TBMM'nin inşaat zulmü...

TBMM yakınında yaşayan binlerce insan bu yazı 'inşaat zulmü' ile geçirecek. Olsun... Yeter ki vekillerimiz rahatsız olmasın. Millet onlar için çilesini çeker...
TBMM'nin inşaat zulmü...

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) içinde bir askeri tabur vardı. Ne yalan söyleyeyim, TBMM’ye yakın oturan biri olarak, taburun gitmesi gerektiğini savunmuştum hep. Birincisi; sivil demokrasiyi temsil eden parlamentonun orta yerinde askeri bir birlik garip duruyordu. İkincisi; şehrin orta yerinde her sabah bir tabur askerin eğitimine tanık olmak, ‘rap rap’ sesleriyle uyanmak pek hoş değildi. Bir de Tabur Gazinosu vardı. Hani şu bir günlük sakalla bile girilemeyen askeri gazino. Akşamları bütün mahalleyi oradan yükselen bir mangal dumanı, et kokusu ve amatör bir şarkıcının detone sesi sarardı. Tepkiler üzerine tabur boşaltıldı. Askeri Gazino, ‘Bahçe Restoran’ oldu.
Peki, iyi mi oldu? Askerin parlamentodan çıkması açısından elbette iyi oldu. Ancak mekânın sivillere devredilmesi açısından aynı şeyi söyleyemem. Hemen inşaat başladı. Önce tabur binası elden geçirildi. Bir yıl süreyle bütün mahalle inşaat gürültüsüyle yaşadı. Ardından Meclis’le yaşıt ağaçlar kesildi. Şimdi, askerlerin her sabah şınav-mekik çektiği, tempo tutarak spor yaptığı alanda, yeraltı garaj inşaatı başladı ve askerlerin yerine iş makinelerinin gürültüsünü dinliyoruz artık. Üstelik, bu gürültü Meclis duvarlarının içine bile sığmadı. İnşaat şirketi, vekillerin rahatını bozmasın diye iş makinelarinin giriş-çıkışını vekillerin olduğu bölgeye değil de ‘milletin’ yaşadığı yere yönlendirmeyi tercih etti. Bugünden itibaren, bütün harfiyat, daracık bir cadde üzerinden, zaten bağlantısı yeterince sıkıntılı olan Atatürk Bulvarı’na çıkacak. Anlayacağınız, TBMM yakınında yaşayan binlerce insan bu yazı ‘inşaat zulmü’ ile geçirecek.
Olsun... Yeter ki vekillerimiz rahatsız olmasın. Millet onlar için çilesini çeker...

Şiir, yeni, yeniden...

Geçmişte iyi bir şiir okuyucusuydum. Şairleri ve şiirleri ezbere bilirdim. Gazeteciliğe başladığımdan beri bu ilgim azaldı ve Ankara’nın kısır gündemi içinde tükendi gitti. Ancak bir-iki hafta önce ‘âkil insan’ Mustafa Erdoğan’ın ‘Kelebeğin Rüyası’ filmini izleyince durum değişti. Kısa yaşamları filme konu olan Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip’in şiirleri, hayatımdaki şiir penceresini yeniden araladı. Filmi izlerken hayatıyla paralellikler kurduğum çocukluk arkadaşım Şair Zariç’in şiirlerini yeniden okudum. O da şair olmadan önce polis olmak istemişti.
Şiir hayatıma yeniden girmişken masamda bir de Sevgili Mehmet Aycı’nın yeni kitabı ‘Mesafe Ayarı’nı buldum. TCDD’de bürokrat olan Aycı’nın şiirlerini okurken aklıma telgraf direklerine tırmanan memur Muzaffer Tayyip geldi. Bu yüzden bu hafta Fikri Takip Aycı’nın şiir tarifiyle bitsin istedim: “Yara diyorsam bildiğin yaralar yok sözlükte/Şiir diyorsam tenhada bir çocuk ağlaması...”

Geç oldu, temiz oldu


Tahir Canan’ın durumunu aylar önce bu köşede yazmıştım. Canan’ın oğlu İlhan Canan, babasının hak ettiği özgürlüğe kavuşması için adeta çırpınıyordu. Bir insanın 32 yıldır cezaevinde olduğunu düşünmek bile insanı ürkütüyor. Uzatmayayım; 4. yargı paketine eklenen bir fıkra ile Tahir Canan ile benzer durumda olan 10’a yakın insana özgürlük kapısı aralandı. Oğlu İlhan Canan, yaklaşık iki yıldır bıkmadan usanmadan gazetecilere gönderdiği mesajlardan birinde, belki de sonuncusunda, destek verenlere seslenmiş. İstanbul Milletvekili Levent Tüzel’e CHP’den Veli Ağbaba, Hüseyin Aygün, Hurşit Güneş ve Mustafa Moroğlu’na, BDP’den Hasip Kaplan ile Sırrı Süreyya Önder’e, AK Parti’den Bülent Turan ve Ayşenur Bahçekapılı’ya teşekkür etmiş.
İlhan Canan’ın mesajını okuyunca aklımdan ilk geçen cümle, “Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i unutmuş” oldu. Doğrusunu isterseniz teşekkürü hak eden ilk ismin 4. yargı paketinin mimarı Bakan Ergin olduğu kanaatindeyim. AK Parti’nin statükocu kanadını zor aşan o paket, Türkiye’deki yargı mevzuatında insan hak ve özgürlüklerine dair ihlallere dayanak olan düzenlemeleri azaltmayı amaçlıyordu. Nitekim, ‘örgüt propagandası’ gibi muğlak tanımlarla yüzlerce insanın özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açan suçlamalar da işkence suçlarına zamanaşımının kaldırılması da bu paket sayesinde tarih oluyordu. Bu yüzden de Ergin, büyük siyasi riskler alıyordu. Paket için ‘Yetmez’ diyenlerdenim. Ancak, aynı zamanda, Ergin’in AİHM içtihatları konusundaki hassasiyetlerinin yargı tarafından da gösterilmesi halinde Türkiye’nin daha adil bir ülke olacağına inananlardanım. 

Düğün hatırası
Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile önceki gece, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan’ın düğününde karşılaştım. 81 ilin Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) şube başkanları Ankara’da toplanmış, toplantıdan sonra da Başkan Bendevi Palandöken ile birlikte düğüne akın etmişti. Ergin de TESK şube başkanları tarafından kuşatılmıştı. Palandöken âkil insanlardan biriydi ve sohbet konusu da doğal olarak çözüm süreciydi. ‘Hilal bıyıklı’ bir esnaf temsilcisi Ergin ile fotoğraf çektirmek isteyince ben de “Gazeteye basar ve ‘Ergin ülkücüleri ikna etti’ diye yazarım” uyarısıyla bir kare fotoğraf çektim. Ergin, gülerek “Tam tersi de olabilir” esprisiyle karşılık verdi.