O bir Radikal!

Ben birçok genç gazeteci gibi Radikal'de büyüdüm. Radikal de her sabah "Bir Radikal, bir ekmek" diyen vefalı okurların sıcacık evlerinde... Güzel haberlerle dolu daha nice yıllara!..

1 Eylül 1996 günü Milliyet gazetesi binasının dördüncü katındaki haber merkezinin kapısından girdiğimde 23’üncü yaşımın son günleriydi. Yaklaşık 2 yıllık bir gazetecilik serüvenim vardı ama yine de “akademisyen bir genetikçi olma hayali” ile “gazetecilik” arasında gidip geliyordum. Babama şansımı gazetecilikte deneyeceğimi söyleyince ilk tepkisi “Seni bu kadar yıl boşuna mı okuttum” olmuştu. 

Diplomasi muhabirliği nedeniyle takım elbise giyip kravat takmaya aşinaydım ama ilk gün giymek zorunda kaldığım resmi kıyafetten hazzetmediğimi görüşeceğim ilk yöneticiye söylemek niyetindeydim. Kurucu Ankara Temsilcisi İsmet Berkan ile karşılaştığımda buna gerek kalmadığını anladım.

43 gün boyunca sürdürdüğümüz kapalı devre çalışma sırasında, İsmet Berkan ile Ankara Haber Müdürü Hakkı Erdem’in, Ankara bürosu için sıkı transferler yaptığını anladım. Tabiri caizse ‘deve dişi’ gibi gazetecilerle aynı büroyu paylaştığımı fark ettim. İstanbul’da da durum farklı değildi. Türkiye’nin en iyi, en vicdanlı gazetecileri Radikal’de toplanmıştı. Bu durum müthiş bir haz verdi ama doğrusu yetersiz kalma kaygısıyla biraz da ürktüm.

Derken reklamlar dönmeye başladı. Halkın uzun süre ‘nedir ki’ diye sorarak izlediği ‘O bir Radikal’ sloganının çok iddialı olduğunu düşünsem de Radikal 13 Ekim 1996’da ilk sayısıyla okuyucuyla buluştuğu gün böyle olmadığına kanaat getirdim. 

Birbirinden iddialı başlıklar, farklı bakış açıları, özgür çalışma ortamı kadar, Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz’ın, benim gibi en tıfılından en deneyimlisine bütün muhabirlere gösterdiği ilgi ve itibar, müthiş bir motivasyon, cesaret ve özgüven kaynağı oluyordu. 

Haliyle, Radikal’in 20. sayısının çıktığı gün olan 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta yaşanan trafik kazasının üzerine üzerine gitmemiz zor olmadı. En büyük gazetecilik derslerini Susurluk kazasının ortaya çıkardığı devlet, mafya, siyaset ilişkisinin karanlık dehlizlerinde yolumuzu ararken aldım. Erbil Tüşalp’in “Elinde tek kare film var ve bu kazanın fotoğrafını çekeceksin, ne çekersin? Çantayı mı? Ölenleri mi? Arabayı mı?” sorusu hâlâ kulaklarımda.

İddia ediyorum; eğer Susurluk’ta siyah bir Mercedes’in bir kamyona arkadan çarpmasıyla ortaya çıkan fotoğraf, sadece “trafik kazası fotoğrafı” olmakla kalmayıp, Türkiye’nin karanlık yüzüne aralanan bir kapıya dönüştüyse, bugün faili meçhullerin üzerindeki perde kaldırılıyorsa, bunda o günlerde Radikal’in Yeşil’in katliamlarının, Abdullah Çatlı’nın merkezinde olduğu cinayet şebekesinin, Kürt hareketine yönelik acımasız eylemleriyle bilinen JİTEM’in üzerine üzerine gitmesinin büyük rolü var.

Amansız insan hakları savunucusu

Mehmet Yılmaz’ın Radikal’le vedalaşması, kendini bir türlü Ankara’ya ait hissetmeyen Ankara Temsilcisi İsmet Berkan’ın İstanbul’a dönüp dümene geçmesi, Radikal’in insan hakları ve demokrasi alanındaki tavrını değiştirmedi. Manisa davasını hatırlayın. Bir grup çocuğa insanlık dışı işkenceler yapan polisler beraat ettiğinde Mehmet Yılmaz, elinde bir copla gazeteye gelmiş, ertesi günkü Radikal “Bu cop hepimize” başlığıyla çıkmıştı.

