Şurama ne olmuş?

Aşk birine "Şurama ne olmuş?" diye sormaya benziyor. Birine kendini, kulağını, enseni, çeneni filan gösterip "Şurama ne olmuş?" diye sormaya yani, çok benziyor.

Adam kafasını hafif yana eğip çenesini gösteriyor. “Bak, tam şurası. Ne var orada?” diyor. Kadın yaklaşıp bakıyor. Sonra elliyor. “Bir şey yok, azcık kızarmış ama. Oynama” diyor. Akşam iş çıkışı saati market kasası sırasında, elindeki sepette bir küçük yoğurt, altılı kutu bira, dilimlenip poşetlenmiş tahıllı ekmek ve bir kutu çeri domates tutan genç bir adam, hemen önünde telefonunu kurcalayan yeşil atkılı, kahverengi botlu sevgilisine çenesinde büyüyen küçük yağ bezesini göstererek aslında şunu demek istiyor: “Ben seni çok seviyorum.” Aşk birine “Şurama ne olmuş?” diye sormaya benziyor. Birine kendini gösterip; kulağını, enseni, çeneni filan gösterip “Şurama ne olmuş?” diye sormaya yani, çok benziyor.

Banyo havlusu 14.90. Plastik çizme 69.90. Sırt kaşıma aleti. 19.90 lira. Markette sırt kaşıma aleti satıyorlar. Lavabo fırçasına benziyor. Mavi, siyah ve kırmızı renk seçenekleri de var. Okuldan çıkıp eve giderken şöyle bir çarşıyı gezen küt saçlı tarih profesörleri, bulmaca eki dolunca bahçedeki kedilere kızayım ve az da hava alayım diye sokağa çıkan emekli albaylar, kabul gününden dönen orta yaşlı kadınlar, çocuklarını vişne suyu içip üzümlü kek yesin bir de işte saçlarını sulu boyayla filan boyasın diye gönderdikleri kreşten almaya giden genç babalar, sırt kaşıma aletine bakıp yerine koyuyor. Dudakları kıpır kıpır: Allah kimseyi muhtaç etmesin. Allah herkese “Evet
Hilmiciğim, tam orası. Nasıl kaşınıyor anlatamam. Çok iyi geldi. Teşekkür ederim” demeyi nasip etsin. Market ay sonunda elinde kalan malları geri gönderecek. Yeni sipariş de vermeyecek. Aşk, sırt kaşımaya benzeyecek: Hah işte tam orası!

Telefon eden herkes, aynı şeyi soruyor: Uyuyor muydun yoksa? Hay Allah uyandırdım mı? Kapatayım, sonra ararım… Yok, ben söyleyeyim, Nagihan teyze uyumuyordu. Nagihan teyze zaten pek uyumuyor, içi geçiyor. Onunki kedi uykusu, kuş uykusu. Salondaki koltukta, örgü battaniyenin altında, canı hiç yatağa gitmek istemiyor. Ballı süt iç diyorlar yatmadan, onu da canı çekmiyor. Nagihan teyze evde yalnız olduğu ve bütün gün hiç konuşmadığı için, telefonda sesi hep yeni uyanmış gibi çıkıyor. Nagihan teyze’yi üzmeyin.
Nagihan teyze uyumuyor. Aşk galiba en çok biriyle konuşmaya benziyor.

Küçükken annemle gittiğim bir altın gününde, ev sahibinin yaptığı tavukgöğsü tatlısından tam bir borcam yemiştim. Tavukgöğsü lokmaları boğazımdan kayıp giderken beni neredeyse ağlatmış, ikinci dilimi üçüncü, beşinciyi altıncı takip etmişti. Süper ince çoraplı, parlak kırmızı rujlu, permalı, basenli, ev terlikli teyzeler tabaklarında henüz dokunmadıkları tavukgöğsü tatlılarını da istersem alabileceğimi söyleyince hiç ikiletmemiş, elimde çatalımla koltukları dolaşa dolaşa teyzelerin tabaklarındaki tatlıları da son lokmasına kadar sıyırmıştım. Annem benden çok utanmıştı. Benim tek düşündüğümse bir parça daha tavukgöğsüydü. Boğazımdan kayıp giderken beni ağlatacak bir parça tavukgöğsü. Aşk aslında galiba en çok tavukgöğsüne benziyor. Çok sevince çünkü, üstünde el örgüsü beyaz kazak, altında kırmızı külotlu çorap, yanakların al al ve elinde çatal, koltuk koltuk gezebiliyorsun. Çünkü seviyorsun.
Masaya bir küçük koyuyor, onu üst üste altı kere aramak istiyorsun. Pişirip borcama dökmek, soğutup kesmek, spatulayla alıp tatlı tabağında servis etmek istiyorsun. Aşkı en çok tavukgöğsüne benzetiyorsun. İçerideki odada başka çocuklarla çizgi film izlerken bile çünkü onu düşünüyorsun. Üzerine tarçın serptiğini hayal ediyorsun…