Yargıya müdahale

AK Parti, BDP'nin taleplerini, 'Yargıya müdahale etmemizi istiyorlar' diyerek reddediyor. Bu yargıya müdahale etmek gerekmez mi?

DP’nin Meclis’i boykot etmesinden doğan siyasi kriz aşılabilmiş değil. Önceki gün BDP ile AK Parti arasında yapılan görüşmelerden, tarafların birbirlerinin öne sürdüğü protokolleri imzalamayı kabul etmemesi nedeniyle bir sonuç alınamadı. İki partinin yetkililerinin toplantı sonrası açıklamalarından, sorunu çözmeye dair bir ‘niyet’ olmakla birlikte, çözüm yolunda izlenecek usul ile nihai çözümün içeriğine dair temel bir yaklaşım farklılıkları bulunduğu anlaşılıyor.
AK Parti’nin önerdiği metin, toplumun 12 Haziran seçimleri sonrası temel beklentisinin yeni bir anayasa olduğundan hareketle çözümün adresi olarak Meclis’i işaret ediyor. Metindeki ‘toplumsal barış’ ifadesi Kürt meselesinin çözümünün ancak yeni bir anayasayla mümkün olacağına işaret ederken BDP destekli milletvekillerini ‘daha güçlü bir demokratik sistem inşa etmek’ üzere Meclis’e davet ediyor. BDP’nin metni ise benzer bir demokrasi vurgusu yapmak ve sorunun çözümü için Meclis’e işaret etmekle birlikte, öncelikli olanın ‘halkın iradesinin parlamentoya eksiksiz yansıması’ için gerekli yasal değişikliklerin yapılması olduğunu belirtiyor. Yeni anayasadan hiç söz edilmeyen metinde, Meclis’ten temel beklentinin milletvekillerinin tutukluluğuna son verecek, yeni yargılamalar ve tutuklulukların önüne geçecek yasal düzenlemeler olduğu vurgulanıyor.

İki metnin karşılaştırmalı okuması, iki partinin siyasete bakışı ve siyaset yapışı arasında oldukça temel bir farka işaret ediyor. AK Parti’nin önerdiği metin, Kürt sorununun çözümü için geleceğe işaret ediyor. Tutuklu oldukları için Meclis’e giremeyen milletvekillerini geride bırakarak ileriye bakmayı ima eden bu yaklaşımın temelinde, partinin toplumsal meselelerin çözümünde genel olarak benimsediği geçmişe odaklanmadan geleceğe bakmak felsefesi yatıyor. BDP’nin metni ise geçmiş ile hesaplaşmadan, geçmişi temizlemeden geleceğe bakmanın mümkün olmayacağı ön kabulüyle hazırlanmış. Metinde yasal reformlara vurgu yapılarak anayasa reformundan söz edilmemesi bu anlayışın tezahürü.

Her iki partinin halkın iradesinden anladıkları da hayli farklı… AK Parti’nin BDP’ye önerdiği metinde yeni Meclis’in ‘yüksek oranlı temsil niteliği’ne yaptığı vurgu, niceliksel bir anlayış benimsediğini gösteriyor. Buna göre, toplumun büyük çoğunluğu seçimlere katıldığına, toplam oyların da yine büyük çoğunluğu Meclis’e yansıdığına göre, bu Meclis meşrudur. BDP’nin meşruiyet algısına göre ise seçilen bir milletvekili bile Meclis’e giremediği sürece, halkın iradesi bütünüyle temsil edilmemiş olacak. Dolayısıyla BDP, kendisine “Dicle’yi feda et, birlikte yeni anayasa yapalım” diyen AK Parti’ye, “Dicle Meclis’e girmediği sürece yeni anayasa yaptırmayız” ya da en iyi ihtimalle “Dicle yoksa biz de yokuz, anayasayı kendiniz yaparsınız” diyor.
Geçmişte okuduğu bir şiir nedeniyle hapse atılan siyasi liderini ‘feda etmeyi’ kabul etmeyen bir siyasi partinin bugün bir diğerinden tersini yapmasını beklemesi siyasi ahlakla ne derece bağdaşıyor? Bugün AK Parti, BDP’nin taleplerini “Bizden yargıya müdahale etmemizi istiyorlar” diyerek reddediyor ancak geçmişte Erdoğan’ı yeniden seçtirmek üzere Meclis’in devreye girmesi aslında tam da bunu yapmamış mıydı? Ve zaten, sözünü ettiğimiz yargı, kısa süre önce AK Parti’yi hedef almış olan yargı değil mi? Bu yargının BDP milletvekillerini yargılamak ve tutuklamak için meşruiyet ürettiği yasalar, AK Parti’nin anayasasını değiştirmeye çalıştığı 12 Eylül askeri rejiminin ürünü değil mi?

Hükümet demokrasiyi güçlendirmek, halkın iradesini hayata geçirmek ve toplumsal barış adına yeni bir anayasa yapmak istiyorsa, BDP’nin o anayasa ile aynı ruhu taşıyan, aynı zihniyet tarafından hazırlanan yasaların da değiştirilmesini istemesi meşru değil mi? AK Parti, Anayasa Mahkemesi’nin bir yetki gaspı yaparak başörtüsü yasağını kaldırmayı amaçlayan anayasa değişikliğini iptal etmesinin ardından anayasayı değiştirmişken, BDP’nin mahkemelerin KCK sanıklarına ilişkin kararlarını etkisiz kılmak için yasaların değiştirilmesini istemesi doğal değil mi? Ve zaten, böylesi bir yargıya ‘müdahale etmek’ gerekmiyor mu?

.