Cezaevlerinde “Hayata Dönüş” adıyla gerçekleştirilen ve onlarca mahkûmun ölmesine, yaralanmasına neden olan operasyona ilişkin “Gerçeğe dönüş” manşeti de İsmet Berkan zamanında atılmıştı. 2003 yılında, Milli Güvenlik Kurulu’nun o ünlü gizli yönetmeliğini Ankara Temsilcimiz Murat Yetkin ile Berkan’ın önüne koyduğumda, hiç tereddüt etmeden “Manşet yapalım” kararı çıkmış, bir hafta boyunca Türkiye’deki ‘psikolojik harp’ mekanizmasını Türkiye kamuoyunun önüne sermiştik. MGK’nın sivilleşmesinde, söz konusu yönetmeliğin ortadan kalkmasında Radikal’in bu yayınına kamuoyundan gelen tepkilerin etkisi olmadığını söylemek safdillik olur. 

2010’dan beri Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni koltuğunda oturan Eyüp Can’ın temel insan hakları konusundaki tavrı da değişmedi. Bu dönemde de doğruluğundan şüphe etmediğimiz her türlü insan hakkı ihlali haberini, tereddütsüzce yayımladığımızı söyleyebilirim. Gezi olaylarından sonraki protesto gösterilerinde Eskişehir’de bir sokak arasında linç edilen Ali İsmail Korkmaz’ın failleri de Radikal’in ısrarlı yayınlarıyla ortaya çıkmıştı.

Radikal okulu
Biliyorum, şimdi birçoğunuz, “Onlar öyle ama...” diye başlayan eleştiriler yöneltiyorsunuz. Radikal’de Hasan Celal Güzel’in, Namık Kemal Zeybek’in, Akif Beki’nin yazdığını, Murat Belge’yle, Perihan Mağden’le, Yıldırım Türker’le, Ertuğrul Mavioğlu’yla, Ahmet Şık’la yolların ayrıldığını söylüyorsunuz.

Ben, aynı zamanda bir okur olarak, çoksesliliğe işaret ederek, geride bıraktığım 17 yılda Radikal’in Türkiye’nin demokratikleşmesine büyük katkıda bulunan bir okula dönüştüğüne inanıyorum.

Mesela Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu yollarını ayırdı ama İsmail Saymaz ve Mesut Hasan Benli gibi genç arkadaşlarımız insan hakları haberciliğinde ikisini de aratmıyor. Perihan Mağden’i kaybettiğimize çok üzülmüştüm ama bugün Pınar Öğünç’ü, Ezgi Başaran’ı da aynı zevkle okuyorum. Yıldırım Türker çok büyük bir kayıptı, Özgür Mumcu büyük bir kazanç oldu. Bir tarafta Ali Topuz, Koray Çalışkan, Cüneyt Özdemir, Fehim Taştekin gibi genç kalemler, diğer tarafta “yaşayan tarih” diyebileceğim Altan Öymen, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Ahmet İnsel, Avni Özgürel, Tarhan Erdem ve Gündüz Vassaf gibi isimler var. 

Adını anamadığım meslektaşlarım kusuruma bakmasın, çok uzattım.  Son sözüm şu: Ben birçok genç gazeteci gibi Radikal’de büyüdüm. Radikal de her sabah “Bir Radikal, bir ekmek” diyen vefalı okurların sıcacık evlerinde... Güzel haberlerle dolu nice yıllara!..

Işıklar içinde yatın
Radikal Ankara Bürosu’nda başından beri çalışan iki kişi kaldık. Biri ben, biri İstihbarat Şefimiz Yurdagül Şimşek. Ne zaman bir araya gelip geçmişten söz etsek aklımıza önce kaybettiklerimiz geliyor. Boğazımız düğümleniyor. Genç yaşta kaybettiğimiz haber müdürümüz, abimiz, hocamız Hakkı Erdem’e çok şey borçluyuz. Ankara büromuzun Gece Editörü Mehmet Taygan’ın, namı diğer Taygan Abimizin etrafından ayrılmazdık hiç, o bizden ayrıldı. Sevgili Behzat Miser de çok erken kaybettiğimiz ikinci gece editörümüz oldu. Hem ana akım medyada çalışıp hem sosyalist kalınabileceğini, gözlerini âşık olduğu Burgazada’da hayata yuman Haber Müdürümüz Reha Mağden’den öğrendik. Ekonomi muhabirlerimizden Aslı Güven’i ve kültür sanat servisi muhabirlerimizden Şehnaz Pak’ı trafik canavarına kurban verdik. Işıklar içinde yatsınlar.