Vizesiz Avrupa'ya hazır mıyız?

Başbakan Erdoğan, bugün AB yetkilileriyle birlikte Türklerin Avrupa'ya vizesiz erişimini başlatacak süreç için en kritik imzayı atacak. Bu AB ilişkileri üzerindeki ölü toprağını kaldırabilir.
Vizesiz Avrupa'ya hazır mıyız?

Ukrayna’da yaşananları izlemişsinizdir. Ukrayna hükümetinin Avrupa Birliği ile ilişkilerde önemli bir geri adım atmasına öfkelenen binlerce Ukraynalı sokaklara döküldü. Kavga büyüdü. Bir tarafta Avrupalı bir Ukrayna, diğer tarafta Moskova yanlısı ve bağımlısı bir Ukrayna... 

İki haftadır Ukrayna’da olup biteni izlerken aklımın bir kenarında hep Türkiye vardı. Türkiye’nin AB süreci yarım asırdır mehter ekibi gibi ilerliyor. Bir tarafta birliğin küçük bir ada devletininin blokajını gerekçe yaptığı ikircikli tutum, diğer tarafta Ankara’daki hükümetlerin iç siyaset kaygılarıyla zamanında yapamadığı kapsamlı reformlar... Bir tarafta rüzgâr gibi ilerleyen (2004-2007 arası gibi), bir tarafta tamamen duran (2010-2013 gibi) bir süreç. Tam üyelik sürecine endeksli bir şekilde değişen bir kamuoyu desteği...

Türkler AB için sokağa dökülür mü?
Tam üyelik müzarelerinin açıldığı 2004-2007 arasında destek yüzde 70’lere yaklaşırken tek bir fasılın bile açılmadığı son üç yılda yüzde 35’lere düştü.

Hal böyle olunca “Türkiye’nin AB ile ilişkilerin tamamen donmasına neden olacak adımlar atarsa halk Ukrayna’daki gibi sokağa dökülür mü” sorusunun yanıtı da çok net oluyor: Hayır.
Bunun tek nedeni halkın AB’ye olan inancının düşmesi değil elbet. Türkiye’de Ukrayna’daki gibi bir ‘Moskova-Brüksel’ kutuplaşmasının olmadığının da altını çizmek lazım.

Süreç ayağa kalkar mı?
Türkiye’de halkın AB için sokağa dökülmesini beklemek doğru değil ama kamuoyunun AB sürecine yeniden sahip çıkması önemli. 14-15 Aralık günlerinde İstanbul’da yapılan ‘AB ve Türkiye Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog’ toplantısının açılışında konuşan AB Bakanı Egemen Bağış’ın da altını çizdiği gibi, AK Parti hükümeti son 12 yılda attığı birçok reform adımını AB sürecinin toplumda yarattığı dinamik ve destekle atabildi. Türkiye’nin demokrasisini geliştirip, daha da zenginleşebilmesi için AB sürecinin devam etmesi gerekli.
TBMM’deki AB Uyum Komisyonu’nun başkanı ve projenin lideri Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu da aynı toplantıda AB sürecinin kendileri için önemini anlatırken şu ifadeleri kullanıyordu:

“AB işlerimize devam ediyoruz. Bütün fasıllar açıkmış gibi gereklerini yerine getiriyoruz. Değişik bir düşünce söz konusu değil. AB standartlarına ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Eksiklerimiz var ama bunların giderilmesi için sağlam bir şekilde çalışıyoruz. Ne kadar özgürlük ve demokrasi, o kadar kalkınma ve zenginlik olduğunu biliyoruz..”

Gerek Bakan Bağış, gerek Tekelioğlu, AB’ye seslenirken yeni adaylar için açılması zaruret olan adalet ve özgürlük ile ilgili 23. ve 24. fasılların yaklaşık 9 yıldır müzakere içinde olan Türkiye için de açılması gerektiğini vurguladılar.

Ben de Gezi olaylarından sonra sıkça gündeme gelen yargı ve polis uygulamaları, barışçıl gösteri hakkı, ifade özgürlüğü gibi konuları içeren
ve bu alana evrensel standartlar getiren bu başlıkların açılmasının Ankara’nın hesap verme durumunu pekiştireceği ve sürece ivme kazandıracağı için önemli olduğunu düşünüyorum.

