Laiklerin başörtüsüyle sınavı

Hayrünnisa Gül'ün başörtüsüne ilişkin sözleri, modern laikleri kısa süreliğine de olsa rahatlatmış olsa gerek. Rüştünü ispat sırası laiklerde değil mi?

Başörtüsü yasağına ilişkin tartışmalarda, yasağı savunan kişilerin görüşlerini duymanın ve okumanın bende yarattığı his, hicap olagelmiştir. Konumu, eğitimi, mesleği ne olursa olsun, herhangi bir kişinin kendisiyle aynı toplumda yaşayan, kendisiyle aynı vatandaşlık statüsüne ve insan olmaktan doğan aynı haklara sahip bir başkasının hangi haklara sahip olabileceği konusunda fütursuz bir özgüvenle söz söyleyebilmesinden kendisi adına utanç duymuşumdur. Bir diğerinin toplumsal hayattaki görünürlüğünün sınırlarını çizme hakkını kendinde bulmanın kaynağını merak etmişimdir hep. İnsan bir başkasının haklarının sınırlarını belirleme hakkını kendisinde nasıl görebilir? ‘Doğru’nun ne olduğunu bildiğine ve bu doğruyu başkalarına dikte etme hakkına sahip olduğuna inanmanın doğurduğu özgüvenin kaynağı nedir? Toplumsal hayatın kurallarını belirleyen siyasi düzenin gerçek sahibi olduğu bilincinin doğurduğu ideolojik iktidar hali olabilir mi?
Türkiye uzun yıllardır başörtüsünü, yasağı konuşmaksızın tartışıyor. Yasağı savunan laik kesimin medya eliyle de güçlendirilen ideolojik iktidarı öylesine muktedir bir hale geldi ki, kadınların neden başörtüsü taktıkları, bunun dinin bir gereği olup olmadığı, baskı altında örtünüp örtünmedikleri tartışıldı. Başörtülü kadınların kendi iradeleriyle ve dini inançları gereği örtündüklerini ısrarla dile getirmeleri, yasağı savunanları ikna etmeye yetmedi. Taktıkları başörtüsü yüzünden üniversitelere sokulmayan, kamudaki işlerini kaybeden, özel sektörde iş bulamayan, kamu hizmeti alımında ayrımcılığa uğrayan, uğradıkları adaletsizlikler ve hak ihlalleri mahkemelerce onanan kadınların çektikleri bunca eziyet, göze aldıkları bunca güçlük, bu kadınların zorla örtündüklerine inanmaya devam eden laik kesimin görüşlerini değiştirmeleri bir yana, sorgulamalarına dahi yol açmadı. 

Hayrünnisa Gül’ün rüştü
AK Parti’nin her seçim ve referandumdan seçmenlerin artan desteğiyle çıkması, yasağı savunanların siyasi pozisyonlarında bir nebze esnekliği kaçınılmaz hale getirdi. Önceleri üniversitede yasağı savunan veya bu konuda ses çıkarmayanlar, yükseköğrenimde başörtüsünün bir hak ve özgürlük meselesi olduğunu ve serbest bırakılması gerektiğini dile getirmeye başladılar. Ancak doğruyu bilmenin sarsılmaz inancıyla, olası özgürlüklerin sınırlarını baştan çizdiler. Kamuda istihdamda ve ilköğretimde başörtüsü söz konusu olamazdı. Hükümetin ve İslami kesimin bu konuya ilişkin müzakerelerde muhataplık rüştünü ispatlaması, bu ön koşulları kabul etmesiyle mümkün olabilirdi.
Hayrünnisa Gül’ün ilköğretimde başörtüsünün söz konusu olamayacağını söylemesi, laikliğin sarsılmasından endişe duyan modern laikleri kısa süreliğine de olsa rahatlatmış olsa gerek. Sayın Gül demokratik rüştünü ispatladı zira. Taktığı başörtüsü nedeniyle, anayasada güvence altına alınan yükseköğrenim hakkı engellendiğinde, hakkını aramak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığı dava nedeniyle vatana ihanetle suçlandığında, eşi Meclis’çe seçildiği makama getirilmeyerek ayrımcılığa uğradığında, eşine işyerinde eşlik etmesi engellendiğinde ne düşündüğü ve hissettiğiyle ilgilenilmeyen bu kadın, artık görüşlerine başvurulası olmuştu. 

Ya laik kesimin rüştü?
TESEV Demokratikleşme Programı tarafından yayımlanan bir araştırma raporu, başörtüsü yasağını artık başka bir düzeyde tartışmak gerektiğini ortaya koyuyor. Dilek Cindoğlu tarafından kaleme alınan ‘Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Mesleklerde Başörtülü Kadınlar’ başlıklı çalışma, yasağın kadınların eğitim, çalışma, toplumsal, aile ve kişisel hayatlarında ne derin acılara mal olduğunu ortaya koyuyor. Başörtülü kadınların yasalar gereği kamuda, fiilen de özel sektörün büyük bir kısmında çalışmaktan alıkonulduğu, toplumsal hayatın dışına itildiği bir ülkede, ilköğretimde başörtüsü konusunu gündeme getirmek, iyi niyetli bir fikir münazarası olarak görülemez.
Bu ülkede 30 senedir uygulanan bir yasak varken, başörtülü kadınlar gün be gün aşağılanır ve dışlanırken, en temel vatandaşlık hakları sistematik olarak ihlal edilirken, laik kesim hâlâ başörtülü kadınlardan demokrasiye ve laikliğe bağlılıklarını ispat etmelerini talep etme cüretini gösterebiliyor. Rüştünü ispat sırası artık laiklerde değil mi?