Katile 'gösterici' demek

Malum, bizim devletimiz dengeyi sever, denge siyasetini. Mazlumun yanına zalimin de ismini yazmak gerekir, denge adına.

Sivas katliamının yıldönümünü henüz geride bırakmışken katliamın bir numaralı sanığının öldüğü haberinin gelmesi, bu olayın her sene olduğundan daha uzun süre gündemde kalmasına vesile oldu. Böylece, geçmişte Madımak Oteli’nin müze olup olmayacağıyla sınırlı kısır tartışmaların yerini, katliamın gerçekleşmesini ve sanıkların cezasız kalmasını olanaklı kılan siyasi ve toplumsal kültürü anlamaya yönelik bir çaba alabildi. Bu çabanın henüz yeterince yaygın olduğu ve geniş kesimlerce gösterildiği ileri sürülemezse de meselenin kebapçının müzeye dönüştürülmesi sorunsalında daha geniş bir çerçevede ele alınmaya başlanması yine de olumlu.

Dönemin Refah Partisi belediye meclis üyesi olan ve yıllardır davanın bir numaralı sanığı olarak aranan Cafer Erçakmak’ın Sivas Valiliği’ne ve Emniyet Müdürlüğü’ne çok yakın bir evde öldüğüne dair haber, Sivas katliamını, uzun bir aradan sonra ilk kez, mağdurların ve toplumun adalet talepleri üzerinden konuşmamızı sağladı. Bu arada, valilik tarafından otelin yerine açılan ‘Madımak Bilim ve Kültür Merkezi’nin girişine yerleştirilen panoda, öldürülen mağdurların yanı sıra onları öldüren grubun içerisinde yer alan iki insanın da isminin yer alması, bu toplumun geçmişle yüzleş(me)me hallerini de bir kez daha sorgulamamıza vesile oldu. Ahtamar Adası’ndaki kilisenin restore edilmesi gibi birçok başka örnekte olduğu gibi devlet, bir kez daha, sadece zulme uğrayanı anmayı ve/ya yok sayılan bir kültürü yaşatmayı gururuna yediremedi. Nasıl ki adadaki kilisenin adı Ermenilerin söylediği gibi Ahtamar değil ısrarla Akdamar olarak yazılmış, kilisenin başına haç takılmamış ve kilise yılda sadece bir günü ibadete açılmışsa, ‘Madımak Bilim ve Kültür Merkezi’ndeki panoda da sadece öldürülenlerin isimlerinin yazılması, devletimizin gücüne gitmişti anlaşılan. Oraya, oteli, içinde Aleviler olduğu için saatler boyunca kuşatan ve içinde Aleviler olduğu için ateşe vererek 35 insanı katleden topluluğun içerisindeki iki kişinin adını da yazıvermişti. Malum, bizim devletimiz dengeyi sever, denge siyasetini. Mazlumun yanına zalimin de ismini yazmak gerekir, denge adına.

Aslında, bu son gelişmelerde, valiliğin ve hükümetin tutumunda şaşılacak bir şey yok. 18 yıldır süren politikanın yeni bir tezahürü bu sadece. Gözünün önündeki, elinin altındaki firari sanığı yakalamayan devletin, masum insanları katleden güruha mensup iki kişiyi de ‘mağdur’ olarak anması oldukça tutarlı bir tavır. Burada asıl şaşırtıcı olan, gelişmelere ilişkin basında çıkan haberlerde kullanılan dil. Sivas katliamına ilişkin yayınlarında, öteden beri, katledilen Alevileri provokasyon yapmakla suçlayan basın organlarından söz etmiyorum burada. Başından bu yana devletin katliamdaki sorumluluğuna işaret eden, mağdurlar adına adalet talep eden ana akım basın organları, kastettiğim.
Erçakmak’ın ölümü hakkında Taraf ve Radikal’de çıkan haber ve yazılarda, valilikçe isimlerine panoda yer verilen iki kişiden ‘gösterici’ olarak söz edilmiş. Söz konusu olan, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılmasını talep eden veya Fenerbahçe Kulübü Başkanı’nın tutuklanmasını protesto eden kitleler olsaydı, bu yürüyüşlerine katılan insanları ‘gösterici’ olarak adlandırmakta bir beis olmazdı. Ancak burada sözünü ettiğimiz, saatler boyunca kuşatma altında tuttukları oteli ateşe vererek 35 insanı öldüren, üstelik bu toplu katliamı büyük bir huşu ile yapan topluluğa mensup iki insan. Savunmasız insanları bir binaya kıstırıp ateşe verme eylemini ‘gösteri’ olarak adlandırmak nasıl mümkün olamazsa, bu eyleme bilerek ve isteyerek katılan insanlara da ‘gösterici’ demek, en hafif tabiriyle, bir duyarsızlık örneği.
Muhabir sıkıntısı yaşayan gazetelerin ajans haberlerine bağımlı oldukları bir dünyada ajansların geçtiği haberlerdeki sorunlu ifadeler dikkatten kolaylıkla kaçabilir mutlaka. Ancak benim endişem, o ifadeleri gören gözlerin en azından bazılarının bu insanların ‘gösterici’ olduğuna inanan insanlara ait olmaları.

.