BDP'nin yol ayrımı

BDP'nin geleceği, AK Parti'ye karşı cepheyi genişletmek için Kürt meselesini araçsallaştıran Türk soluna değil, kendisine mesafeli duran Kürtlere bağlı.

Kürt meselesinde dönüp dolaşıp vardığımız yer, yine savaş. Bu, hepimiz için büyük bir yenilgi. Son on yılı bu mesele üzerinde konuşmakla, çözüm üretmekle geçirmişken, bütün bunlar yaşanmamışçasına, hiç yol alınmamışçasına savaşı seçtik. Bunun yeni ölümlerden başka bir sonuç doğurmayacağını bilmemize rağmen.
Bu noktaya gelişimizin sorumluluğu, kolektif olarak, hükümete, Meclis’e, yargıya, PKK’ya, BDP’ye, DTK’ya ait. Bu aktörlerden herhangi birinin “Ben elimden geleni yaptım” diyebileceği bir durum yok. Varılan noktada, kendinden başka herkesi suçlamak, alınabilecek en kolay tavır. Siyasi aktörler açısındansa, rakibini sorumlu tutmanın, kısa vadede epey getirisi de var. O nedenle, siyasi aktörlerin kendilerini aklayarak faturayı diğerlerine kesmesi, hayal kırıcı olmakla birlikte, şaşırtıcı değil. Oysa, tam da şu aşamada, son iki senenin muhasebesini yapmamız elzem.

Yargı, kendisine yüklenen tarihi misyonu bir kez daha yerine getirdi. KCK davasının, ceza hukukunun ilkelerini hiçe sayan iddianamesini hazırlayan savcısı ile savunmanın her talebini güler yüzünü esirgemeden reddeden yargıcı, savaşa giden yolu döşeyen hukukçular olarak tarihteki yerlerini aldılar. Polis teşkilatı, davayı başlatan ve BDP’nin zafer kazandığı Mart 2009 seçimlerinden hemen sonraya ‘denk gelen’ operasyon sırasında, Kürtlerin temsilcilerini kelepçeleyip sıraya dizerek, devletin Kürtlere muamelesi açısından tek parti döneminden bu yana pek de bir şeyin değişmediğini gösterdi. Bir kez daha yargı, KCK davasının dışında kalabilen BDP’lilerin parlamentoya girmesini engelleyebilmek için YSK üzerinden seçim öncesi ve sonrası skandal kararlara imza attı.
Hükümet, kuvvetler ayrılığı ilkesinin arkasına sığınarak, kendisini aklamaya çalıştıysa da, KCK davasını başlatan emniyet operasyonunun kendisinin bilgisi ve onayı haricinde nasıl gerçekleşebileceği sorusunu duymazdan geldi. Keza, YSK’nın kararlarına dayanak olan Terörle Mücadele Yasası’nı birkaç sene önce kendisinin bu hale getirdiğine işaret edenleri de. Sokaklarda gösteri yaptıkları için binlerce Kürt çocuğun ve gencin ceza almalarına neden olan yasayı. Muhalefet, ne birkaç nesil Kürt’ün aynı zaman diliminde hapsedilmesine yol açan bu yasanın Meclis’ten geçmesini desteklemiş olmasının hesabını verdi ne de Başbakan’ın BDP’lilere yönelik düşmanca söylem ve tavırlarındaki ortaklığının.

Aslında, devletin Kürtlere yönelik bu tavrı şaşılası değil. Bu, hep böyleydi. Kürtler, tarih boyunca, bu toprakların sahiplerinden olmadılar. Türkiye, gerçekten de Türklere ait oldu. Kürtler bu gerçeği, tıpkı gayrimüslimler gibi, yaşayarak öğrendiler, nasıl bir devlete karşı mücadele verdiklerini her zaman çok iyi bildiler. Mesele, bu mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğiydi. Savaşmak, bir seçenekti ama tek seçenek değildi. Kürtlerin bir bölümünün bunu seçmiş olması, bütün Kürtlerin bunu onayladığı anlamına gelmediği gibi, savaşmayı seçmiş Kürtlerin de vazgeçmeyecekleri anlamına gelmez. PKK, liderinin hapisten barış çağrısı yaptığı bir zamanda, bir kez daha savaşı seçerek, bu fırsatı kaçırdı ve tarihi bir hata yaptı.
Bu hatanın Kürtlere maliyeti büyük olacak. BDP, savaşın yeniden başladığı bir ortamda demokratik özerklik ilan ederek, savaşa karşı net bir tutum almayarak, PKK’nın savaşı başlatmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapmayarak, hükümete ve devlete yönelik eleştirilerinde son derece haklı olmasına rağmen, savaşı destekler duruma düştü. Daha önce pek çok kez olduğu gibi kararsız ve muğlak bir siyaset izleyerek, bir kez daha, tabanının dışındaki Kürtlerin desteğini alma şansını yitirdi.

Oysa, BDP’nin geleceği, AK Parti’ye karşı cepheyi genişletmek için (Türk solu dahil) Kürt meselesini araçsallaştıranlara değil, PKK nedeniyle kendisine her daim mesafeli durmuş olan Kürtlere bağlı. BDP’nin ihtiyaç duyduğu siyasi meşruiyet, AK Parti’ye oy veren bölgedeki dindar Kürtlerin yanı sıra ülkenin batısındaki Kürtlerin de desteğinden geçiyor. Bu ise bir seçim yapmasını gerektiriyor. Siyaset ile savaş arasında.

Bu, Radikal’deki son yazım.