Teyzee, teyzee, teyzee

Teyzeler, akrabaların peynirli su böreği. Hep bir parça daha istiyorsun. Küçükken, hep onda kalmak istiyorsun. Hep birinde kalmayı istemek ne güzel.

Akrabalar, sanıyorum, bir zamanlar ne kadar küçük olduğumuzu ve ama şimdi ne kadar da büyüdüğümüzü belirli aralıklarla hatırlatmak için var. Ya da onlar salonda kalan son oksijeni de emedursun, ağız ucuyla bir kuru “Hoş geldiniz” salladıktan sonra “Çok dersim var” yalanıyla yanlarından sıvışmamız için de olabilirler. Bilemiyorum.

Bizimle yaşıt şişko kızları sindi bebeğimizin kafasını koparınca oturup salya sümük ağlamamız, pijamalı bacaklarımızı sallayıp laf dinlerken dinlerken… Hoop, kanepede uyuyakalmamız, uyandığımızda gittiklerini görüp sevinmemiz ve getirdikleri kurupasta kutusunun içinden en sevdiklerimizi seçmemiz için mi varlar yoksa? At nalı gibi olan kurupasta ne güzel. Kakaolusu.

Üç beş yılda bir “Beni hatırladın mı?” sorusunu duyalım, duyalım da cevap veremeyelim, annemiz araya girsin, kocaman açtığı gözleriyle “Hatırlamaz olur mu Recai amcası” yapsın, “Hani küçükken Recai amcanların bahçesindeki merdivenlerden düşmüştün de kafana dikiş atılmıştı” desin diye olmasınlar sakın… Ya da “Hatırlamıyorum Recai amca. Zorlama. Bak annem de dedi düşerken kafamı çarpmışım” diyemeyelim, kalakalalım diye…

Ama teyzeler öyle değil. Teyzeler, akrabaların peynirli suböreği. Hep bir parça daha istiyorsun.

Mesela küçükken, hep onda kalmak istiyorsun. Hep birinde kalmayı istemek ne güzel. Sana kek pişirsin, yanına süt koysun istiyorsun. Koyuyor da. Bir fenalık yapınca, “Aa bu ne?” diye merak edip saçına doladığın fön fırçasını çıkaramayınca o gelip halletsin, keserek çıkarsın, annen çakmasın diye de saçını yandan tek kuyruk toplasın istiyorsun.

İnadiye yokuşundan inip, Bulut Apartmanı’na girmek, aslanlı zilini çın çın çalmak, kapıyı açınca sarılmak istiyorsun. Terasa dizdiği camgüzelleri, aşkmerdivenleri, devetabanları arasında oturup geleni geçeni izlerken Alptekin Pastanesi’nden aldığı çikolatalı pastadan bir dilim daha kessin diye bakıyorsun.

Teyzelerin buzdolabında beyaz gazozlar sıralanır, borcamda fava soğur, teyzeler Tekel’den emekli olur, sigara içmez, memeleri kocamandır, sen ‘missıntarım nayımkiya a a, missıntarım nayımkiya a a’ şarkısını söylerken alkışlar, Üsküdar’da oturur, ailedeki herkesin doğum gününü bilir, bir şeyini beğensen çaktırmadan hemen çantana atar, teyzelerin etekleri, bluzları, kolyeleri hep güzel olur. Teyzeler güzel olur. Saçları, parmakları, dudakları güzel olur. O dudaklarla “Sevgisiz yaşanmaz Umur” der. Umur da demez ki, “Sevgisiz yaşanmaz da teyzesiz yaşanır mı?”

Artık teyzesi olmayan biri nasıl yaşar, ne yapar, ne giyer, ne konuşur bilmiyoruz. Cacık yapıyoruz mesela, çamaşır asarken mandalı aşağı düşürünce “hiiih” diyoruz, köpeklerin kafasını, kedilerin gıdısını okşamaya devam ediyoruz, bir banka oturuyoruz, acaba dışarıdan bakınca teyzemizin olmadığı anlaşılıyor mu diye düşünüyoruz. Yanımızdaki kızın telefonu çalıyor, “Teyze geldim ben, havuzlu parkta bekliyorum seni” diyor. Yavaşça kalkıyoruz. Çünkü artık bazı şeylere bakamıyoruz.
Eve gidip ‘Teyzem’i açıyoruz.

Güzel Üftade “Söylesene Umur bir sevdiğin var mı? Hadi Umur söyle, kimi seviyorsun?” diye sorduğunda Umur’la aynı anda biz de cevap veriyoruz: Teyzemi.