını kapattı.
Kürt petrolü bize yar olur mu?

Irak denince insanların aklına gelen en önemli konu sahip olduğu zengin hidrokarbon yatakları. Saddam Hüseyin döneminde, Musul, Kerkük ve Basra başta olmak üzere önemli kaynaklar çıkarılarak dünya enerji pazarıyla buluşturulmuştu. Kerkük ile Yumurtalık arasında inşa edilen petrol boru hattı da bütün zorluklara ve kısıtlamalara rağmen Irak petrolünün can damarlarından biri olmuştu.

Şimdilerde Irak ve petrol denildiğinde artık sadece Kerkük, Musul, Basra gibi bölgeler hatırlanmıyor. Çünkü on yıllardır Kürtlerin bölgesinde bulunan ve anlaşmazlıklar nedeniyle el sürülmeyen petrol ve doğalgaz yatakları, Kürdistan Özerk Yönetimi’nin başlattığı atılımlar sayesinde ilgi odağı olmuş durumda. Geçen yıl Erbil’de yapılan ‘Petrol ve Doğalgaz Konferansı’na Rusya’dan ABD’ye birçok petrol devi şirketin Kürdistan bölgesi ile özel olarak ilgilendiğine bizzat tanıklık etmiştim.

Konferansın 2013 versiyonu yarın yine Erbil’de yapılıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Ankara ziyaretinin ardından Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da söz konusu konferans için Erbil’e gitmesi bekleniyordu. Yıldız gitmese bile bakanlıktan üst düzey bir yetkilinin konferansa katılması planlanıyordu.


İMZALAR İŞİ KARIŞTIRDI

Ancak Barzani ile Erdoğan arasında geçen hafta Başbakanlık Resmi Konutu’nda yapılan 3 saatlik toplantıdan sızan bilgiler, Türkiye ile uzun aradan sonra yeniden ilişki kuran, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Bağdat’ta ağırlayan Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin tepkisini çekti. Çünkü Erdal Sağlam görüşmenin perde arkasına ilişkin yazısında Türkiye’nin enerji şirketi TEC’nin Kuzey Irak’ta arama ve üretim yapmasının önünü açan, Kuzey Irak’ta üretilen petrolün Erbil’den Türkiye sınırına uzanarak Kerkük-Yumurtalık boru hattına eklenmesini sağlayan, yine aynı bölgede üretilecek doğalgaz için Erbil’den Türkiye’ye 4 milyar metreküp kapasiteli bir boru hattı yapılması gibi konularda 6 ayrı sözleşme imzalandığı iddiasına yer verdi. Sözleşmelerde satın alınacak petrol ve doğalgazın parasının ne şekilde ve nereye ödeneceğine dair de hükümler olduğunu ileri sürdü.

Oysa Neçirvan Barzani, Yardımcısı İmad Ahmet ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hawrami’nin de katıldığı toplantı sonrasında anlaşmaya varıldığı ancak Maliki’nin Ankara ziyareti öncesinde anlaşma metinlerine imza atılmayacağı duyurulmuştu.

Hal böyle olunca, Bağdat, basına yansıyan iddiaları ciddiye aldı ve Türkiye’nin “Bağdat’la koordinasyon halinde hareket edeceğiz” sözünü tutmadığını iddia etti. Ankara-Bağdat arasında zor zamanlarının ardından yeniden kurulmaya çalışılan köprü bir kez daha sallanmaya başladı.


HAVA SAHASINI KAPADI

Ankara-Erbil arasındaki anlaşmalar 29 Kasım 2013 günü basına yansıdı. Irak aynı gün akşam saatlerinde bütün hava sahasını Türkiye bayraklı özel uçaklara kapadı. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği Irak Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimde bulunurken yasağın gerekçesinin Erbil’deki konferansa özel uçaklarla gidecek Türk şirketleri ve resmi yetkilileri engellemek olduğu öğrenildi.

Irak 2012 yılında da benzer bir yasak koymuş, bu yasağa rağmen Ankara’dan havalanan Enerji Bakanı Taner Yıldız, Bağdat ikna edilemeyince Kayseri’ye inmek zorunda kalmıştı.


MESELE SADECE PARA DEĞİL

Kürdistan Bölgesi petrollerinin satışından gelecek paranın kime, nasıl yatırılacağı konusunda bir ön uzlaşı var. Irak anayasasına göre paranın yüzde 17’si Kuzey’e, yüzde 83’ü Bağdat’a gidiyor. Barzani bu orana itiraz etmiyor. Ancak yüzde 17’nin Bağdat tarafından verilmediği gerekçesiyle doğrudan Erbil’in hesabına yatırılmasını istiyor. Bağdat ise buna ‘merkezi hükümetin yetkisinde’ olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Bağdat’ın esas itiraz nedeni ise paranın ötesinde. Irak anayasası, Irak topraklarındaki bütün hidrokarbonların bütün Irak halkına ait olduğuna dair bir hüküm içerdiğinden Bağdat, Kuzey’deki petrol ve doğalgaz ile ilgili sadece tahsilat değil, ruhsatlandırma, arama ve üretim faaliyetlerinin de merkezi hükümetin kontrolünde yapılmasını istiyor.

Bu durumda da Türkiye’nin ya da başka ülkelerin Erbil ile masaya oturup lisans, arama ve üretim anlaşmaları imzalamasına karşı çıkıyor.


GERİLİM ARTABİLİR

Bağdat’ın ‘güven sorunu’na dayandırdığı bu sert çıkışı, sadece Bağdat ile Erbil arasındaki gerilimi arttırmakla kalmaz, Ankara ile Bağdat arasında geçen ay başlayan normalleşme adımlarına da darbe vurabilir.

Yaşananlar gösteriyor ki Türkiye’nin enerji meselesinde ihtiyaç duyduğu kaynak çeşitliliğine katkıda bulunacak Kürt petrolü projesi, daha önemli krizlere gebe. Ankara’nın ‘Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile herhangi bir anlaşma imzalamadığı yönünde’ ikna edememesi halinde, Maliki’nin Ankara’yı ziyareti de zora girebilir.

Görünürde ekonomik boyutu ön planda olan bu mesele, bölgede yaşanan (İran’ın uluslararası toplumla diyalog başlatması, bu sayede Maliki ile müttefik İran’ın enerji denklemine yeniden girmesi, Suriye konusunda siyasi çözümün ön plana çıkması, Kürt sorununun çözümünü etkileyecek gelişmeler gibi) diğer meselelerle birlikte değerlendirildiğinde büyük diplomatik sorunları da tetikleyebilir.

Diğer taraftan da Türkiye, Bağdat’ın direncine rağmen Kürdistan bölgesindeki enerji kaynaklarıyla ilgili amacına ulaşırsa bölge dengelerini önemli ölçüde etkileyebilir. Bakalım, Türkiye büyük riskleri alıp giriştiği bu enerji satrancından zaferle çıkabilecek mi? Yoksa yüz yıl sonra bir kez daha Batılı müttefiklerimizin dediği mi olacak?