Sri Lanka'da savaş ne kadar bitti?

Sri Lanka'da, savaşı yaşamakla savaşı duymak arasındaki farkın bir toplumu nasıl bölebileceğini bir daha görüyoruz.

Yaklaşık 30 sene boyunca kanlı bir etnik iç savaş yaşayan, 30 bin cana mal olan tsunami afetiyle sarsılan Sri Lanka, yaralarını sarmış görünüyor. Tsunami sonrasında yapılan büyük uluslararası yardımların da sayesinde hükümet, özellikle ülkenin batı ve güney sahillerindeki yıkımı onarmayı ve turizmi yeniden canlandırmayı başarmış. Sri Lanka’nın turistik bölgelerinde hummalı inşaat faaliyetleri göze çarpıyor. Çinli firmaların üstlendiği projelerle, ülkenin ilk paralı otoyolu, büyük bir uluslararası liman, yeni bir havaalanı, büyük turistik oteller inşa ediliyor.
Sri Lanka ordusunun 19 Mayıs 2009’da ayrılıkçı Tamil Kaplanları örgütüne karşı ilan ettiği büyük askeri zaferin iç savaşı sona erdirdiğine dair kanının yabancı turizm üzerindeki olumlu etkisi, halkın geleceğe umutla bakmasını sağlamış görünüyor. Özellikle gençler, milli gelirin önemli bir bölümünü oluşturan turizm sektöründeki gelişmenin parçası olabilmek için az sermaye, bol özgüven ve cesaretle sektörün büyük girişimcileri arasında kendilerine yer açmaya çalışıyor. Hükümetin kalkınmacı ve popülist diskur ve politikaları, çoğunluğu oluşturan etnik Sinhalilerin yoğunlukta olduğu ülkenin batı, güney ve iç bölgelerinde halkın önemli bir bölümünün desteğini almış görünüyor. 

Bağımsızlıktan beri
Büyük çoğunluğu Budist olan ve Sri Lanka’nın Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan ettiği 1948’den bu yana ülkenin yönetimini ellerinde bulunduran Sinhaliler, fotoğrafı ülkenin dört bir yanını süsleyen güçlü, popülist ve karizmatik devlet başkanlarına büyük bir hayranlık ve güven besliyorlar. Gelişmekte olan ülke ekonomisine duyulan inanç ve umut, Sinhalilerin liderlerinin en doğrusunu bildiğine ve yaptığına olan inançlarını pekiştiriyor.
Böylesi bir iyimserlik ve heyecan ortamında, Sinhalilerle Tamil meselesini konuşmak kolay değil. Ülkenin batısında, güneyinde ve iç bölgelerinde yaptığımız seyahatte karşılaştığımız ve küçük sohbetler yapabildiğimiz Sinhalilerin hepsi, şaşılası bir özgüven ve kesinlikle Tamil sorununun sona erdiğini dile getiriyor. Devlet başkanlarının Tamil nüfusun bütün isteklerini yerine getirdiğini belirterek, bu görüşlerini desteklemek için etnik Tamillerin yoğunlukta olduğu doğu ve kuzey bölgelerinde inşa edilen yollardan, kurulan turistik işletmelerden, dağıtılan insani yardımlardan söz ediyorlar. Tamillerin anayasal eşitlik ve özyönetim gibi siyasi taleplerinin yerine getirilip getirilmediğini sorduğumuzda ise, güçlü bir özgüvenle sorun kalmadığını belirtiyorlar. Azınlıktaki Tamiller için ayrı bir devlet oluşturma hedefiyle kurulan Tamil Kaplanları örgütünün 1990’lardan 2009’a kadar hâkim olduğu ve - gelişmiş bir ordudan polis ve istihbarat teşkilatına, bankalardan mahkemelere - fiili bir devlet yapılanması kurdukları ülkenin kuzeyi, henüz turizme bütünüyle açılmış değil. 

Manzara değişirken
Bölgenin kara mayınlarıyla kaplı olması, Sri Lanka ordusunun bölgeyi kontrolünde tutması, savaşın etkilerinin bütünüyle silinmemiş olması, Jaffna başta olmak üzere kuzey şehirlerine seyahat etmeyi güçleştiriyor. Ancak, turizme açılmış olan doğu kıyılarına yaptığımız kısa seyahat, bambaşka izlenimler edinmemizi sağlıyor.
Bir Tamil şehri olan ve ancak etnik Sinhaliler ile Müslümanların da yaşadığı Trincomalee’ye vardığımızda, ülkenin diğer bölgelerinde hiç görmediğimiz bir manzarayla karşılaşıyoruz: Yol kontrolleri.
Sri Lanka’nın batısının aksine, doğusunda hayli militarist bir görüntü var. Askerler, keyfi olarak toplu taşıtları durdurup kimlik kontrolleri yapıyor, ancak turistleri taşıyan özel araçlara dokunmuyor. Hükümetin, turistleri korkutmamak için azami çaba sarf ettiği izlenimine kapılıyoruz. Kaldığımız otelin müdürüyle tanışmamız, nihayet ilk kez Tamil meselesi konusunda farklı bir bilgi ve fikir duymamızı sağlıyor. Bunda, kendisi etnik Sinhalili olan bu kişinin uzun yıllar yurtdışında yaşamış ve İngilizcesinin mükemmel olmasının yanı sıra, ülkenin doğusundan olmasının payı olduğunu anlıyoruz.
Korkunç şeyler anlatıyor bize. ‘Kendi gözleriyle gördüğü’ vahşetleri anlatıyor; Sri Lanka ordusunun Tamil sivillere yönelik zulmünü. Birbirlerinin önünde askerlerce tecavüz edilen anneler ile kızlarını, öldürülen sivilleri, göğüsleri kesilen kadınları… Büyük bir üzüntü ve umutsuzluk var yüzünde; savaşın sona ermediğini, ermesinin mümkün olmadığını anlatıyor. Tamil Kaplanları’nın ormanlarda saklandıklarını, dönmeye hazırlandıklarını söylüyor. Hükümetin Tamil nüfusun taleplerini yerine getirmek için adım atmadığını, sadece yol yaptığını, Tamillerin hâlâ ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü söylüyor. Medyanın ne 26 yıllık savaşta, ne de ondan sonra, doğruları yazmadığını, toplumu kandırdığını anlatıyor öfkeyle. 

Batıyla doğu farkı
Tamil meselesine dair ülkenin batısıyla doğusu arasındaki derin bilgi ve fikir farklılıkları fazlasıyla tanıdık geliyor. İktidarın ve ordunun terörle mücadele söylemlerini sorgusuz sualsiz kabul eden sivillerin varlığı, ulusal basının iktidar yanlısı haberciliği, aynı etnik gruba mensup oldukları için teröristlerle sivil halkı bir tutan ayrımcı anlayışın çoğunluğu oluşturan etnik kimliğe mensup sivillerce içselleştirilmesi, güvenlik görevlilerince sivil halka karşı işlenen hak ihlallerinin görülmemesi ve kabul edilmemesi. Savaşı yaşamakla savaşı duymak arasındaki farkın bir toplumu nasıl derinlemesine bölebileceğini görüyoruz bir kez daha. Ve çözüme yaklaştığımızı düşünürken yeniden savaşın eşiğine gelmememizi mümkün kılanın tam da bu toplumsal körlük hali olduğunu...