PKK nasıl silah bırakır?

1999'dan bu yana Öcalan ile bir biçimde görüşen veya müzakere eden devlet ve hükümet, PKK'nın silah bırakması için gereken adımları atmaya hazır mı?

Önümüzdeki döneminde Türkiye siyasetinin önündeki en kritik soru bu. PKK, nasıl bir siyasi ortamda ve hukuki düzende silahlı mücadeleden vazgeçer? Son 30 senede on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan, ülkeyi psikolojik olarak bölen savaş, ne olursa biter? PKK’nın silahlı mücadeleye son vermesi hangi koşullara bağlıdır? Bu beklenti ve koşulların devletteki karşılığı nedir? 1999’dan bu yana Öcalan ile bir biçimde görüşen veya müzakere eden devlet ve hükümet, PKK’nın silah bırakması için gereken adımları atmaya hazır mı?
Bu sorulara yanıt aramak üzere TESEV Demokratikleşme Programı tarafından yürütülen bir araştırmanın raporu dün yayımlandı. ‘Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorunu’nun Şiddetten Arındırılması’ başlıklı rapor, Radikal yazarı Cengiz Çandar tarafından kaleme alındı. Çandar, 10 ay boyunca, sorunun tarafı ve muhatabı olan devlet yetkilileri, siyasi parti temsilcileri, hükümet yetkilileri, PKK yöneticileri, sürgündeki eski ve mevcut PKK üyeleri ve Kürt kanaat önderleri ile Kandil’den Brüksel’e uzanan bir coğrafyada görüşmeler yaptı. Öcalan’ın kamuoyundan gizlenen çözüme ilişkin yol haritasını da dikkate alan rapor, sorunun incelikli bir analizini yapıyor ve çözüme dair somut öneriler sunuyor. Raporun içeriğine dair ayrıntılar Radikal’in haber sayfalarında yer alıyor.

Soğukkanlı tartışma TESEV Demokratikleşme Programı olarak bu raporu dün açıklamaktaki amacımız, seçim öncesi gerginlik ortamını geride bıraktığımız, yeni yasama dönemine girdiğimiz ve yeni bir anayasa hazırlığı aşamasında olduğumuz bu dönemde, soğukkanlı bir tartışmaya zemin hazırlamaktı. Ancak son 72 saat içerisinde yargı eliyle yeni bir siyasi krizin yaratılmış olması ve raporu tartışacak üç ismin BDP, AK Parti ve CHP’nin Kürt milletvekilleri olması, tartışmanın odağını Kürtlerin siyaset yapmasının önündeki engellere çevirdi. Çandar’ın ifadesiyle, PKK’nın dağdan nasıl ineceğini değil, daha fazla insanın dağa çıkmasının nasıl engelleneceğini konuşmak zorunda kaldık.
Bu yeni durum çok da hayırlı oldu. Dün, henüz milletvekili yeminlerini dahi etmemiş olan BDP milletvekili Aysel Tuğluk, AK Parti milletvekili Galip Ensarioğlu ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Kürt meselesine dair görüş ve önerilerini siyasette görmeye alışık olmadığımız denli yapıcı, olgun, açıksözlü ve cesur bir biçimde paylaştılar. Kim bilir belki de, öngörmemiz mümkün olmayan gelişmelerin sonucunda, Çandar raporunun tartışıldığı TESEV konferansı, önce tutuklu ve hükümlü milletvekilleri krizinin aşılmasına, daha sonra da Kürt sorununun çözümüne dair ilk adımların atılmasına vesile oldu. Umarız...

Umut bu vekillerde Bu Meclis, belki de gerçekten çözümün Meclisi olacak. Dün, TESEV raporunun tartışıldığı panelde konuşan Aysel Tuğluk, Galip Ensarioğlu ve Sezgin Tanrıkulu’nu dinlemek, içinde bulunduğumuz durumun bütün kasvetine rağmen, umutlanmamıza vesile oldu. Karşımızda, Kürt meselesinin içinden gelen, sorunu çözmek için neler yapılması gerektiğini de çok iyi bilen, yüklendikleri tarihi misyonun son derece farkında olan ve çözüm için birlikte çalışmaya istekli olan üç milletvekili görmek, alışık olmadığımız bir durumdu. Her üç isim de siyasete dair ezberleri bozan açıklamalarda bulundular.