Yani, bu iki başlığın açılması, Türkiye’nin üyelik sürecini ayağa kaldırabilecek bir potansiyele sahip. Süreci ileri taşıyabilecek bir başka konu daha var: Türkiye vatandaşları için vizesiz Avrupa...

Zor ama imkânsız değil
Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu taşıyan bütün vatandaşların Schengen ülkelerine vizesiz gidebilmesi bugün imzalanacak iki anlaşma ile 3-4 yıl içinde mümkün olacak. Tabii söz konusu dönemde Türkiye ile AB arasında ciddi bir kriz yaşanmasa ya da Kıbrıs ve Yunanistan gibi bazı AB ülkeleri veto etmezse...

AB’nin vizesiz giriş kapısını açmak için Türkiye’nin önüne koyduğu şart, kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya geçen yasadışı göçmenleri geri kabul etmesi. Mesela, Ayvalık’tan tekneye binip Midilli’ye yasadışı giriş yapan bir Suriyelinin Türkiye’ye iade edilmesinin Türkiye açısından yasal zorunluluk haline gelmesi.

Bu nedenle AB vizesiz Avrupa vaat ettiği anlaşmayı imzalarken Türkiye de Geri Kabul Anlaşması imzalayacak ve yasadışı göçmenleri kendi topraklarında toplamak için geri kabul merkezleri kuracak.

Söz konusu anlaşma ile ilgili işin uzmanlarının ciddi kaygıları var. Çünkü Türkiye yasadışı göç haritasının ‘geçiş noktası’ durumunda. 2011 yılında sadece sınırda yasadışı giriş yaparken yakalananların sayısı 75 bin. Bu sayı 2012’de 35 bine düşmüş. Diğer taraftan Türkiye’nin vizeleri kaldırdığı ülkelerden ülkemize pasaportla yani yasal yollardan giriş yapıp yasadışı göç şebekeleriyle bağlantı kurup Avrupa ülkelerine kaçan yabancıların sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Haliyle de geri kabul merkezlerinin ekonomik maliyeti azımsanamayacak bir büyüklükte olacak.

Konuyla ilgili kaygıları AB Bakanı Egemen Bağış’a sordum. Başbakan bugün açıklayacağı için detaya girmedi. Ancak müzakerelerde yer alan diplomatik kaynakların anlattıklarından şu sonuçları çıkardım:

Türkiye’nin bir anda kaçak göçmen havuzuna dönmemesi için önlemler alınacak.

Geri Kabul Anlaşması TBMM’den geçmeden yürürlüğe girmeyecek. Uygulaması da TBMM’den geçtikten üç yıl sonra başlayacak. Türkiye sınırların güvenliğini arttırması için sivil bir teşkilat kuracak. Türkiye’den geçen kaçak göçmenlerin sayısı bu sayede düşürülecek.
Geri kabul merkezleri inşa edilecek. AB bu merkezlerin maliyetine ortak olacak.

Türkiye’nin doğusundan gelenlere mülteci olma hakkı vermeme uygulaması sürecek. Dolayısıyla geri kabul merkezine alınan göçmenler, ya ülkelerine ya da BMMK aracılığıyla üçüncü ülkelere gönderilecek.

Üçüncü ülkelere yönelik vizesiz geçiş uygulaması AB’nin Türklere vizeyi kaldırmasından sonra kalkacak. Örneğin Suriye ve Irak gibi ülkelerin vatandaşları Türkiye’ye vizesiz gelemeyecek.

Muhalefetin tavrı ne olur?
Türkiye’nin üç seçimi peş peşe yaşayacağı bir dönemde vizesiz Avrupa sloganı ile AB’yle ilişkiler yeniden canlanabilir. Muhalefet partilerinin birçok olumlu gelişmede olduğu gibi meseleyi salt ‘AK Parti’nin seçim manevrası’ olarak görmesi, göstermesi ve anlaşmalara karşı çıkması muhtemel. Ancak unutmamak lazım ki AB sürecinin ilerlemesi AK Parti’den çok Türkiye’ye yarayacaktır.