Kanun yazmayı bilmeyen hukuk devleti ve gecekondu kanunlar

Kabul edelim ki kanun yazmayı bilmeyen bir hukuk devletiyiz. Bu yüzden sürekli torba yasalar çıkartıyoruz, kanunlarımızı yamalı bohçalara çeviriyoruz ve normal vatandaşın okuduğunda anlamadığı kanunlarımız var oluyor. Ancak bunlardan daha vahimi de var!...

Normal şartlar altında bir konu hakkında yasal düzenleme yapılması düşünüldüğünde öncelikle ilgili bakanlığın uzman ve bürokratları bir taslak hazırlarlar.

Akabinde yine ilgili bakanlığın diğer birimlerinin ve hukuk müşavirliğinin görüşleri alınır ki hata yapılmasın.

Daha sonra çıkacak kanun ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi bulunan diğer bakanlık ve kamu kuruluşlarından taslak üzerinden görüş istenir.

Son olarak da ilgili sivil toplum kuruluşlarından (sendikalar, odalar, birlikler vs.) görüş, katkı ve eleştiriler alınarak metne son hali verilir ve görüşülmek üzere Meclise sunulur.

Ancak ülkemizde birkaç istisna dışında kanun metni hazırlama yöntemimiz sadece birinci aşama ile sınırlı kalıyor. Uzmanlar ve bürokratlar metni hazırlıyor ve doğrudan Meclise gönderiliyor.

Bazen de adet yerini bulsun diye birkaç yerden görüş alınıyor ama hiç dikkate bile alınmıyor.

GECEKONDU KANUNLARI

Öyle ki bazı gece yarısı çıkartılan “gecekondu” kanunlarda Meclis koridorlarında ayak üstü maddeler yazılıp milletvekillerinin önüne konuyor. Milletvekilleri de belki hiç okumadan imzalıyor ve oylamaya sunuluyor. Eski bir bürokrat olarak bu tür manzaralarla çok karşılaştım.

Sonra ne mi oluyor? Hatalı ve eksik hazırlanan, el yordamıyla doğruyu bulmaya çalışan kanunlar yığını raflarda yerini alıyor. Sonra bir sürü ihtilaf ve uyuşmazlık ile sırf kanun metinlerindeki hatalar ve anlaşılmazlıklar nedeniyle mahkemelerde dosyalar artıyor da artıyor. Akabinde de gelsin düzeltmeye yönelik torba yasalar vs.

ÖRNEK Mİ?

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkalı daha iki sene olmadı ama iki torba yasayla esaslı değişiklikler yapıldı. Bunlar da yetmedi ve üçüncüsü yolda deniyor. Aynı durum sosyal güvenlik mevzuatı için de geçerli. 5510 sayılı Kanun’da 2009’dan beri yapılan değişiklikleri bir sosyal güvenlik uzmanı olarak ben bile sayamaz oldum, vatandaş ne yapsın.

DAHA BETERİ DE VAR...

Yukarıda değindiklerimiz dışında daha kötü uygulamalar da var. Kanunlarda yapılan eksiklik ve hataların kanunlarla düzeltilmesi kabul edilebilir. Ancak kamu kurumları tarafından ikincil mevzuat ya da yorumlarla değiştirilmeye çalışılması çok daha vahim.

Bir örnek verelim.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80. maddesinde sigortalıya yapılan hangi ödemeler üzerinden prim alınıp alınmayacağı açık ve net bir şekilde sayılmış. Ardından da denmiş ki; “Belirtilen istisnalar dışında her ne adla yapılırsa yapılsın tüm ödemeler ile ayni yardım yerine geçmek üzere yapılan nakdi ödemeler prime esas kazanca tabi tutulur. Diğer kanunlardaki prime tabi tutulmaması gerektiğine dair muafiyet ve istisnalar bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınmaz.”

Yani; “ey bürokratlar ve kanun koyucu… Ben 80. maddede hangi ödemelerden prim kesileceğini ve kesilmeyeceğini belirledim. Başka kanunlarla buraya müdahale etmeyin. Ederseniz eğer dikkate alınmaz” demek istenmiş.

Ancak böyle olmamış. Yine bir gecekondu kanun mantığıyla hazırlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurumlarında çalışan sözleşmeli personele yapılan ek ödemelerden prim alınmayacağı şeklinde düzenleme yapılmış. Dolayısıyla da 2011 Kasım ayından sonra kamu kurumları sözleşmeli personeline yapılan ek ödemelerden prim kesmiyor.

Bunu farkeden ve Kanuna aykırı işlem yapıldığını tespit eden SGK, kamu kurumlarına hata yaptıkları ve 666 sayılı KHK hükmünün geçersiz olduğu yönünde yazı gönderiyor. Ancak dikkate alınmıyor. Hatta Adalet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı geçmişe dönük yapılan hatanın altında ezilmemek ve SGK’ya ceza ödememek için SGK görüşünün aksine genel yazılar çıkartıyor.

Yani kanundaki hata ve eksiklikler genel yazılarla giderilmeye çalışılıyor. Bu da yetmiyor en sonunda bakanlıklardan gelen baskıya dayanamayan SGK da görüş değiştiriyor ve 15 Ağustos 2014 tarihli yönetim kurulu kararı ile kamudaki sözleşmeli personele yapılan ek ödemelerden prim almayacağını açıklıyor.

ÖZEL SEKTÖRDEKİ İŞÇİNİN SUÇU NE?

Sosyal güvenlik özünde eşitlik ilkesine dayanır. Kişiler arasında, esaslı bir neden olmaksızın, farklı hak ve yükümlülüklerin olmaması gerekir. Ancak mevcut uygulamada, Kanuna aykırı olarak verilmiş SGK Yönetim Kurulu kararıyla, özel sektördeki işçiye yapılan ek ödemelerden (prim, ikramiye gibi) prim kesilirken, kamuda çalışan işçiden prim kesilmemekte. Dolayısıyla kamudaki işçi özel sektörde çalışan işçiye göre daha avantajlı durumda bulunmakta.

Sebep ise çok açık: Kanun yazmayı ve akabinde de uygulamayı bilmeyen bir hukuk devleti olmamız.

Twitter: @mhmtblt79