Tanrıkulu, mesela, en kritik toplumsal meseleleri yüksek yargıya taşıma geleneğinden gelen bir partinin genel başkan yardımcısı olmasına rağmen, diğer tutuklu ve hükümlü milletvekillerinin Meclis’e girebilmelerini sağlamak için yargıyı etkisiz kılmanın önemine işaret etti. Bu tür krizleri savcı ve hâkimlerin eline bırakmamak, yasama sürecini onların ‘zihin dünyasına hapsetmemek’ için somut yasal düzenlemeler önerdi Tanrıkulu. Mesela, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 100. maddesine “haklarında soruşturma açılan ve yargılaması devam eden milletvekilleri tutuklanamaz” hükmünde bir fıkra eklenmesini önerdi. Ayrıca anayasanın 76. maddesi ile Milletvekili Seçim Kanunu’nda yapılacak bir düzenlemeyle bir yıllık mevcut ceza alt limitinin beş yıla çıkarılmasını ve bu düzenlemenin geriye dönük olarak 12 Haziran seçimlerine de uygulanmasını... Böylece, dedi Tanrıkulu, Kürt sorununun çözümüne dair Meclis’te oluşacak daha büyük bir mutabakatın yolu açılır, bu Meclis’in çözüm Meclisi olacağına dair güven ortamı oluşturulur.
Aysel Tuğluk ise Kürt sorununun çözümüne dönük çalışmalara Milliyetçi Hareket Partisi’nin de mutlaka dahil edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Meselenin çatışmayla ve silahlı mücadeleyle çözülemeyeceğini belirtirken, sadece BDP’nin değil PKK’nın da bu görüşte olduğunu, sadece Kürt toplumunun değil devletin de bunu gördüğünü ifade etti. Bu durumun ‘çözüm için mükemmel bir zemin’ olduğunu belirten Tuğluk’a göre tek eksik, siyasi irade, yani hükümetin iradesi.
Sekiz senedir iktidarda olmasına rağmen sorunu çözemeyen ve son YSK krizi dahil BDP siyasetçilerine çıkarılan birçok yasal engelin sorumlusu olarak görülen bir siyasi partinin milletvekili olarak Ensarioğlu’nun işi zordu. Ancak çözüm için siyasi geleceğini riske atmaya hazır olduğunu söyleyen Ensarioğlu, her zamanki açıksözlülüğüyle son derece gerçekçi tespitlerde bulundu. PKK’nın haksızlığa karşı bir isyan olduğunu, PKK ve BDP’nin çözümün olmazsa olmaz muhatabı olduğunu (ancak asıl muhatabın bütün Kürt halkı olduğunu), affın geçmişte PKK için önemli bir talepken bugün kabul edilemez olduğunu, anadilde eğitimin Kürtlerin üzerinde ittifak ettiği bir talep olduğunu ve CHP’nin programına aldığı anadilde öğretimin Kürtler açısından hiçbir zaman yeterli olmayacağını, PKK’nın sosyal ve siyasal hayata katılmasınının sağlanması gerektiğini söyledi Ensarioğlu. KCK davasını ve Dicle’nin milletvekilliğinin iptal edilmesini kınarken, KCK tutuklularının serbest bırakılmasını ve halkın seçtiği bütün milletvekillerinin parlamentoda yer alması gerektiğini savundu. “PKK’nin siyasallaşmasında ne sorun var” diye soran Ensarioğlu, asıl tehlikenin ‘siyasetin PKK’lileşmesi’ olduğuna dikkat çekerek Meclis’ten çekilme kararı alan BDP’lilere siyasetten başka bir çözüm olmadığını hatırlattı.

Yapıcı ve cesur olmak Önümüzdeki süreçte, siyasi partilerin yönetimleri, bu üç milletvekili kadar yapıcı ve cesur olabilecekler mi? Eğer buna hazırlarsa, dün her üç milletvekili tarafından da çözüm yolunda önemli bir çalışma olarak değerlendirilen Cengiz Çandar raporu yol gösterici olabilir.

.