Son zamanlarda ışığımız aynı parlaklıkta değil

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin imajının zedelendiğini söyledi. Gül, basına baskı sorusuna da "Basın doğru bildiğini yazmalı" yanıtını verdi.
Son zamanlarda ışığımız aynı parlaklıkta değil

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM’de 4 vekilin yaralandığı kavganın dışarıda yarattığı algının Türkiye’nin imajına attığı çiziğin çok fazla ve üzücü olduğunu söyledi. Basın özgürlüğü konusunda şikâyetlerin arttığını vurgulayan Gül, “Basına baskı olmamalı” dedi. Gül, “Son dönemde yaşanan şeyler, bir zamanlar çok parlayan ışığımızın aynı parlaklıkta olmadığı aleni...” yorumunu yaptı. Gül, Budapeşte temaslarını tamamladıktan sonra beraberindeki gazetecilerle sohbetinde şu mesajları verdi:

Özel sohbette sizin görev sürenizi de konuştunuz mu?
Yok onu sormadılar. Daha çok Meclis’te son yaşananlar soruldu. Doğrusu biraz mahcup olduğumuz durumlar çıktı. Bir milletvekilinin burnu kırılmış. Kanlar falan.. Bunlar hoş şeyler değil. Dışarıda yansımış, adamlar gayet nezaketle soruyorlar. Üzücü, açık söyleyeyim. O heyecanla, atmosferiyle farkında olmayabilirler ama o manzaraların Türkiye değerine attığı çizik, gerçekten fazladır ve çok üzücüdür. Bu tip şeyler çok gelişmiş, demokrasisi takdir edilen ülkelerde olmuyor. Dışarıda insanlar hemen zihninde bir yere koyuyor. Yaşanmaması lazım.

Geçmişte güzel şeyler olacak dediniz, hava değişti. Bu ara öyle bir havanız var mı? Bunu demek içinizden geçiyor mu?

Tabii ki güzel şeylerin olmasını isteriz. Türkiye’nin dışarıdan görünümü çok büyük, bir Cumhurbaşkanı olarak böyle bir devleti temsil etmekten o kadar çok onur gurur duyuyorum ki. Türkiye’nin bugünkü manzaralarını demiyorum, genel Türkiye potansiyeli, geçmişiyle, dinamiği ile o kadar muhteşem ki, gelecekle ilgili şeyiyle de özellikle Avrupa’da 80 milyonluk bir ülkeden, bu ülkenin gelecekteki gücünden bahsediyorsunuz. Herkesin dost olmak istediği bir ülkeden. Bu imajın hiç bozulmaması lazım. Son dönemde yaşanan şeyler, bir zamanlar çok parlayan ışığımızın aynı parlaklıkta olmadığı aleni… Bu gözüken bir şey. Onun için bunu, bu tartışmalar, bunların hepsinden hemen çıkmamız lazım. Tekrar bizim kendi yörüngemize oturmamız lazım. Bunu millet olarak, siyasetin bütün kurumları olarak söylüyorum. Türkiye’nin yolu zaten belli. Bu yoldan herhangi bir şekilde dışarılarda hiç kimsenin kafasına soru getirmememiz lazım. Gidişte yavaşlama var mı bunların olmaması lazım. Gürültülü bir memleket gibiyiz. Burdan çıkmamız lazım.


Basın özgürlüğünün geldiği nokta, sizi rahatsız ediyor mu?
Basın özgürlüğü, gelişmiş demokrasilerde ülkelerin daima onurudur ve daima güç verir. İstismar yanlışlar söz konusu olursa bunlarla serbestlik anlamına gelemez, sivil hayatta yanlış yapan, basın hayatında yanlış yaparsa bu ayrı, ama evrensel anlamda basın özgürlüğü bir ülkenin gurur duyacağı birşeydir. Bi anlamda şikâyetler çoğalıyor. Çok hızlı telafi etmemiz lazım. Algı ile gerçek arasında daima fark var. Algı çok daha tehlikeli oluyor. Gerçeğe giderseniz de algı devam ediyor bir süre. Bunlara yol açan şeyler varsa düzeltmemiz ve fırsat vermememiz lazım. Kesinlikle...

Bazı kayıtlardan dolayı ortaya çıktı. Hükümetin medyaya baskısı olduğuna dair bir eleştiri var. Sizce böyle bir ortam var mı? Varsa nasıl düzelecek?

Herkes kendi işine sahip çıkacak, doğru olduğuna inanıyorsa, arkasında duracak. Kim ne derse desin. Kimse kolayına da kaçmayacak. Yaşanan şeyler olabilir. Bir yayın kuruluşu doğru bildiğini yapmalıdır. Niye çekinecek ki.

Yaptırım endişesinden olabilir mi?
Niye cezalandırma olsun ki. Bir alışveriş ilişkisi varsa o zaten yanlıştır.

Müdahale edene hiç mi uyarınız olmayacak?
Söylüyorum. Bu tür müdahalelerin olmaması lazım. Olamaz böyle bir şey. Ancak siyasetin doğasında şu var ki herkes benimle ilgili iyi yazsın ister. Ama aynı zamanda yayıncılık bir kamu görevidir. Siz milyonlarca insana hitap ediyorsunuz. Orada da bir sorumluluk vardır. Yeri geldiğinde kendi otokontrolunu yapacaktır, kendisi çeşitli ahlaki şeylere uyacaktır. Yeri geldiğinde doğru gördüğü şeyde ısrar edecektir. Doğru gördüğüne karşı bir şey görüyorsa da orada isyan edecektir. Başka bir alışveriş ilişkisi içinde değilse açıkçası….

