Tahran'dan Akkuyu'ya nükleer enerji

Nükleer konusu, 25 Temmuz 2010 pazar günü itibariyle hem iç, hem dış politika gündeminin tam merkezinde duruyor.

Nükleer konusu, 25 Temmuz 2010 pazar günü itibariyle hem iç, hem dış politika gündeminin tam merkezinde duruyor. İstanbul’da gerçekleşen Türkiye-Brezilya-İran üçlü zirvesi dış politika; Cumhurbaşkanı’nın Rusya’nın Mersin Akkuyu’da nükleer santral kurmasını öngören anlaşmayla ilgili yasayı onaylaması da iç politika gündemininin ‘nükleer enerji’ olmasını sağladı. İran’ın nükleer çalışmaları ile Türkiye’nin nükleer santral edinme süreci arasında doğrudan bir ilişki olmayabilir. Ancak Tahran merkezli diplomatik pazarlıklar ile Türkiye’de kurulacak Rus nükleer santralı arasında ilişkiyi kimse yadsıyamaz. Neden mi?
BİR: Türkiye ve Brezilya, İstanbul’daki son toplantıda da İran’a “Batı ile müzakereler sürsün, masada kalın”, “Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapın, şeffaf olun”, “Varsa nükleer silah projesinden vazgeçin” mesajları vermeyi sürdürdü. Bu kez verilen mesajların ‘dost telkini’ olmaktan çıkıp ‘tek yol’ halini aldığı İran’a hissettirildi. Türkiye ve Brezilya’nın, ABD ve Avrupalılar tarafından ‘İran’ın avukatlığı’ ile suçlanmasına karşın, kolaylaştırıcı çabalarından vazgeçmeyeceğinin altı çizilirken, İran’ın da diplomasiye sonuna kadar şans tanıması istendi. İran, İstanbul’daki toplantıda Türkiye ve Brezilya’ya ile kurduğu ‘güvene dayalı’ diyalog doğrultusunda Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na göndereceğini söylediği mektup konusunda geri adım atmayacağını taahhüt etti. Ayrıca, Nükleer Başmüzakerecileri Said Celili’nin Avrupa Birliği’nin Dışişleri Bakanı Catherina Ashton ile biraraya gelmesinde bir engel görmediklerini bildirdi. Bu iki taahhüt, Türkiye ve Brezilya’nın elini rahatlattı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, İstanbul’daki Türkiye-İran-Brezilya zirvesinin hemen ardından telefona sarılarak, İran’ın muhataplarını tek tek arayıp İran’ın tavrını anlattı. Ashton-Celili buluşmasının (İran’ın Ramazan boyunca krizi derinleştirecek bir çıkışı olmazsa) Eylül’ün ikinci haftasında İstanbul’da gerçekleşmesi yönünde somut ilerleme sağlandı.
İKİ: Türkiye ve Brezilya’nın bu iyi niyetli ‘kolaylaştırıcılık’ çabası, Avrupa ve ABD’nin İran konusundaki derin güven bunalımını gideremeyebilir. Nitekim, ABD kısa süre önce Türkiye-İran-Brezilya’nın takas anlaşmasını görmezden gelip İran’a yaptırım tasarısını BM Güvenlik Konseyi’ne sunmuş ve Türkiye ile Brezilya’nın muhalefetine karşın kısa sürede karar olarak geçirmişti. Avrupa Birliği ise dünkü toplantıda İran’a bir dizi ‘enerji yaptırımı’ uygulama kararı aldı. Yaptırımlar arasında ‘İran’da petrol ve doğalgaz yatırımları yapılmaması’ ve ‘İranlı şirketlerle ortaklık kurmama’ gibi Türkiye’yi yakından ilgilendiren maddeler var. Türkiye, enerji stratejisini baltalayacağı için bu yaptırımlara uymayacağını açıkladı. Ancak, uymama, ‘ortak dış politika’ yükümlülüğü nedeniyle AB ile müzakere sürecinde sıkıntı yaratabilir. Türkiye’nin İran’la ikili enerji projeleri bile bu kararlardan olumsuz etkilenebilir.
ÜÇ: Tahran-Brüksel-Washington-Ankara hattında bütün bunlar yaşarken, Moskova yönetimi ellerini ovuşturarak gelişmeleri izliyor, diplomasi süreçlerinin başarısızlıkla sonuçlanması için elinden geleni yapıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım kararına da destek veren Rusya, AB’nin aldığı yaptırım kararından da sonuna kadar yararlanacak. İran petrol ve doğalgazı toprak altında kaldıkça, Avrupa ve Türkiye’nin, hatta İran’ın, Rusya’ya bağımlılığı derinleşecek. İran’a zenginleştirilmiş uranyum ve nükleer enerji tesisleri satacak Rusya, Türkiye’ye de daha çok doğalgaz satacak. Rüzgar ve güneş enerjisi mevzuatını akıl almaz bir şekilde erteleyen Türkiye, elektrik üretmek için daha çok doğalgaz çevrim santralı kuracak, bu da yetmeyecek, kendi topraklarında kurulacak Rus nükleer santralından 15 yıl boyunca elektrik satın almak zorunda kalacak.
İran’ın kendi nükleer santralını kendi teknolojisiyle yapması için canla başla çalışan, ABD’yi, Avrupa Birliği’ni karşısına alan Türkiye’nin, barışçıl nükleer enerji konusunda herşeyini Rusya’ya teslim etmesi trajikomik bir durum değil midir?Moskova’nın Türkiye ve Avrupa’yı doğalgaz tekeline bağlaması yetmiyormuş gibi yıllardır inmek istediği Akdeniz’deki Akkuyu’da 60 yıllığına nükleer santral sahibi olması hangi stratejik, diplomatik, ekonomik çıkarla açıklanabilir?