Dolmaların dili olsa

Duvar yazısı haksız. Temizliği uzaylılar yapmasın. Bırakalım evi bok götürsün. Karşı apartmanda oturan yaşlı kadın sigarasını rahat rahat içsin.

Avlunun karşısındaki apartmanda oturan yaşlı kadın, akşamdan kalan pilav salata bulamacını pencereden aşağı dökerken “Gelin yavrum, yavrum gelin” diye bağırıyor. Yavrular geliyor.

Sesi kapkalın. Kendi kupkuru. Kediler salata suyu çekmiş pilavlarını yemiş bitirmiş, güneşin altında yalanmaya durmuşken o elinde bir çarşaf, ağzında bir sigara tekrar pencereye geliyor. Çarşafı asana kadar sigaranın külü uzuyor, çarşafın üstüne düşüyor. “Hiiii” diyor kadın. Eliyle silkeliyor. Kül daha da dağılıyor. “Ooof of” diyor kadın. Avludaki bütün kuşlar aynı anda havalanıyor.

Akşamüstü avlu serinleyince yine geliyor pencereye. Öğlenden kalan domatesli makarnayı bahçeye dökerken “Gelin dolmalarım, dolmalarım gelin” diye bağırıyor. Dolmalar hemen pıtı pıtı…

Kediler ağızlarının kenarında kalan salçalı yağı yalamaya koyulmuşken, kadın ağzının kenarına bir sigara yerleştirip, bu kez sabah astığı çarşafı topluyor. Üzerinde lila çiçekler olan sarı çarşaflar, mavi çizgili beyaz çarşaflar, yeşil puantiyeli pembe çarşaflar, rengi solmuş mavi çarşaflar…

Güneşin suyunu emip kâğıda çevirdiği o koca bezleri toplarken elindeki tahta mandalı düşürüyor. “Hiii” diyor. Dolmalardan küçük olan anında fırlayıp kadının düşürdüğü mandalı koklamaya başlıyor. Kadının daha evvel düşürdüğü mandallardan şerbetli büyükler hiç oralı değil. “Ah Niyazi ah” diyor bu kez kadın. Avludaki kargalar haklısın dercesine gaklıyor.

Niyazi’nin kirlettiği çarşafları asa toplaya akşam oluyor. Kadın, ağzının kenarına iliştirdiği sigara sayesinde, tabakta kurumuş salçalı makarnayla beraber kendini de sıyırmıyor. Kendine ait bir paket, onu tekrar içeri, salona, mutfağa, banyoya alıyor. Hakime Hanım’a baktırıyor, makarna suyu ısıttırıyor, Niyazi’nin altını değiştirtiyor, elma dilimletiyor, çekyatta uyutuyor,  Niyazi’yi ziyarete gelenlere bisküvi açtırtıyor, ayıp olmasın diye büfenin tozunu aldırtıyor, kapıların pervazlarını sildirtiyor, lavaboları cifletiyor, girişi viledalatıyor.

Çünkü pis karı demesinler, birbirlerine fısır fısır “Bunun pişirdiği de yenmez” yapmasınlar, bu evi üç su silsen arınmaz diye düşünmesinler, büfeyi ilk aldığında silmiş bir daha da dokunmamış zannetmesinler, kendi pisliklerini başkalarına temizletip onun klozetini, onun buzdolabı raflarını, onun kapı kollarını, halılarını, paspaslarını, balkon demirlerini, çelik tencerelerini, tuzluklarını, bardaklarını, duvarlarını, yerlerini, tüllerini ve fayanslarını ayıplamasınlar.

Bir kerecik olsun mesela, evlilik programındaki kadınlardan biri “Çok titiz bir bayanım” demesin. Çıksın, “Pasaklı karının tekiyim” diye bağırsın. Stüdyoda alkış kıyamet kopsun. Esra Erol göbek atmaya başlasın. Orkestra, Su Epik’ten bir şeyler çalsın.

Bazı komşulardan gelen tabaklar çöpe dökülmesin. Mezhebini ya da banyosunu beğenmediğimiz insanların pişirip üzerine tarçın serptiği, nar taneleriyle süsleyip gül desenli peçetelerle örttüğü aşure kâseleri, ıssız sokaklarda, geceleyin, tam da yağmur bastırmışken, pat diye karşımıza çıksın.

Duvar yazısı haksız. Temizliği uzaylılar yapmasın. Bırakalım evi bok götürsün. Karşı apartmanda oturan yaşlı kadın sigarasını rahat rahat içsin. Yanına çay da demlesin. Hatta ekmekleri dilimleyip üzerine şokella sürsün, tabağa dizsin, ısıra ısıra yesin, “Oh” desin, kargalar bunu beğensin, kediler yalanmaya devam etsin.