Bugünden geleceğe baktığınızda kurucusu olduğunuz, reformları taşıyan AK Parti’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz, kendinizin geleceğini de tabii.

Günü gelince kendimi konuşuruz. Cumhurbaşkanı olarak parti ile ilgili nasıl değerlendirme yapayım? Öbür taraftan da biri tenkit etseler haklı olarak tenkit edebilir. Bizim şimdi roketler fırlatılırken, kendini fırlatıyor, ateşliyor gidiyor, atmosferden çıkarken bir kez daha ateşliyor, yörüngeye girerken üçüncü kez ateşliyor. 2002’den sonra müthiş bir güçle o roket fırlatıldı ve çok büyük değişiklikleri hep beraber yaşadık. Aslında üzüldüğüm şeylerden biri yapılan olumlu şeylerin tadı yaşanamıyor. Algılar, kavgalı ortamdan dolayı… Şu gerçek ki bir kez daha ateşlemek lazım. Buna İhtiyaç var. Bu algının negatif şekilde gelişmesine asla müsaade etmemek gerekir. Özellikle dışarıda. İçerde sıcağı sıcağına anlayamayabiliriz. Deriz ki bugün böyle ama değişir ama dışarda bu böyle olmaz.

Nasıl çıkacağız bu ortamdan

Önce tabii bütün siyasi aktörler dil ve üslup konusuna dikkat edecek. En basiti ve en kolayı bu. Jargonlar değişecek. Daha sonra daha çok diyalog, memleket meseleleri konusunda atmosfer değişir.
Sizin atadığınız bir HSYK üyesinin açıklamaları var. 12 Eylül’e benzetiyor. HSYK üyeleri bakanın memuru oluyor diyor.
Evet ben atadım. Ama benim atadığım üye keşke önce beni brife etseydi. Ben herkese açığım.

BDP’lilerin mesajları, özerklik, Apo posterleri…Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin anayasası ve kanunlar ortada. Çeşitli fikirler söylenebilir. Ancak böyle bir özerkliğin kesinlikle Türkiye için doğru olmadığı, bunların kimseye de faydası olmayacağı kanaatindeyim. Avrupa Konseyi’nin yerel yönetim şartı var. Biz AK’nin kurucu üyesiyiz. Şartta bir iki noktada rezervlerimiz vardı. Onları da fiili olarak hep geçmiştir. Resmi olarak duruyor ama uygulamalarımızda rezervlerimizin bir mahzuru olmadığını ispatlamışız. Bu rezervleri kaldırdığımızda İzmir’dekine de Diyarbakır’dakine de Kayseri’dekine de daha çok imkân ve yetki tanıyan bir düzenleme. Bunun ötesine geçilmesinin kesinlikle doğru olmadığı kanaatindeyim. Avrupa Yerel Yönetim Şartı’nın birçok şikâyetleri gidereceğine inanıyorum. Ötesi özerkliktir. Ancak arkasında şiddet olmayan fikir söylenebilir, ayrı konu ama kesinlikle bu söylenenlerin fayda getirmeyeceği kanaatindeyim.

İnternet yönetmelikle halledilecek konu değil
İnternet yasasında bir yönetmelik değişikliği sizi tatmin edecek mi?

İnternet yasası yönetmelikle halledilecek bir konu değil.

Başka bir torba kanuna başka bir madde eklenerek itiraz ettiğiniz konu sonradan düzeltilebilir mi?

Önemli olan mahzurlu, problemli olan şeyleri düzeltmek. İki durum var. Bir, gerçekten bir problemli görülen bir şeyi düzeltmek; ikincisi, algıyı da tekrar pozitif hale getirmek lazım. O da çok önemli öyle bir algı çıktı ki ortaya, iyi olan hiçbir şey konuşulmuyor. Problemli noktalar olunca konuşuluyor. Hem problemli noktaları düzeltmek gerekir, hem algıyı. Türkiye’nin dış görüntüsü açısından da önemli. Bunun birkaç yöntemi var. Herkes beni bir siyasi pozisyona zorluyorlar ama benim amacım neticedir. Neticede işlerin düzgün ortaya çıkmasıdır. Metodum budur. HSYK ile ilgili de bu yasa Meclis’e geldiğinde ilk taslağı aldım. 15’e yakın mahzurlu nokta vardı. İyi olup kötü olması ayrı bir konu. Size göre iyi, ötekine göre kötü yasa olabilir. Ama benim anayasa problemi olarak gördüğüm 10’dan fazla nokta vardı. Bunları Adalet Bakanı ile paylaştım, düzeltilmesini önerdim. Komisyonda olabilir, Genel Kurulda olabilir, nihaisini görmedim. Gidince söylediğim onun üzerinde problemli noktalara bakacağım. Benim işaret etmediğim noktalar olabilir. Onlarla ilgili Anayasa noktası var mı yok mu ben karar veremem.

Yasayı onaylayıp Anayasa Mahkemesi’ne bırakacağınız yönünde bir algı var.
Bakalım ne yaparsak o görülür.