Buranın pastaları güzel değil

İzin günleri berbat geçiyor. Hatırlattığı tek şey: Yarın iş var. Hissettirdiği tek şey: Boşuna çalışıyoruz

Kadın saksılardan birini kaldırıp, “Bu güzel mi?” diye soruyor. Adam hiç bakmadan “Ya n’apıcan şimdi onu, bırak” diyor. Kadın, “Camın önüne koyardık” diyor. Adam yürümeye devam ediyor. Kadın doğru söylüyor. Çiçekler camın önüne konur ve günaşırı sulanır. Çocuklarla futbol oynanır ve topa yavaş vurulur. Kedilere süt verilir ve kulaklarının arkası okşanır. Kadın doğru söylüyor.

Kadın elindeki yıldızçiçeği saksısını rafa koyarken çok tuzbuz bir sesle “Bırak kızım” diyor. Yere eğilmiş fesleğen koklayan kız bırakmıyor. Kadının gözü fuşyalarda, bu kez biraz bağırarak “Şükran bıraksana kızııım” diyor. Şükran bırakıyor. Tişörtünün üzerinde, iki elinde de raket tutan mutlu bir köpek resmi var. Tenis oynamayı bilmeyen mutlu bir köpek…

Kadın, küçük kızın elini tutup hızlı hızlı yürümeye başlıyor. Adam neredeyse kuruyemişçinin oraya varmış. Eyvahlar olsun ki, Şükran’ın canı şimdi de gofret isteyecek. Adam “Allah Allahlayacak” “Yürüyün hadi” diyecek. Kadın kocasına kızıp, kızının minik parmaklarını daha da sıkacak. “Daha demin dondurma yedin ya kızım” diyecek. Şükran, küçük ağzının kenarlarında kurumuş şekerli pembe hareyi yalarken “Suuuu” diye ağlamaya başlayacak.

İzin günleri berbat geçiyor. Hatırlattığı tek şey: Yarın iş var. Hissettirdiği tek şey: Boşuna çalışıyoruz.

İçi civciv dolu karton kolilere benzeyen kafelerde oturup tavuk döner yeniliyor. Dönerler gelince seviniliyor, “Buranın döneri güzel” deniyor. Bir ayran daha ısmarlanıyor. “Pipet alabilir miyiz?” diye bağırılıyor. Koca götlü yorgun anneler, çöp kollu sıska çocuklarının ayranlarını deliyor. Pat pat pat. Çocuklar mutlu, terli ve kesinlikle çıkışta Bentenli balon istiyor. Anneler çocukların bitiremediği ayranların dibini hüpletirken, babalar telefonlarını karıştırmaya başlıyor. Çocuklar mutlu, terli ve şimdi de kesinlikle babalarının telefonunu istiyor.

Simit dünyasından iki çay bir pasta alınıyor. Frambuazlı pasta bıçakla ikiye bölünürken “Buranın pastaları güzel” deniyor. Aynı anda üç kişi ellerinde tepsilerle kenarda durmuş, birilerinin kalkmasını bekliyor. Tam bir ‘izin gününde insan’ın olması gerektiği gibi davranıp, aynı anda hem aceleci hem bezgin görünüyorlar. O sırada çaylar bitiyor. Hemen, “Birer tane daha içer miyiz? Buranın çayları güzel” deniyor.

Kumpircinin önünde sıra var. İzin günlerini zar zor aynı gün almış sevgililer düşünüyor: Beş çeşit mi istesek sınırsız mı? Aradaki fiyat farkı, izin günü mutluluğu içinde ihmal edilebilir bir ayrıntı. Oğlan “Ben sınırsız” diyor. Kız gökyüzünü düşünüyor. Yıldızları, ayı, gezegenleri, uzayı, boşluğu… “Tamam ben de sınırsız” diyor. Kumpirci sonsuzluğa giden yola bezelyeden başlıyor.

Kumpirini bitiren, sahilde oturup denize bakarak bir sigara içiyor. Sigarasını içen artık yavaş yavaş otobüslere doğru yürüyor. Bazıları belediyenin diktiği lalelerin önünde fotoğraf çektiriyor. Onlar bir sonraki otobüse yetişecek.

İzin günleri berbat geçiyor. Çünkü aslında herkes biliyor; buranın döneri, oranın pastası, şuranın kumpiri güzel filan değil. Yarın iş var ve şu izin gününü yapabilelim diye gittiğimiz o işte kazandığımız para aynı anda hem döner hem dondurma yemeye bile yetmiyor.

İzin günlerimiz alışveriş merkezlerinde dolaşıp, sahilde denizi izlemekle geçiyor. İş bize dönerin üstüne dondurma yiyememe izni veriyor. Aklımız yıldızçiçeklerinde, fındıklı gofrette ve sadece biraz daha denizi izlemekte kalıyor. İzin günleri berbat geçiyor.