Türkiye'ye Şanghay Örgütü yakışır (mı?)

Başbakan'ın AB sıkıntısından kurtulmak için Türkiye'yi üye yapmak istediği Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yakından bakmakta fayda var. Örgütü, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan kurdu.

Başbakan Tayyip Erdoğan son yıllarda Türkiye’yi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye yapmak için hayli fazla lobi yapıyor. Üstelik, özellikle Rus lider Vladimir Putin’le yaptığı görüşmelerde basının önünde sergilediği ısrarını, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine bir alternatif gibi sunuyor. ‘Yeni Türkiye’nin öncelikler sıralamasına ve ŞİÖ’deki duruma bakılırsa insan ‘neden olmasın’ demeden edemiyor. 

‘AB haksızlığı’na karşı

Belki kaçırmışsınızdır. Hatırlatayım: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın St. Petersburg’da Putin ile yaptığı ortak basın toplantısında, bir Rus gazeteci Ukrayna ile Avrupa Birliği arasındaki serbest ticaret anlaşmasının askıya alınmasını gündeme getirdi. Putin yanıt verirken “Türkiye’nin AB ile görüşmelerde çok tecrübesi var, faydalanacağız” sözleriyle Erdoğan’a pas attı. Erdoğan da Putin’in bu muhteşem pasını kaçırmadı ve AB’nin kalesine ‘tam 90’dan’ bir gol attı: “Çok doğru, 50 yıllık tecrübe kolay değil! Sayın Başkan’a teklif ediyorum. Şanghay’a bizi de alın ve bu sıkıntıdan kurtarın...”

Erdoğan daha önce de bir TV kanalındaki röportajında aynı konunun sorulması üzerine “Alın bizi Şanghay Beşlisi’ne, AB’ye Allahaısmarladık diyelim” demişti.

Dünya haritasındaki koyu leke
Başbakan’ın AB sıkıntısından kurtulmak için Türkiye’yi üye yapmak istediği Şanghay İşbirliği Örgütü’ne yakından bakmakta fayda var. Örgüt, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından 1996’da Şanghay’da yapılan toplantıyla kuruldu. Başlangıçta 5 ülke olduğundan adı Şanghay Beşlisi olarak anıldı, ancak 2001’de Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısı altıya çıktı ve örgütün adı da ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’ olarak değişti. Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, dünya petrol üretiminin yarısından fazlasını elinde bulunduruyor ve bu ekonomik gücünü, ABD’ye karşı etkili bir kutba dönüştürmeyi amaçlıyor. Rus lider Putin, örgütün 2007 Bişkek Zirvesi’nde “Tek kutuplu dünya kabul edilemez” sözleriyle bu amacı net bir şekilde ortaya koymuştu. 

Terörle/ayrılıkçılıkla mücadele, sınır güvenliği, ekonomi ve son dönemde de askeri işbirliği modeli oluşturmaya çalışan örgütün Avrupa Birliği’nin Kopenhag Kriterleri diye özetlediği demokrasi kriterlerine dair en ufak bir kaygısı yok. Zaten, Economist dergi grubunun bünyesindeki Economist Intelligence Unit’in 167 ülkeyle ilgili her yıl hazırladığı ‘Demokrasi Endeksi’ne bakıldığında böyle bir kaygıya gerek kalmadığını da görüyoruz.

Bir dünya siyasi haritası açın ve Şanghay 6’lısının demokrasi endeksindeki skorlarına bir bakın:
Özbekistan 0 - 1.99
Tacikistan 2 - 2.99
Kazakistan 2 - 2.99
Çin 3 - 3.99
Rusya 3 - 3.99
Kırgızistan 4 - 4.99

Endeksi hazırlayan EİU’nun dikkate aldığı kriterler arasında ‘Özgür ve adil seçimler’, ‘çoğulculuk’, ‘iyi yönetişim’, ‘siyasi katılım’, ‘siyasi kültür’ ve ‘özgürlükler’ gibi kavramlar var. Söz konusu endeksin haritasında iyi demokrasiler yeşilin, kötüler kırmızının tonlarıyla renklendiriliyor. Bu nedenle, Ortadoğu ve Afrika’nın yanı sıra ŞİÖ bölgesi de kırmızı bir leke olarak dünya haritasındaki yerini alıyor. Türkiye ise “5 - 5.99” gibi bir skorla endeksin tam ortasında bulunuyor. Yani demokrasiden biraz daha ödün verirse ŞİÖ ile, demokrasisini biraz daha geliştirirse Avrupa Birliği ile aynı standartlarda buluşacak. 

TÜİK bİber gazını da sepete alsın

Kamu çalışanları dün Ankara’da eylemdeydi ve yine polis müdahalesi vardı. Haziran ayından beri, ülkede sokağa çıkan, ‘bağzı’ şeylere itirazını dile getirmek isteyen herkes karşısında polis şiddetini buluyor. Memleketin en revaçta ürünü artık biber gazı. Son zamanlarda nereye gitsem, bibloların sergilendiği köşelerde anı olarak alınmış bir ya da birkaç boş gaz kapsülü görüyorum. Artık eylem alanına gitmeye gerek yok, kapsül olmasa bile gaz evinize kadar geliyor.

Keşke bu günlerde Defne Samyeli’ne kişisel bilgilerini kendileriyle paylaşmadı diye ceza kesen Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon ya da hanehalkı tüketim harcamaları gibi araştırmalarında anket sepetine biber gazını da alsa. 4 ay önce ne kadara alınıyordu, şimdi kaça alınıyor? Kişi başına düşen biber gazı tüketimi ne kadar?

SİZİN KOD İSMİNİZ NE?

Biliyorsunuz, son günlerde MİT’in Ekim 2008-Aralık 2009 arasında Taraf yazarlarını dinlemesi meselesi tartışılıyor. MİT, konuyla ilgili yazısında söz konusu yazarları, bir ‘karşı casusluk’ faaliyeti çerçevesinde dinlediğini, gizlilik esasları gereğince de mahkemeden izin alınırken yazarların isimlerinin yerine kod isimleri kullanıldığını, bunun da önünde bir engel olmadığını bildirmişti.
HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur’un “MİT de olsa mahkemeden bilgi saklayamaz” görüşünü aktarmıştım. Ancak mevzuat konusuna fazla girememiştim. Türkiye’de iki iletişim aracı (telefon-telefon, telefon-bilgisayar, faks-faks, bilgisayar-bilgisayar vs.) arasındaki bütün iletişimi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) üzerinden tespit ediyorlar. 5397 sayılı yasaya göre MİT, polis istihbarat ve jandarma istihbarat taleplerini mahkeme kararı ile bu kuruma iletiyor, bu kurum da yaptığı kayıtları talep edenlere teslim ediyor. Şimdi size TİB kanunuyla MİT yasasına eklenen maddeyi hatırlatacağım. Aynen şöyle:
“(iletişim tespiti talebine ilişkin) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir...”
Gördüğünüz gibi, iletişimi tespit edilecek kişinin gerçek kimliği biliniyorsa, mahkemeye gönderilen kararda açıkça yazılması gerekiyor. MİT’e de herhangi bir ayrıcalık tanınmıyor.
Ancak ayda yaklaşık 250 bin iletişim aracının takip edildiği Türkiye’de bu kanuna uyan var mı derseniz? Bir yetkilinin sözleriyle yanıt vereyim: “Polis, hâkimin önüne bazen yüzlerce telefon ya da IMEI numarası koyuyor. Dolayısıyla bu numaralarla isimlerin örtüşüp örtüşmediğini araştırmak imkânsız...”
Anlayacağınız, hepimizin bir kod ismi olabilir.