Polise kim dur diyecek?

Polis ve asker dini referanslı şehitlik mertebeleriyle kutsanmış, manen eleştirilmez, yasal olarak da dokunulmaz kılınmıştır.

Önceki gün, polis şiddeti nedeniyle bir kişi daha öldü Türkiye’de. Bir hayat daha bitti, polisin orantısız güç kullanması yüzünden. Üstelik biliyoruz ki, bu son olmayabilir. Yine biliyoruz ki, bir kez daha, bu ölüme neden olan emniyet görevlileri yargılanmayacak, yargılansa da ceza almayacak. Yasamanın, yürütmenin ve yargının cezasızlık zırhıyla kuşattığı polis, yine, ihlal ettiği hakların, aldığı yaşamların bedelini ödemek zorunda kalmayacak. Bunun bilinciyle de toplumsal gösterilerde orantısız güç kullanmaya, korumasız sivillerin üzerine biber gazı atmaya, etkisiz hale getirdiği insanları hınçla tekmelemeye devam edecek.
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK), hele ki Haziran 2007’de yapılan değişikliklerden sonra, polisi olağanüstü yetkilerle donatmış durumda. İzin almaksızın toplantı ve gösteri yapmak artık anayasal bir hak olmasına, AİHM’nin polisin orantısız güç kullanımı nedeniyle Türkiye’yi mahkûm ettiği onlarca kararına rağmen... Açıkça anayasaya aykırı olan bu yasada yapılan ‘iyileştirmeler’, emniyetin “AB uyum yasaları elimizi kolumuzu bağlıyor” şikâyetleri üzerine genel seçimlerin hemen öncesinde yapılmıştı. İktidar polisin bir dediğini iki etmeyeceğini kanıtlamış, Meclis de anlamını çok iyi bildiği bu değişiklikleri hızla onamıştı. İnsan hakları kuruluşlarının değişikliklerin olası sonuçlarına dair uyarı ve itirazlarları ne hükümet ne Meclis tarafından dikkate alınmıştı. 

Dört yıllık sonuç
O uyarıların ne denli haklı olduğu dört yılda ziyadesiyle anlaşıldı. Polis, kendisine tanınan ‘dur’ ihtarına uymayan kişilere ateş etme yetkisini fütursuzca kullanmaktan çekinmedi hiç. Baran Tursun’un başından polis kurşunuyla öldürülmesinin tarihi 25 Kasım 2007’dir, mesela. Polis tutuksuz yargılanırken, çocukları polis şiddeti nedeniyle ölmüş aileleri örgütleyerek adalet mücadelesi veren babası ve ailesi, emniyet ve yargıyı eleştirdikleri gerekçesiyle TCK 301. maddeden yargılanıyor. Polisin Haziran 2007 sonrası yeniden kazandığı özgüvenin bir sonucu da Nijeryalı mülteci Festus Okey’in emniyette gözaltında bir polis tarafından öldürülmesidir sonra. Ağustos 2007’de. İşkenceyle sıfır tolerans kapsamında...
Bu ülkede polis ve asker, her daim, hak etmedikleri bir biçimde yüceltilmiştir. Son kertede, eğitim, sağlık gibi bir kamu hizmeti olan kamu güvenliğini yerine getirmekle görevli devlet memurları olmalarına rağmen, polis ve asker dini referanslı şehitlik mertebeleriyle kutsanmış, manen eleştirilmez, yasal olarak da dokunulmaz kılınmıştır. Bugün nihayet askeri darbe yapan generallerin hiç değilse hayatta kalan birkaçının yargı önünde hesap verebilecek olması, büyük bir kazanım kuşkusuz. Ancak geçmişimizle hesaplaşırken, bugünü gözden kaçırmamamız gerekiyor. Ölmeden birkaç dakika önce, halka karşı aşırı şiddet uygulayan polise, kendisi gibi bir kamu görevlisi olduğunu hatırlatırcasına, “Biz de sizin çocuklarınızı okutmayacağız” diye meydan okuyan öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olan emniyet görevlilerinin de yargılanması gerekiyor. Seçim öncesi Hopa’daki olayların faturasından korkan iktidarın, Artvin Emniyet Müdürü’nü açığa alması, önemlidir tabii, ama yetersizdir. Polisin de, asker gibi, yargılanabilir olması, yargılanması gerekiyor artık bu ülkede. 

Yargı zırhı
Peki, nasıl olacak bu? 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun, polisin yargılanabilmesi için mülki amirinin iznini şart koşuyor. AB uyum yasaları, işkence ve kötü muameleyle suçlanan emniyet görevlilerinin idari izin aranmaksızın yargılanmasını sağlamış ve cumhuriyet savcılarına polise doğrudan soruşturma açma yetkisi tanımış olsa da idari izin pratiği sona ermiş değil. Nitekim, Hrant Dink davasında Trabzon ve İstanbul emniyet görevlileri hâlâ yargı önüne getirilmiş değil. Zira mülki amirleri onları yargıya teslim etmek yerine terfi ettirerek onurlandırdılar.
Önümüzdeki dönemde, artık, polis kurumunu her yönüyle tartışmamız gerekiyor. Yeni Meclis’in, bir yandan polis şiddetine son vermek, diğer yandan da suç işleyen polislerin yargılanmasını sağlamak için gerekli yasal düzenlemeleri öncelikli olarak gündemine alması gerekiyor. Bir kişinin daha ölmesini engellemek için...

.