Kürtlerin devletten alacağı var

Asker ve polislerin yargılanmamaları, 'yargının takdiri' diye geçiştirilemez. Zira tek sorumlu yargı değil, aynı zamanda ve en başta, yasama ve yürütme.

Hükümet, Özel Harekât’a bağlı polis birimlerinin terörle mücadelede daha aktif görev olacağını açıkladı. Bu karar, bugüne dek ağırlıkla ordu tarafından yürütülen terörle mücadelenin bu değişikliğin ardından daha etkili ve hızlı biçimde yapılacağı ön kabulüne dayanıyor. Devletin, arkasında halk desteği olan; 30 senedir silahlı mücadele veren; birçok ülkede yayın organları, dernekleri, mali kaynakları olan; sadece bölgeden değil büyük kentlerden de gençlerin katılımıyla büyüyen bir örgütün silahla alt edilebileceği varsayımından vazgeçmediği anlaşılıyor. Senelerdir askerin başaramadığını polisin başarıp başaramayacağı, isimlerinde bolca ‘strateji’ kelimesi geçen kurumlarda çalışan uzmanların önümüzdeki günlerde bolca tartışacağı bir konu olacağa benziyor.

90’lara dönüş korkusu

Ne devletin ne PKK’nın bir diğerini savaşarak alt edebileceği açık. Dolayısıyla, eğer hükümet aklındakini uygulamaya koyulursa, PKK da askerleri pusuya düşürerek, infaz ederek öldürmeye devam ederse, siyasetçiler siyasi geleceklerini gözeterek cesaret gösteremezlerse, bu savaş daha çok sürecek demektir. Bu olasılık, bölgedeki sivil halkın, yaşamın onlar için bir kez daha 90’lardaki gibi olacağına dair korkmasına yol açıyor. Hükümetin, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde kullanılan özel polis timlerinin bölgeye geri gönderileceğine dönük açıklamaları, Kılıçdaroğlu’nun da işaret ettiği gibi, 90’ların yargısız infazlarının, işkencelerinin, faili meçhullerinin hatıralarını canlandırdı.

Şu saatten sonra asker yerine polisin operasyonlarda yer almasının devletin PKK’yı yenmesini sağlayıp sağlamayacağı bir yana, hükümet, eğer bu yeni kararını uygulamakta kararlıysa, önce bölge halkına ve tüm kamuoyuna bazı güvenceler vermeli. Burada sözünü ettiğim “Benim Kürt kardeşlerimin canı bana emanet” türünden popülist açıklamalar değil, etkili yasal güvenceler. 90’ların bir daha olmayacağının en büyük güvencesi, polisin (ve askerin) bir kez daha hukukun dışına çıkarsa bu kez cezalandırılacağını görmesi ve adaletin gölgesini üzerinde hissetmesidir.

Bölge halkı açısından, terörle mücadeleyi kimin yaptığının fark ettiğini düşünmek için bir neden yok; zira 90’larda asker de özel timler de suça bulaştı, ağır hak ihlalleri işledi. Her iki grubun mensuplarından da işledikleri suçların hesabı sorulmadı. Bugün Kürtlerin devletten bir adalet alacağı var. Diyarbakır’da ağır aksak ilerleyen JİTEM ve Temizöz davalarının sanıklarının dışında, yargısız infazlar, işkenceler, kayıplar için yargılanan askeri yetkililer olmadı bu ülkede. Türkiye’nin batısında Engin Çeber davası gibi birkaç istisnai davada polis ceza alsa da, bölgede suç işleyen özel timlerin yargılanmasının örneği de yok. Dolayısıyla devletin bir kez daha silaha sarılacağının anlaşıldığı bu yeni dönemde işlerin farklı olacağına, polisin ve askerin cezasızlık zırhıyla korunmayı sürdürmeyeceğine inanmak için bir neden yok.
Asker ve polislerin yargılanmamaları ve yargılandıklarında da cezalandırılmamaları, ‘yargının takdiri’ diyerek geçiştirilebilecek bir olgu değil. Cezasızlık rejiminin ardında sadece yargının devleti kollayan tutum ve pratikleri değil, güvenlik görevlilerine karşı soruşturma açılmasını ve açılan soruşturmaların etkili yürütülmesini engelleyen bir dizi yasal düzenleme var. Yani tek sorumlu yargı değil, aynı zamanda ve en başta, yasama ve yürütme.

Ustalık döneminde tedbir

Hükümet, sadece ‘Kürt açılımı’ değil, demokratikleşme ve AB reformları çerçevesinde çoktan yapmış olması gereken yasal düzenlemeleri bir an önce yapmak zorunda. Hele ki özel timleri bölgeye geri göndermeye kararlıysa... En başta, hak ihlallerinde bulunan güvenlik güçleri hakkında soruşturma açılmasını idari izne bağlayan 4483 sayılı yasa değiştirilerek, ağır suçlar isnat edilen polis ve askerlerin (ve onların mülki amirlerinin) yargılanmaları sağlanmalı. TESEV Demokratikleşme Programı’nın kısa süre önce yayımladığı ve Mehmet Atılgan ile Serap Işık tarafından kaleme alınan ‘Cezasızlık Zırhını Aşmak: Türkiye’de Güvenlik Güçleri ve Hak İhlalleri’ başlıklı rapor, bu düzenlemenin neden gerekli olduğunu ve yapılmamasının nelere mal olduğunu hatırlatarak, hükümete alınması gereken bir dizi yasal ve siyasi tedbir öneriyor. Ustalık dönemi için...
Not: Tatilden sonra, 18 Ağustos’ta görüşmek üzere...

.