Karne ya da muzlu rulo pasta

Muzlu rulo pasta yeme kısmı dışında karne almak berbat bir şey... Gelecekte çocuklara karne değil muzlu rulo pasta verilsin.

Dayım her karne haftası, şehirden daha o sömestr başında gelmiş genç öğretmenin yanına gider, ağzının kenarına iliştirdiği Birinci sigarasından derin bir nefes alıp notlarının hepsini geçer yazmasını ‘rica edermiş’. Öğretmen, hem nüfusa hem okula geç yazdırıldığı için ‘bıyıklı bir ilkokul dört’ olan bu şaşı çocuktan çekindiğinden değil de, o sırada ilkokul 1’lerin evlerinden taşıyıp getirdiği çalı çırpıyla soba yakmaya çalıştığı için bir ‘Allah kahretsin’ hissiyle “Tamam” der dayıma geçer karneyi verirmiş. Dayım da bu geçer karneyle örgün eğitime yeniden tutunurmuş. Her sabah saçlarını ve bıyıklarını limon kolonyasıyla tarar, ceplerine tavukların rahatını bozup altlarından aşırdığı sıcak yumurtaları doldurur, yolda ona buna sataşa sataşa üçüncü derste okula varırmış. Tehdit mehdit, ilkokulu ‘geçer’ karneyle bitirmiş. Aşçı olmuş. Demiryollarında makinistlere, kondüktörlere, hareket amirlerine tavuk haşlamış, pilav pişirmiş. Ciğerleri, ağzının kenarından düşmeyen Birinci sigarasına pes dediğinde hiç ikiletmemiş “Biraz daha” dememiş. Öğretmene ‘Geçer’ değil ‘Pekiyi’ de yazdırabilirmiş…

Karneleri alınca köşedeki pastaneye gidip muzlu rulo pasta yiyor, gazoz içiyoruz. Herhalde karne alacağız diye cebimizde fazladan üç beş lira var. Hakan abi de yanımızda. O neskafe içiyor. Sigara içtiğini halama söylersek “Vallahi öldürür bizi Kuran evliya çarpsın.” Acaba neskafeyi söyleyebiliyor muyuz? Bence söylemeyelim. Sonuçta o da çok güzel kokuyor. Hakan abinin karnesinde kırık varmış. Hiç şaşırmadık. Kurul kararıyla kalmış. Of pasta da çok güzelmiş. Hakan abinin aklına bir fikir gelmiş. Yanımızda kaç para varmış?
Cebimizden çıkanlara bakıyoruz, ancak Üsküdar’a gider, geri de dönemez. Hakikaten de dönmüyor. Üç gün sonra kapının önündeki merdivenlerde yumiyum yerken sipsivri köpek dişleriyle pat sırıtıveriyor karşımızda. Sarıyer’e gitmiş, gezmiş dolaşmış. Neden Sarıyer? Valla hiç bilmiyor. O an Sarıyer’i çok merak ediyorum. Eğer bir gün karnem kötü gelirse ben de Sarıyer’e gidip neskafe içeceğim. Belki bir tane de muzlu rulo pasta alırım. İnsan alışkanlıklarından kolay vazgeçemiyor. Halam Hakan abiyi görünce kıyametleri koparıyor. Bir vuruyor, bir öpüyor. Kafasındaki patatesler yerlerde…

Ablam karnesini almaya gitmez. ‘Sivil’ giyinmekten hoşlanmıyor çünkü. Kot montu yakışmıyor. Kadife pantolondan poposu çıkıyor. Kakülleri, of, size ne, gitmiyor işte gitmiyor. Ben giderim. Bakkala, tanzime, kasaba ben giderim. Annemin 60 numara Ören Bayan’ı bitse tuhafiyeye de ben giderim. Misafir gelirken pastaneye gider, içine bir parça kaşar peyniri ve domates dilimleri koyduğumuz yuvarlak sandviç ekmeklerinden alırım. Fotoğraf tab ettirmek için Serkan abiye, babamı çağırmak için kahveye, botlarımın tabanını çaktırmak için Yaşar Amca’ya ben giderim. Neyse, kadife eşofmanlarımı giyip ablamın karnesini almaya da ben gidiyorum.
Öğretmenleri alışkın. Ayrıca onların kantininde tost yemeyi ve dut ağacının altında oturmayı da seviyorum. Adı okunuyor. Ah be ablacım teşekkür almışsın. Aslında saçların da çok güzel. Neyse asarız şimdi duvara, karınca duasının yanına. Hatta dur dur, eve giderken bir tane de muzlu rulo pasta alırım. Karneyi ve pastayı arkama saklayıp, ‘matematik zayıf’ derim. Sonra birden ‘Teşekkür’ü çıkarır, “Attım kızım, teşekkürü kapmışın” der, muzlu rulo pastayı da sehpaya bırakırım... Bir seviniriz, bir seviniriz…

Zaten muzlu rulo pasta yeme kısmı dışında karne almak berbat bir şey ve dayımın öğretmeninin de dediği gibi Allah kahretsin… Gelecekte çocuklara karne değil muzlu rulo pasta verilsin.