Selek için kritik eşik

'İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri, yüksek yargıyı karşılarına almak pahasına, hukukun gereğini yapmakta kararlı davranabilecek mi?'

Alper Görmüş, Taraf’taki yazısında, Pınar Selek ile Hrant Dink davalarının benzerliğine dikkat çekmiş. Her iki davada da ‘devletin çıkarının’ adaletin gereğinden üstün tutulduğunu belirten Görmüş, bu davalarda söz konusu olanın yargılama değil, bir ‘önyargılama’ olduğunu ifade etmiş. Görmüş’ün görüşünü dayandırdığı bir husus, Dink hakkında mahkûmiyet kararını veren mahkemenin bir üyesinin demeci. Yargıç, Hrant’ın yazısında ‘Türklüğe hakaret ettiği’ sonucuna nasıl vardıklarını soran bir gazeteciye şu yanıtı vermiş: “O kararın öyle alınması gerekiyordu. İçimiz paramparça.”

Dink ve Selek davası
Bilirkişi raporu bir yana, basit bir akıl yürütmesiyle ve hatta önündeki metni okumakla o yazıda Türklerin filan aşağılanmadığı sonucuna varması gerekirken Hrant’ı mahkûm ederek öldürülmesiyle sonuçlanacak süreci başlatan heyetteki bir hâkimin, suikasttan sonra deyip diyeceği bu kadardır herhalde zaten. Ancak önemli olan, o hâkimin ne hissettiğinden ziyade, Dink’i toplumun nezdinde bir nefret nesnesine dönüştürmesinin hesabını nasıl vereceği. Karara imza atan diğer meslektaşlarıyla birlikte... Dink ve Selek davaları son derece benzeşiyor gerçekten de. Sadece, Görmüş’ün işaret ettiği üzere, yargının ‘devleti korumak adına’ hukuka ve adalete aykırı karar vermiş olması nedeniyle değil. Aynı zamanda, toplumun büyük çoğunluğunun ismini dahi duymamış olduğu iki insan hakları savunucusunun, kendilerini ‘Türk düşmanı’ ve ‘PKK sempatizanı’ olarak etiketleyen mahkeme kararlarıyla geri dönülemez bir biçimde hedef gösterilmeleri nedeniyle. Selek ve Dink davalarının, hukuk fakültelerinin müfredatına dahil edilmeleri gerekir. Yargı eliyle hukuksuzluğun bir örneği olarak. Selek davası, mesela, şöyle anlatılabilir:

Ağır cezanın tavrı
Bir araştırmacı, Kürt sorununa ilişkin bir çalışması nedeniyle gözaltına alınır. Kendisinden görüştüğü eski PKK mensuplarının isimlerini vermesi istenir. Reddedince ağır işkencelerden geçirilir, tutuklanır. Aleyhinde ‘örgüte yardım ve yataklık’tan açılan davada ileri sürülen delillerin polis tarafından sahte tutanaklar aracılığıyla üretildiği ortaya çıkar. Bu arada, araştırmacının gözaltına alınmasından iki gün önce, bir yerde, bir patlama olmuş, insanlar ölmüştür. Araştırmacıya sorgusu sırasında bu olayla ilgili hiçbir soru sorulmaz. Olayın hemen ardından hazırlanan polis tutanakları ve ekspertiz raporuna göre, patlamanın kaynağı bomba değildir. Ancak araştırmacı hakkında, bomba koymaktan ikinci bir dava açılır. Neye dayanılarak? Bombayı araştırmacıyla birlikte koyduklarını söyleyen eski bir PKK mensubunun polis ifadesine. Oysa aynı sanık, çıkarıldığı ilk duruşmada, o ifadeyi ağır işkence altında verdiğini, araştırmacıyı tanımadığını söyler. Üstelik bu sanık daha sonra beraat eder ve devlet onun beraatine itiraz etmez. Mahkemenin görevlendirdiği bağımsız uzmanlarca hazırlanan üç ayrı rapor, patlamanın kaynağının bomba olmadığını ortaya koyar. Araştırmacı, iki buçuk sene sonra tahliye edilir.
Ancak, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü mahkemeye tahliyeden duydukları rahatsızlıkları dile getiren bir yazı yollar. Yazının bir de eki vardır: Patlamanın nedeninin bomba olduğunu gösteren imzasız ve tarihsiz bir rapor. Patlamadan üç sene sonra, mahkemenin talebi olmaksızın… Mahkemenin bir kez talep ettiği yeni bilirkişi raporunun sonucu öncekilerin aynısıdır: Patlamanın kaynağı bomba değildir. Mahkeme araştırmacıyı beraat ettirir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu kararı bozar, alt mahkeme yine beraat kararı verir, 9. Daire yine bozar. Yargıtay Başsavcısı, 9. Daire’nin kararına itiraz ederek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan alt mahkemenin beraat kararını onamasını ister. Ceza Genel Kurulu, alt mahkeme kararını onamak bir yana, araştırmacının müebbet hapsini ister.
Şimdi, kritik soru şu: İki kez beraat ettirdiği Selek’i 9 Şubat’ta yeniden yargılayacak olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, yüksek yargıyı karşısına almak pahasına, hukukun ve adaletin gereğini yapmakta kararlı davranmaya devam edebilecek mi?