Yok mu Panathinaikos atkısı?

2002 Dünya Kupası öncesi, daha yeni Polonya pasaportu çıkarmış olan Nijerya asıllı Emanuel Odisadebe, formasını giydiği Polonia Varşova takımının deplasmanda...

2002 Dünya Kupası öncesi, daha yeni Polonya pasaportu çıkarmış olan Nijerya asıllı Emanuel Odisadebe, formasını giydiği Polonia Varşova takımının deplasmanda oynadığı bir maçta ırkçı tezahüratlarla karşılaşmış, maçın devre arasında kararını vermişti: “Ben Polonya Milli Takımı’nda falan oynamam.” O zaman hem kulüpte hem de milli takımda teknik direktörü olan Jerzy Engel siyahi oyuncuya şu yanıtı vermişti: “Onlar seni teninin renginden dolayı değil, takımları için bir tehdit olduğun için bu hareketleri yaptılar.”
Şuraya geleceğim. Dün akşam Ali Sami Yen Stadı’nda geçmişteki Türk-Yunan ilişkilerine gönderme yapan pankart ve tezahüratlar vardı. Aralarında ‘Dikkat, denize düşmeyin’ gibi ince esprili olanların yanısıra (Aynı espriyi ‘Tatlı Hayat’ dizisinde İhsan Yıldırım Yorgo’ya yapmış, yanlışlıkla denize düşen arkadaşına ‘Bir kere de denizden kuru çıkın milletçe’ demişti) ancak 1453 gibi artık yaratıcı olmayan ve geren pankartlar da asılmıştı. Ancak tüm bu milliyetçi pankart ve sözler, milliyetçi bir öfkeden çok rakibi kızdırma amaçlı. Yoksa yakın bir Galatasaraylı arkadaşım maç öncesi harıl harıl Panathinaikos atkısı aramazdı. Yahut 2002 yılında Fenerbahçe maçı için İstanbul’a gelen Panathinaikos taraftarları cep telefonlarında Galatasaray logosu taşımazdı. Zaten yarısı yabancı futbolculardan kurulu takımların yer aldığı bir sporda milliyetçilik yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bununla birlikte dün maç öncesi, ‘Harbiye’ taraflarından gelen ve sanki savaşa gidiyormuşçasına ‘Kahpe Yunan’ tezahüratı yapanlar da yok değildi. Ve gayet ciddilerdi!
Karşılaşma öncesi ortak görüş, Galatasaray’ın savunmayı önde tutması ve oyunu rakip yarı sahaya yıkmasıydı. Olympiakos da sahaya gerçek pozisyonu savunma olan yedi oyuncuyla çıkınca bu planını rahatça gerçekleştirdi. Zaten Aslan’ın rakibi kendi yarı sahasında karşılamasının ne derece tehlikeli olduğu görüldü. Yunan ekibinin ileri ucunda yer alan hızlı Güney Amerikalıları Diogo ve Belluschi ancak faulle durdurulabildi ve Kırmızı-Beyazlılar tehlikeli yerlerden serbest vuruşlar kazanabildi.
Fizik gücü yüksek ancak teknik kapasitesi düşük Olympiakos orta sahası karşısında Galatasaray hızlı ve teknik oyuncularıyla ilk yarıda biraz bocalar gibi olsa da ikinci yarı son derece etkili oldu. Bunun en önemli nedeni Ayhan ve Lincoln’ün Kewell’a ayak uydurmaya başlamasıydı. Baros ise dün zaman zaman saklandı, top alamadı ve Michael Skibbe’den fırça yedi. Zaten ilerleyen dakikalarda yerini Nonda’ya bıraktı.
Galatasaray’ın oyunda üstün olmasının nedeni teknik üstünlüğüydü ancak farkın açılmamasının nedeni de buydu zira sarı-kırmızılı futbolcular birçok pozisyonda topu gereğinden fazla ayaklarında tuttular.
Oyunun son yarım saatlik bölümünde Skibbe savunmaya, Valverde de hücuma yatırım yaptı. Ancak bu değişiklikler oyunun temposunu düşürmekten başka bir işe yaramadı. Açıkçası Olympiakos’un beraberliği yakalayacak mecali de yoktu. Galatasaray farklı kazanıp iyi bir averaj elde edebileceği maçta 1-0’lık skora razı oldu.